4 Nisan 2025 Cuma

Bentour Reisen’den Türkiye tutkunlarına bahar müjdesi...

 

HABER-TALİN ŞİRİNPINAR


Bentour Reisen’den Türkiye tutkunlarına bahar müjdesi: Seçili otellerde kişi başı 50 €'ya varan tatil harçlığı

Bentour Reisen, baharın gelişiyle birlikte Türkiye’ye seyahat etmeyi planlayan tatilciler için cazip bir kampanyaya start verdi. 1 – 30 Nisan 2025 tarihleri arasında, seyahat tarihi 31 Ekim 2025’e kadar olan ve en az 7 gece konaklamalı bir paket tatil rezervasyonu yapan misafirler, seçili otellerde yetişkin başına 50 €’ya varan tatil indirimi kazanıyor.

Bu kampanya ile Bentour Reisen, otel partnerleriyle birlikte hem seyahat acentelerine hem de misafirlerine ek bir rezervasyon teşviki sunmayı hedefliyor.

Kampanyaya dahil olan oteller, her tatil beklentisini karşılayacak nitelikte: İster ailece geçirilen dinlendirici bir tatil, ister çiftlere özel romantik bir kaçamak ya da kapsamlı bir wellness deneyimi arayanlara hitap ediyor.


Kampanya koşulları:

Rezervasyon dönemi: 1 – 30 Nisan 2025

Seyahat dönemi: 31 Ekim 2025’e kadar

Minimum konaklama süresi: 7 geceYalnızca paket tatiller için geçerlidir

İndirim, toplam seyahat tutarına dahil edilmekte olup, ayrı bir kalem olarak gösterilmektedir. Seyahat acenteleri, tatil indirimi düşülmeden önceki orijinal toplam seyahat tutarı üzerinden tam komisyon almaya devam edecektir.

Bentour Reisen CEO’su Deniz Uğur kampanya ile ilgili şu açıklamada bulundu:

“Seçili otel iş ortaklarımızla olan güçlü bağlarımız sayesinde bu kampanyayı hayata geçirebildik. Bizim için önemli olan, herkesin eşit şekilde kampanyadan faydalanabilmesidir. Bu nedenle acentelere, indirimsiz orijinal fiyat üzerinden tam komisyon ödenmesi bizim için bir ön koşuldur.”

Kampanya, seyahat acentelerine misafirlerine kısa vadede değerli bir ek avantaj sunma fırsatı tanıyor. Bentour Reisen, istenilen otelde yer bulabilmek ve tatil indiriminden faydalanabilmek için erken rezervasyon yapılmasını tavsiye ediyor. Rezervasyonlar her zamanki sistemler üzerinden gerçekleştirilebiliyor.

1 Nisan 2025 Salı

Tip 2 Diyabette Cerrahi Tedavi mümkün mü?

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Tip 2 Diyabette Cerrahi Tedavi mümkün mü?

Obezite cerrahisi, tip 2 diyabetin tedavisinde son yıllarda giderek daha fazla tercih edilen bir yöntem haline geldi. Peki bu yöntemler güvenli mi, riskleri neler, ameliyat sonrası süreçte hastaların nelere dikkat etmesi gerekir?

Tüp mide, gastrik bypass ve transit bipartisyon gibi cerrahi işlemlerin tip 2 diyabetin tedavisindeki etkilerine değinen Dr. Taha Klinik Hekimlerinden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Şükrü Aslan, “Hangi ameliyatın uygulanacağı, hastanın durumu ve klinik değerlendirme doğrultusunda belirlenmeli. Ancak tüm bu yöntemler, diyabetin cerrahi tedavisinde oldukça etkili. Uygun hastalara yapılabilen Transit bipartisyon ameliyatı, önceki cerrahi prosedürlerin iyileştirilmesi ve kombine edilmesi ile geliştirilmiş bir ameliyattır. Bu yöntemle bir taraftan tüp mide ameliyatı gibi mide küçültülürken, diğer yandan gastrik bypass ameliyatındaki gibi gıdaların daha hızlı ince bağırsakların sonuna ulaşması sağlanır. Böylece oluşturulan metabolik etkilerle tip 2 diyabet hastalarına fayda sağlanmış olur.” Dedi.

