8 Nisan 2026 Çarşamba

Petrol krizi derinleşirken çözüm ‘EV’de bulundu 30 milyar TL’lik dönüşüm

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Petrol krizi derinleşirken çözüm ‘EV’de bulundu 30 milyar TL’lik dönüşüm

SPOT: Küresel enerji krizi derinleşirken EPDK’nın son düzenlemesi elektrikli araç ekosisteminde yeni bir dönemin kapısını araladı. EPDK’nın attığı adımın Türkiye’nin enerji dönüşümünde kritik bir eşik olduğunu vurgulayan ORGE CEO’su NevhanGündüz, “Bu alanda 2030 yılına kadar altyapı ve cihaz olmak üzere toplam 30 milyar TL’yi aşkın bir pazar oluşabilir” dedi.

Küresel enerji piyasalarında yeniden yükselen tansiyon, ekonomilerde dengeleri değiştirirken, çözüm arayışlarını da hızlandırdı. ABD–İsrail–İran hattında tırmanan gerilimin ardından petrol fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, özellikle enerji ithalatçısı ülkeleri alternatif kaynaklara yöneltirken, elektrikli araçlar bu dönüşümün merkezine yerleşti. Brent petrol fiyatlarının kısa sürede 100 doların üzerine çıkması ve arz tarafına ilişkin endişelerin artması, maliyet baskısını küresel ölçekte derinleştiriyor. Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası bir kesintinin fiyatları 150–200 dolar bandına taşıyabileceği öngörülürken, bu tablo enerji güvenliği konusunu yeniden ülkelerin öncelikli gündem maddesi haline getirdi.

EPDK’DAN KRİTİK ADIM

Bu süreçte Türkiye’den gelen düzenleyici adım, elektrikli araç ekosisteminde yeni bir dönemin kapısını araladı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) 23 Mart’ta ResmiGazete’de yayımlanan elektrikli araç şarj hizmetlerine yönelik yönetmelik değişikliğe gitti. Yeni düzenleme elektrikli araç (EV) şarj altyapısında oyunun kurallarını değiştirecek. EPDK’nın bu kritik adımı sektörde uzun süredir beklenen dönüşümü hızlandıracak bir hamle olarak değerlendiriliyor. Söz konusu düzenlemeyle şarj istasyonlarının kurulumu, işletilmesi, lisanslama süreçleri ve kullanıcı haklarına ilişkin çerçeve yeniden çizilirken, mobil şarj çözümleri ve serbest erişim altyapısı da sistemin parçası haline getirildi. Bu kapsamda 2030’a kadar yalnızca bu alanda 30 milyar TL’yi aşan dev bir pazar oluşması bekleniyor.

YATIRIM DALGASI BAŞLATACAK

Elektrikli şarj istasyonlarında sektörün lider oyuncularından biri olan ORGE’nin CEO’su Nevhan Gündüz, yaşanan gelişmeleri yalnızca sektörel değil, aynı zamanda jeopolitik bir kırılma olduğunu söyledi. Küresel ölçekte enerji güvenliği krizinin derinleştiğine dikkat çeken Gündüz, “EPDK’nın attığı bu adım Türkiye’nin enerji dönüşümünde kritik bir eşik” dedi. Yapılan düzenleme ile birlikte özellikle konut ve site tipi şarj çözümlerinde ciddi bir yatırım dalgasının başlayacağının altını çizen Gündüz, “Türkiye’de yalnızca ev ve site tipi AC şarj altyapısı için 2030’a kadar oluşacak toplam pazar büyüklüğü 31.5 milyar TL seviyesine ulaşıyor. Bu rakam, enerji ve teknoloji sektörleri için yeni bir yatırım dalgasının habercisi niteliğinde” dedi.