Kronik hastalıklara olumlu etkisi kanıtlandı

Obezite cerrahisinde kilo kaybı sağlamanın yanında hastaların kronik hastalıkları üzerindeki olumlu etkilerinin varlığına dikkat çeken Dr. Şükrü Aslan, “Tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apne sendromu gibi hastalıklar çoğu zaman obeziteyle ilişkilidir. Hastalar kilo verdiklerinde, sadece obeziteden değil, diyabet, hipertansiyon ve eklem problemleri gibi hastalıklardan da kurtulma şansı elde edebilirler.


Ayrıca yıllarca diyet ve egzersizle kilo vermeye çabalayan ancak bu konuda başarılı olamayan hastalar için obezite cerrahisi gündeme gelebiliyor. Özellikle tüp mide ve gastrik bypass gibi işlemler, hastaların metabolik sağlıkları üzerinde olumlu etkiler yaratabiliyor ve çoğu zaman diyabet tedavisinde ilaç kullanımını büyük oranda ortadan kaldırabiliyor.” ifadelerini kullandı.

Ameliyat sonrası süreçte dikkat edilmesi gerekenler

Ameliyat sonrası iyileşme süreci ile ilgili de bilgi veren Dr. Aslan, “Literatür, tüp mide ve safra kesesi ameliyatlarının risklerinin artık birbirine yakın olduğunu belirtiyor. Eğer klinik deneyim yeterliyse, riskler genellikle hastanın obezite durumu ile doğru orantılı olarak artar. Laparoskopik cerrahi teknikler, hastalar için büyük bir avantaj sağlıyor. Kısa süren ameliyatlar, hızlı iyileşme, tokluk hissi ve düzenli diyetle kilo kontrolü gibi faktörler, obezite cerrahisinin önemli artılarındandır. Öte yandan obezite cerrahisi sonrasında hastaların en çok karşılaştığı zorluklardan biri de, alışkanlıklarının değişmesidir. Hastalar, ameliyat sonrası küçük mide hacmi ile daha az yemek yediklerinden ve ameliyatın metabolik etkilerinden dolayı iştahları genellikle azalır. Ancak bazı hastalarda ‘bu kadar az yemek insana yeter mi’ şeklindeki düşüne yapısı ve çevre baskısı ile bazı hastalarda psikolojik yemek yeme isteği, süreci olumsuz yönde etkileyebilir. Bu yüzden, hastaların diyetisyen ve doktor kontrolünde, önerilen miktarlarda beslenmeleri oldukça önemlidir. Aynı zamanda yapılan tedavinin kişiden kişiye farklı sonuçlarla neticeleneceğinin bilinmesi gerekir ve hastalar başka hastalar ile asla kendilerini kıyaslamamalıdır.” Şeklinde konuştu.



Önemli olan, yaşam boyu sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürebilmektir.

Hastaların genellikle ameliyat sonrası kendilerini daha iyi hissettiğini belirten Dr. Aslan, "Bazı hastalar, kilo verme sürecinde işler iyi giderken ‘acaba bundan da yesem bir şeyler olur mu’ düşüncesi ile çeşitli kaçamaklar yapabilmekte, 'Ben bunlardan da yedim, bir şey olmadı, kilo almadım' gibi düşüncelerle, eski alışkanlıklarına geri dönebilmekteler. Ancak bu tür kaçamaklar, tekrar kilo alma riskini beraberinde getirir. Önemli olan, yaşam boyu sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürebilmektir. Obezite cerrahisi, yalnızca kiloların kontrol altına alınmasını sağlamaz, aynı zamanda hastaların hayat kalitesini artırır ve obeziteye bağlı kronik hastalıkların riskini büyük oranda azaltır.” Şeklinde bilgi Verdi.

Sabiha Gökçen Airport Hotel’de yoğun iş ve seyahat temposu konforlu bir molaya dönüşüyor


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Sabiha Gökçen Airport Hotel’de yoğun iş ve seyahat temposu konforlu bir molaya dönüşüyor

Konum ve ulaşım avantajı ile misafirlerine konforlu bir konaklama deneyimi sunan İstanbul Sabiha Gökçen Airport Hotel, yemek keyfi, kutlama organizasyonları, buluşma ve networking toplantıları gibi çeşitlendirilmiş hizmetleriyle bir havalimanı oteli olmanın ötesine geçti.

Türkiye'nin ikinci, Avrupa'nın dokuzuncu en yoğun havalimanı olan İstanbul Sabiha Gökçen (İSG) Uluslararası Havalimanı ile entegre olan İSG Airport Otel, sunduğu konfor ve kolaylıklarla misafirlerinin seyahat deneyimini eşsiz biçimde tamamlıyor.

Yolcu memnuniyetini artırmaya yönelik operasyonlarla 2024 yılını 41,5 milyon yolcu sayısına ulaşarak rekorla kapatan İstanbul Sabiha Gökçen, havalimanı yerleşkesi içindeki İSG Airport Otel ile özellikle aktarmalı ya da kısa süreli seyahat eden yolculara yüksek standartlarda konaklama imkanı sunuyor.

İSG Airport Otel, merkez noktalara yakınlığı ve sahip olduğu ulaşım kolaylığıyla ‘şehrin havalimanı’nın içinde bir havalimanı otelinden çok, şehir oteli standardında misafirlerini ağırlıyor. Farklı seçeneklerdeki 128 odası, toplantı salonları ile yerel ve uluslararası mutfaklardan seçkin lezzetler sunan otelin restoranı Blue Sky, seyahatleri beş yıldız seviyesinde konforlu hale dönüştürüyor.

                                                       


Havalimanı otellerinden ayrışıyor

Havalimanı otelleri, dünyanın farklı coğrafyalarından gelen ve maksimum 24 saat geçiren konuk profiliyle konaklama hızı oldukça yüksek segmentte yer alıyor. 12 saatlik müşteri yoğunluğu öne çıkan İSG Airport Otel, vizyonu ve tecrübeli kadrosuyla kısa süreli konaklamalarda misafirlerin en iyi deneyimle seyahatlerini sürdürmelerinde önemli bir durak oluyor. Ancak İSG Airport Otel, havalimanın gelişim sürecine paralel olarak zaman içinde havalimanı oteli olmanın da ötesine geçti.

Yaklaşık 12 yıldır İSG Airport Otel’de çeşitli kademelerde görev yapan ve son olarak genel müdürlük sorumluluğunu üstlenen Mehmet Zeren, Sabiha Gökçen’in yıllar içindeki hızlı büyümesinin ve değişen yolcu profilinin en önemli tanıklarından biri. Değişen ve çeşitlenen talepler doğrultusunda otel hizmetlerindeki dönüşümleri hızla hayata geçirdiklerini aktaran Zeren, konaklayan yolcuların yüzde 80’inin yabancı, geri kalanının ise Bursa, Balıkesir, Sakarya gibi komşu illerden geldiğinin altını çizdi. Havalimanı ve çevresinde son dönemde artan otel kapasitesine dikkat çeken Zeren, İSG Airport Otel’in avantajları hakkında şunları söyledi: Sabiha Gökçen Airport Hotel olarak yoğun tempoya sahip misafirlerin konaklamalarını en rahat şekilde yapabilmeleri için çalışıyoruz. Özel olarak tasarlanan ve havalimanına 3 dk yürüyerek ulaşılabilen otelimize, bagajı fazla olan iç ve dış hat yolcularımız ücretsiz hizmet veren shuttle servisler ile birkaç dakikada varıyor. Sabiha Gökçen Havalimanı - Kadıköy metro istasyonunun bir girişi de otelimizin önünde bulunuyor. Metro ulaşımı avantajı nedeniyle zaman yönetimi açısından büyük kolaylık sağlayan otelimiz, aktarmalı uçuş yolcularının yanı sıra iş seyahati için İstanbul’a gelen yolcular tarafından da öncelikli olarak tercih ediliyor. Misafirlerimiz metro ulaşımı sayesinde Bostancı, Üsküdar, Kadıköy gibi merkezlere 20 ila 30 dakika aralığında ulaşabiliyor. Hem İstanbul’a komşu şehirlerden otele ulaşımın kolaylığı hem de metro sayesinde belirli süreliğine şehir merkezlerine ulaşım imkanı otelimizin en önemli avantajı. Bu eşsiz konum avantajı toplantı organizasyonları için otelimizi öne çıkarıyor.”