EN BÜYÜK SEGMENT

EV’in son dönemde sektörün en büyük segmenti haline geldiğini anlatan Gündüz, “Türkiye genelinde yaklaşık 20 milyon konut, 7-8 milyon apartman ve 1 milyondan fazla sitenin bulunduğu dikkate alındığında, ev tipi şarj altyapısının ölçeği daha net ortaya çıkıyor” diye konuştu. Gündüz şöyle devam etti: “Projeksiyonlara göre 2030 yılına gelindiğinde Türkiye yollarında 2.5 ila 3 milyon arasında elektrikli araç bulunacak. Bu araçların yaklaşık yüzde 60’ının evlerde şarj edileceği öngörülürken, toplamda 1.5 milyon şarj noktasına ihtiyaç duyulacağı hesaplanıyor. Özellikle apartman ve sitelerde ortak kullanım modelinin yaygınlaşmasıyla birlikte, her iki araç için bir şarj cihazı kurulacağı varsayımıyla yaklaşık 750 bin adet AC şarj cihazına ihtiyaç duyulacak.”

ALTYAPIYA BÜYÜK YATIRIM

Bu sektörde 2030 yılına 30 milyar TL’yi aşkın bir pazar büyüklüğünün oluşabileceğini anlatan Gündüz, şöyle devam etti: “Bugünkü fiyatlarla bir AC şarj cihazının ortalama 25 bin TL seviyesinde olduğu dikkate alındığında, yalnızca cihaz tarafında oluşacak pazar büyüklüğünün 18 milyar TL’yi aşması bekleniyor. Ancak asıl büyük maliyet kalemini cihazlar değil, altyapı yatırımları oluşturuyor. Kablolama, elektrik panoları, enerji yönetim sistemleri ve kurulum süreçlerini kapsayan altyapı yatırımlarının ortalama 15-20 bin TL seviyesinde olduğunu hesapladığımızda bu alandaki toplam pazar büyüklüğünün de 13.5 milyar TL’ye ulaşması bekleniyor. Tüm bu kalemler birlikte değerlendirildiğinde, yalnızca ev ve site tipi şarj altyapısında 2030 yılına kadar oluşacak toplam pazar büyüklüğü 31.5 milyar TL’yi buluyo

KUTU

Şarj hizmeti yönetmeliğinde değişiklik

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), elektrikli araçlara yönelik şarj hizmetlerini düzenleyen yönetmelikte değişikliğe gitti. 23 Mart’ta ResmiGazete'de yayımlanan düzenlemeye göre, şarj üniteleri ve istasyonlarının kurulumu ve işletilmesi, mobil şarj istasyonları, şarj ağının oluşturulması ile işletmecilerin lisanslandırılması ve faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar yeniden tanımlandı. Ayrıca, kullanıcıların hak ve yükümlülükleri ile serbest erişim platformunun kurulması ve işletilmesine yönelik düzenlemeler de kapsam içine alındı. Düzenlemeyle şarj ağı işletmecilerinin yetki ve yükümlülükleri de genişletildi. İşletmecilerin ülke genelinde şarj ağı kurarak hizmet sunma ve işletme yetkisi yeniden tanımlandı. İşletmecilerin yaptıkları ortak dolaşım anlaşmalarının imzalanmasını takiben 30 gün içinde kuruma bildirmesi zorunlu hale getirildi.


7 Nisan 2026 Salı

TÜRKİYE’NİN KÖKLÜ MARKALARI GELECEĞE TAŞINAN BİR MİRAS


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



TÜRKİYE’NİN KÖKLÜ MARKALARI GELECEĞE TAŞINAN BİR MİRAS

Türkiye’nin köklü markalarını bir araya getirmeyi amaçlayan Yüzyıllık Markalar Derneği, araştırma projeleri, yayınları ve Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi ile markaların tarihsel mirasını görünür kılmayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı hedefliyor.

Türkiye, yüzyılı aşan geçmişiyle yalnızca ticari başarı hikâyeleri değil, aynı zamanda kültürel miras niteliği taşıyan güçlü markalara da ev sahipliği yapıyor. Kuşaklar boyunca üretim geleneğini, ticaret kültürünü ve kurumsal hafızayı taşıyan bu markalar, bugün sadece ekonomik hayatın değil, toplumsal hafızanın da önemli unsurları arasında yer alıyor. Bu nedenle köklü markalara bakmak, şirket tarihlerini görünür kılmanın yanı sıra, Türkiye’nin üretim kültürünü ve süreklilik kurma becerisininanlaşılmasına da olanak sağlıyor.