“Özel günlere de ev sahipliği yapıyoruz” 

Otelin geniş toplantı odaları (Galata, Haliç, Boğaziçi, Dolmabahçe, Topkapı), son teknoloji ve kişiselleştirilmiş hizmet seçenekleri ile kurumsal ihtiyaçların yanı sıra kına, nişan, düğün vb. gibi özel gün buluşmaları için de tercih edildiğini ifade eden Mehmet Zeren, “Toplantılar, seminerler ve atölyeler için ideal ortamı sağlarken oturma düzenlerini isteğe göre oluşturuyoruz. En son teknolojiyle donatılmış, 220 kişilik kapasiteye sahip balo salonumuzda en mutlu günlere ev sahipliği yapıyoruz.  Ayrıca otelimizin geniş bahçe alanı açık hava toplantıları, ilkbahar ve yaz kutlamaları için ideal bir ortam sunuyor. Kahvaltı süremizin de müşteri profilimiz doğrultusunda diğer otellerden farklılığı bulunuyor. 120’den fazla çeşitten oluşan açık büfe kahvaltı servisimiz sabah 04.30 – 10.00 saatleri arasında açık oluyor. Misafirlerimize en hızlı resepsiyon hizmeti sunarak bir an önce istirahatlerine başlamaları için titiz davranıyoruz. Şu anda bir misafirimizin resepsiyon hizmeti 3 dakikayı geçmiyor. Bu yıl check-in ve checkout işlemlerimizi daha da hızlandırmak amacıyla self check-in/checkout kiosklarını kullanıma sunacağız. Hizmet seçeneklerimizi geliştirerek sadece bir havalimanı oteli olmaktan öte şehrin oteli olma yolundaki çabalarımızın karşılık bulduğunu görüyoruz. Bu yöndeki geliştirmelerimizi sürdüreceğiz. Hedefimiz en üst limitlerde hizmet verebilmek.” şeklinde konuştu.

Sabiha Gökçen Havalimanı’nın hızlı büyümesine ve gelecek potansiyeline dikkat çeken Zeren, yeni terminal projesi ile birlikte konaklama talebinde de artış bekliyoruz. Dolayısıyla otelin hacminin büyütülmesi yeni terminal binasıyla paralel ilerleyecek. Sabiha Gökçen’deki yolcu sayısının sürekli artışı otel tarafında da kapasite artırımını zorunlu hale getiriyor.” değerlendirmesini yaptı.

Müşteri memnuniyetine yönelik entegre hizmetler

İstanbul Sabiha Gökçen (İSG) Uluslararası Havalimanı, 2024 yılında dünyada en fazla ziyaret edilen şehirler arasında yer alan İstanbul’u, 52 ülkede 104 dış hat 38 iç hat toplamda142 destinasyon ile buluştururken İSG Airport Hotel, İSG bağlantılı seyahatleri konforlu bir deneyimle tamamlıyor. İSG Airport Hotel, Sağlık Kulübü'ndeki fitness merkezi ve spa hizmetlerinden farklı lezzetler barındıran menüsüne, kuru temizlemeden bilgisayar kullanım olanaklarına kadar ihtiyaç duyulabilecek tüm alanlarda entegre hizmet sunuyor.


Fujifilm, GFX Serisindeki İlk Sabit Lensli Dijital Kamerayı Tanıttı: FUJIFILM GFX100RF


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Fujifilm, GFX Serisindeki İlk Sabit Lensli Dijital Kamerayı Tanıttı: FUJIFILM GFX100RF

Dünyanın en büyük fotoğrafçılık ve görüntüleme cihazları üreticisi olan Fujifilm, GFX Serisi’ndeki ilk sabit lensli dijital kamera olan FUJIFILM GFX100RF’yi tanıttı. 102 MP büyük format sensörü, gelişmiş yapay zeka destekli otomatik odaklaması ve yenilikçi tasarımıyla GFX Serisi tarihindeki en hafif model, büyük formatta benzersiz bir fotoğrafçılık deneyimi sunuyor.

Çalışmalarını dünya çapındaki tüm insanların yaşam kalitesini artırmaya yardımcı olmak hedefiyle yürüten Fujifilm, orta formatta üstün görüntü kalitesi sunan FUJIFILM GFX100RF modelini tanıttı. GFX Serisi’nin ilk sabit lensli dijital kamerası olan GFX100RF, 102 megapiksel çözünürlük sunan GFX 102MP CMOS II sensörü ve gelişmiş X-Processor 5 görüntü işlemcisi ile donatılmış durumda. Yaklaşık 735 gram ağırlığıyla GFX Serisi’nin en hafif modeli olan GFX100RF, taşınabilirliği ve kullanım kolaylığıyla öne çıkıyor. GFX100RF, 35mm F4 lens (35 mm formatında 28mm’ye eşdeğer) ile birlikte sunuluyor. Gelişmiş yapay zeka destekli konu algılama teknolojisi ve yüksek hızlı otomatik odaklama (AF) özelliği sayesinde, günlük çekimlerden sokak fotoğrafçılığına kadar geniş bir kullanım yelpazesi sunuyor. Fujifilm, GFX100RF ile orta format fotoğrafçılığı daha erişilebilir hale getirerek, yüksek kaliteli fotoğrafçılık deneyimini hem profesyonellere hem de fotoğraf tutkunlarına ulaştırmayı hedefliyor.

Kompakt tasarım, analog dokunuş ve üstün görüntü kalitesi

GFX100RF, fotoğrafik film ve analog kameralar konusundaki Fujifilm uzmanlığını dijital dünyaya taşıyan bir "En Boy Oranı Kadranı" ile donatılmış ilk modeldir. Bu kadran, kullanıcıların dokuz farklı çekim formatı arasında kolayca geçiş yapmasını sağlayarak yaratıcı süreci daha keyifli hale getiriyor. Yeni eklenen “3:4” ve “17:6” formatları, orta format fotoğrafçılığın sunduğu geniş perspektif olanaklarını daha da zenginleştiriyor. Dijital Telekonvertörözelliği ile 35mm odak uzaklığını 45mm, 63mm ve 80mm’ye kadar genişletme imkanı sunarak farklı sahne ve çekim koşullarına uyum sağlamayı kolaylaştırıyor. Hassas işlenmiş alüminyum üst plakası, lens halkasından alt plakaya kadar uzanan detaylarıyla premium bir kullanım hissi sağlıyor.

GFX100RF, GFX Serisi’ndeki en hafif model olarak, kompakt tasarımıyla taşınabilirliği ve rahat kullanımı bir araya getiriyor. Fujifilm, sabit lensli bir kamera olmasına rağmen gövde tasarımını tamamen optimize ederek önceki en hafif model olan GFX50R’den bile daha hafif bir model sunmayı başardı. Cihaz, GFX 102MP CMOS II sensörü ve X-Processor 5 görüntü işlemcisiyle olağanüstü detay ve renk doğruluğu sunarak düşük kumlanma, geniş dinamik aralık ve gelişmiş AF hassasiyeti sağlıyor. Fujifilm’in geliştirdiği yeni lens teknolojisi ve renk üretim sistemi, büyük formatlı fotoğrafçılığın tüm avantajlarını kompakt bir gövdede topluyor.