Dünya tarihinde markalaşmanın güç kazanması, sanayi devrimi ve modern ticaret ağlarının gelişmesiyle birlikte hız kazandı. Avrupa ve Amerika’da 19. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan birçok marka, zaman içinde yalnızca hem ticari başarıları hem üretim kalitesi hem de kurumsal kimliği ve nesiller boyunca sürdürülen değerleriyle ülkelerin ekonomik ve kültürel hayatında kalıcı bir yer edindi.


Türkiye’deki markalaşma kültürü ise Osmanlı döneminin lonca kültüründen Cumhuriyet’in sanayileşme ve üretim hamlelerine uzanan bir tarihsel birikime dayanıyor. Bu tarihsel süreklilik içinde bazı markalar yalnızca faaliyetlerini sürdürmekle kalmadı; şehirlerin, bölgelerin ve toplumun ortak hafızasında da yer edindi. Bu nedenle köklü markaların tespiti, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması giderek daha fazla kültürel bir sorumluluk olarak ele alınıyor.

Yüzyıllık Markalar Derneği

Bu yaklaşım doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Yüzyıllık Markalar Derneği, Türkiye’de yüz yılı aşan markaların tarihsel ve kurumsal mirasını görünür kılmayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet gösteriyor.

Dernek, köklü markaların tarihsel süreçlerini araştırmayı, belgelemeyi, korumayı ve akredite etmeyi hedeflerken markaları yalnızca ekonomik varlıklar olarak değil, aynı zamanda kültürel ve kurumsal mirasın taşıyıcıları olarak ele alıyor.

Üretim Kültürünün Taşıyıcısı: Asırlık Markalar

Yüzyıllık Markalar Derneği’nin temel hedeflerinden biri Türkiye’de yüz yılı aşan markaları bir araya getirerek bu markaların tarihsel süreçlerini kayıt altına almak ve kültürel sürekliliklerini güçlendirmek. Bir kurumun varlığını nesiller boyu koruması, ticari başarının ötesinde anlamlar barındırır; bu devamlılık, bir ülkenin üretim disiplinine olan sadakatini, öz değerlerini yaşatma gücünü ve dönüşen zamanın ruhuna eklemlenme becerisini simgeler. Geçmişin birikimini bugünün vizyonuyla harmanlayan bu köklü yapılar, toplumsal hafızanın canlı birer parçası olarak varlık gösterir. Kendi alanında birer okul niteliği taşıyan asırlık kuruluşlar, ülke kimliğinin inşasında ve küresel itibarın yükselmesinde en stratejik dayanak noktaları arasında yer alır. Her bir marka, gelenekle yenilik arasında kurulan o sağlam köprünün birer mimarı sayılarak geleceğe ışık tutar.  Yüzyıllık Markalar Derneği Başkan Yardımcısı Asude Alkaylı, derneğin yaklaşımını şu sözlerle ifade ediyor: “Yüzyıllık Markalar Derneği, klasik iş dünyası derneklerinden farklı olarak markaları yalnızca ekonomik varlıklar olarak değil, aynı zamanda kültürel ve kurumsal miras unsurları olarak ele alan özgün bir sivil toplum platformudur. Amacımız geçmişi yüz yılı aşan markaların tarihsel, kültürel ve kurumsal mirasını belgelemek, korumak, akredite etmek ve bu birikimi gelecek kuşaklara aktarmak.”

Dünyada Bir İlk: Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi

Derneğin en dikkat çeken projelerinden biri Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi. İstanbul Sultanahmet’te yer alan müze, Türkiye’de yüz yılı aşmış markaların hikâyelerini, belgelerini, objelerini ve görsel arşivlerini bir araya getirerek ziyaretçilere sunuyor. Turing ev sahipliğinde hayata geçirilen müze, yüzyılı aşmış markaları akreditasyon sürecinden geçirerek kayıt altına alan yapısıyla dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor. 