Yüksek çözünürlüklü ekran ve yeni kullanıcı arayüzü

GFX100RF, yeni tasarlanmış 3,15 inç, 2,1 milyon noktalı LCD ekrana sahiptir. Çekim simgeleri, 3:2 en boy oranına göre hizalanarak, kullanıcılara daha sezgisel ve akıcı bir fotoğrafçılık deneyimi sunar. Yeni çevresel görüşişlevi, vizörden bakarken kadraj dışındaki alanları yarı saydam veya çizgili biçimde göstererek kompozisyon üzerinde daha fazla kontrol sağlar.

Yeni 35mm F4 Sabit Lens ile üstün optik performans

Fujifilm, GFX100RF için özel olarak geliştirilen 35mm F4 sabit lensi ile kompakt bir yapıda üstün görüntü kalitesi sunuyor. Odak düzlem perdesi yerine yaprak perde mekanizması kullanan lens, daha kısa arka odak mesafesi ile daha kompakt bir gövde tasarımına imkan tanıyor. Minimum 20 cm netleme mesafesi, orta format bir kamerada dahi yakın çekim yapabilme özgürlüğü sunuyor. Nano GI kaplama teknolojisi, yansımaları en aza indirerek her çekimde maksimum netlik sağlıyor. GFX Serisi’nde ilk kez 4-stop ND filtresi ve her enstantane hızında flaşlı çekim yapabilme özelliği bu modelde sunuluyor.

Yüksek hızlı otomatik odaklama ve 4K video yeteneği

Fujifilm GFX100RF, yapay zeka destekli konu algılama teknolojisine sahip gelişmiş otomatik odaklama (AF) özelliği ile geliyor. Hayvanlar, araçlar, kuşlar ve uçaklar gibi birçok konuyu tanıyabilen bu sistem, fotoğraf ve video çekimlerinde daha yüksek doğruluk sağlıyor. 4K/30P 4:2:2 10-bit video kaydı, geniş dinamik aralık ve düşük kumlanmalı çekimler sunarken, F-Log2 sayesinde post prodüksiyonda esnek renk işleme kapasitesi ve renk doğruluğu sağlanıyor. Fujifilm’in yeni Frame.io entegrasyonu, video ve fotoğrafların doğrudan buluta yüklenmesine imkan tanıyarak çekim sonrası iş akışını hızlandırıyor.

Özel aksesuarlar ile tamamlanan premium deneyim

GFX100RF’nin kutu içeriğinde PRF-49 koruyucu filtre, özel adaptör halkası ve alüminyum lens başlığı bulunuyor. Fujifilm’in şık ip tipi omuz askısı ise GFX Serisi’ne ilk kez bu modelde dahil edilerek tasarımın premium kimliğini güçlendiriyor. Fujifilm, GFX100RF ile orta formatfotoğrafçılığı daha hafif, daha taşınabilir ve daha sezgisel hale getirerek, fotoğrafçılıkta yeni bir dönemin kapılarını aralıyor.


Fujifilm Türkiye Hakkında

Fujifilm, Türkiye’deki faaliyetlerini 2012 yılından bu yana Fujifilm Dış Ticaret A.Ş. olarak sürdürüyor. Şirket, Türkiye’de medikal sistemler, grafik sistemler, endüstriyel ürünler, dijital kamera ve fotoğraf baskı ürünleri alanında aktif olarak hizmet veriyor. Dünya genelindeki altıncı inovasyon merkezini 2017 yılında İstanbul’da açan Fujifilm Türkiye, faaliyette olduğu alanlardaki tüm ürünleri ise FujifilmTechnology Center’da sergiliyor. Fujifilm’in bu iki merkezi, yakın coğrafyada 50 ülkeye hizmet veriyor.