Yüzyıllık Markalar Derneği Başkan Yardımcısı Asude Alkaylı, müzenin önemini şöyle anlatıyor:

“Turing Yüzyıllık Markalar Müzesi ülkemizde gerçek anlamda yüz yılı aşmış markaları bir araya getiren ve akreditasyon sürecinden geçirerek kayıt altına alan Yüzyıllık Markalar Derneği’nin en önemli projelerinden biri ve bu yönüyle de dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor.”

Müze ziyaretleri ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor; beş kişi ve üzeri grup ziyaretleri için ise önceden iletişime geçilmesi gerekiyor. 

KÜLTÜREL SÜREKLİLİĞİN TAŞIYICILARI

Yüzyıllık Markalar Derneği, markaların yalnızca ekonomik değerler değil, aynı zamanda kültürel miras unsurları olduğunu vurgulayan çalışmalar yürütüyor. Bir şehrin, bir toplumun ve hatta bir ülkenin hafızasında yer eden markalar; üretim geleneğini, ticaret kültürünü ve kurumsal sürekliliği temsil ediyor. Dernek, yürüttüğü projeler ve geliştirdiği iş birlikleri aracılığıyla Türkiye’nin köklü markalarını görünür kılmayı ve bu birikimi gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyor.


Duygu Tatar, Gürok Turizm Grubu Marka ve Pazarlama İletişimi Direktörlüğü görevine vekâleten atandı.

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


GÜROK TURİZM GRUBU’NDA ÜST DÜZEY ATAMA

Türkiye’nin en büyük özel sektör gruplarından Gürok Grup bünyesinde turizm sektöründe faaliyet gösteren markaların pazarlama ve iletişim süreçlerinde üst düzey bir atama gerçekleşti. Ultra lüks segmentte hizmet veren JOALI’de Pazarlama İletişimi Direktörü olarak görev yapan Duygu Tatar, Gürok Turizm Grubu Marka ve Pazarlama İletişimi Direktörlüğü görevine vekâleten atandı.

Mevcut görevine ek olarak yeni görevinde Tatar; JOALI markasının yanı sıra, turizm sektöründe yaklaşık 35 yıllık köklü geçmişe sahip Ali Bey Hotels& Resorts ile Akdeniz’in ilk villa oteli olarak konumlanan BIJAL markalarının marka ve pazarlama iletişimi süreçlerinden sorumlu olacak.

Pazarlama ve iletişim alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip olan Duygu Tatar, kariyerine Gürok Grup bünyesindeki LAV markasında başladı. Uzun yıllar boyunca JOALI Maldives ve JOALI BEING markalarının pazarlama ve iletişim süreçlerinde aktif rol alan Tatar, JOALI markasının global ölçekte güçlü bir konuma ulaşmasına katkı sağladı.

Görev süresi boyunca JOALI’nin uluslararası arenada önemli başarılara imza atmasında rol oynayan Tatar; markanın Asya’nın en iyi tatil köyleri arasında gösterilmesi ve dünyanın en lüks otelleri listelerinde yer alması süreçlerinde aktif sorumluluk üstlendi. Ayrıca otel bünyesinde yer alan ve uluslararası prestijli ödüllerle öne çıkan restoran markalarının konsept geliştirme ve marka tasarımı çalışmalarına da katkıda bulundu.


İGA İstanbul Havalimanı’nın merkezi dev sanat eseri ile buluştu

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


İGA İstanbul Havalimanı’nın merkezi dev sanat eseri ile buluştu

İGA İstanbul Havalimanı “İGA ART Sanat Projeleri Yarışması”nın kazananı sanatçı Hayri Karay’ın 37,7 metre yüksekliğindeki iki parçadan oluşan hareketli heykelinin açılışı İGA üst yönetiminin ve sanat dünyasından isimlerin katılımıyla gerçekleştirildi. İGA İstanbul Havalimanı’nda tüm dünyadan yolcuları karşılayan eser,Anadolu’nun kültürel katmanlarını modern bir ışık-gölge koreografisiyle Terminal’in kalbine taşıyor.

Küresel bağlantıda dünya lideri olmasının yanı sıraTürkiye’nin kültürel derinliğini ve sanatın iyileştirici gücünü dünya ile buluşturan İGA İstanbul Havalimanı,sanat literatürüne geçecek yeni bir projeye imza attı.Ülkemizin kültür-sanat alanındaki en kapsamlı ödüllerinden 2. İGA ART Sanat Projeleri Yarışması’nın kazananı, sanatçı Hayri Karay’ın imzasını taşıyan devheykel,İGA İstanbul Havalimanı’nda yükseldi. 

Hareketli iki parçadan oluşan 37,7 metre yüksekliğindeki eser, çeliğin sarsılmaz gücünü ışığın zarafetiyle birleştiriyor. Havalimanının tam merkezinde konumlanan heykel, İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen, sanatçı Hayri Karay, kültür sanat dünyasından önemli isimlerin ve İGA yöneticilerinin de dahil olduğu çok sayıda kişinin katılımıyla açıldı. 

Anadolu’nun Kültürel Mirasından Modern Bir Manifesto

Eser; sanatçı Hayri Karay’ın İsimsiz / Untitled başlıklı manifestosunda belirttiği üzere, Anadolu’nun kültürel çeşitliliğini ve etnografik katmanlılığını hareket ve dönüşüm üzerinden yeniden üretiyor. ‘Sabit bir biçim’ yerine ‘sürekli devinimi’ temsil eden eser, bu sayede havalimanının her bir misafiri için farklı ve kişisel yorumlamaya olanak sağlıyor.

Dinamik yapısıyla, izleyenleri estetik bir yolculuğa davet eden kinetik heykel, izleyicinin konumu ve hareketiyle sürekli dönüşen ve yaşayan bir olgu olarak tarif ediliyor. Yapıtın aynalı yüzeyleri, terminalin dinamizmini yansıtarak sonsuz bir perspektif yaratırken; ışık ve gölge ilişkisi, yapının temel kurucu unsuru olarak işlev görüyor.

“Sanatı Yolculuğun Kalbine Taşıyoruz”

Açılış töreninde, 2023 yılında 172 proje arasından yükselerek yarışmayı kazanan eserin, sanatçı tarafından Cumhuriyetimizin 100. yılına ithaf edilmesinin;Cumhuriyet tarihinin en büyük altyapı projesi İGA İstanbul Havalimanı için bir gurur vesilesi olduğunu vurgulayan Selahattin Bilgen, kültür – sanat projelerinin önemini şu sözlerle vurguladı:

“İGA İstanbul Havalimanı olarak, İGA ART çatısı altında hayata geçirdiğimiz bu heykel çalışması ile yine sınırları zorlayan bir sanat olayına daha ev sahipliği yapmanın heyecanını yaşıyoruz. Bu devasa yapıt, sadece boyutlarıyla değil, barındırdığı derin anlamla da havacılığın ve sanatın kesiştiği yeni bir simge...Terminalimizin yüksek dinamizmi ile sanatın dinginliğini bu noktada buluşturduk. Zira bu yapı; izleyicisinin yorumuna, hissiyatına ve bakış açısına sonuna kadar açık, katılımcı bir sanat deneyimidir.”

“Eser, sürekli değişen ve izleyiciyle birlikte yeniden kurulan bir süreci tanımlar”

Sanatçı Hayri Karay ise eserin felsefesini; “Bu heykel, izleyiciyle kurduğu ilişki doğrultusunda farklılaşan bir yapıdır. Sabit bir anlamdan ziyade çoğul okumalara açık, sürekli değişen ve izleyiciyle birlikte yeniden kurulan bir süreci tanımlar” sözleriyle ifade etti.

İGA İstanbul Havalimanı’nın uluslararası kimliğini sanatın evrensel diliyle birleştiren eser, tüm dünyadan gelen misafirlerini terminalin kalbindeki bu eşsiz ışık ve form koreografisine tanıklık etmeye davet ediyor.


Touch DMC ve TouchCruise& Travel, Konya’da özel etkinlikte 52 seçkin acenta ile bir araya geldi.

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


TOUCH DMC VE TOUCH CRUISE & TRAVEL, KONYA’DA 52 ACENTAYLA BULUŞTU

Turizm sektörünün güçlü markalarından Touch DMC ve TouchCruise& Travel, Konya’da düzenledikleri özel etkinlikte 52 seçkin acenta ile bir araya geldi. Sektör profesyonellerini buluşturan organizasyon, yeni iş birliklerinin temellerinin atıldığı verimli bir buluşma oldu.


Konya’da gerçekleştirilen etkinlikte, bölgedeki turizm acentalarıyla birebir iletişim kurulurken; markaların sunduğu yeni destinasyonlar, sektörde öne çıkan yeni trendler ve güncel turlar detaylı şekilde paylaşıldı. Katılımcılar, hem mevcut iş birliklerini güçlendirme hem de yeni fırsatları değerlendirme imkânı buldu.


Organizasyon boyunca katılımcılar, mevcut ve yeni destinasyonlar hakkında kapsamlı bilgi edinirken, sektörün geleceğine dair öngörüleri de dinleme fırsatı yakaladı.


TouchCruise& Travel etkinlik kapsamında, gemi seyahatlerinde öne çıkan yeni trendler hakkında katılımcılara detaylı bilgiler sundu. Özellikle son dönemde büyük ilgi gören kapıda vize uygulamaları, vizesiz seyahat fırsatları ve portföye yeni eklenen kara turları acentalar tarafından yoğun ilgiyle karşılandı. Sunumlarda, farklı destinasyonlarda geliştirilen yeni rota ve programlar da paylaşıldı.


Etkinliğin en dikkat çeken başlıklarından biri ise Touch&Book markası oldu. Tüm ürünlerin tek platformda toplanmasını sağlayan sistemin kullanım kolaylığı ve hızlı erişim imkânı, acentaların büyük beğenisini kazandı. Katılımcılar, Touch&Book’un operasyonel süreçleri hızlandıran yapısını ve satış süreçlerine sağladığı katkıları özellikle vurguladı.


Touch DMC ve TouchCruise& Travel, turizm sektöründeki iş birliklerini güçlendirmeye ve farklı şehirlerde düzenlenecek etkinliklerle sektör profesyonelleriyle bir araya gelmeye devam edeceklerini belirtti.


TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya:"Turizm, Dünyadaki Türbülansın Yegane Panzehiridir"

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya:"Turizm, Dünyadaki Türbülansın Yegane Panzehiridir"

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) tarafından hayata geçirilen ve sektörün referans noktası haline gelen TÜRSAB Turizm Kongresi’nin 4’üncüsü, “Eğitim, İletişim ve Dayanışma” mottosuyla başladı. Üç gün boyunca sürecek olan dev organizasyonun açılışında konuşan TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya turizmin küresel barışa sağladığı katkıya dikkat çekerek "Turizm, dünyadaki türbülansın yegane panzehiridir" değerlendirmesinde bulundu.

TÜRSAB tarafından geleneksel hale getirilen ve turizm dünyasının prestijli referans noktası kabul edilen TÜRSAB Turizm Kongresi’nin 4’üncüsü, sektörün farklı kesimlerinden paydaşları tek bir platformda buluşturdu. Ford Türkiye, Yapı Kredi ve Lema Lines Turizm Anonim Şirketi ana sponsorluğunda Antalya’da Nirvana Cosmopolitan Lara Hotel’de düzenlenen kongreye; seyahat acentası temsilcileri, turizm sektör paydaşları, kamu kurum ve kuruluşları, teknoloji şirketlerinin temsilcileri ve çok sayıda basın mensubu katılıyor.

Kongrenin açılış töreninde TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, Başkan Yardımcıları Davut Günaydın ve Hasan Eker, Yönetim Kurulu Üyeleri, Denetim ve Disiplin Kurulu Başkanları, Başkan Başdanışmanları, BTK Başkanları, İhtisas Başkanları hazır bulundu.

Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, KKTC Başbakan Yardımcılığı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanlığı Turizm, Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü Mine Emiroğlu, TUREB Başkanı Abdulkadir Tanrıdağlı, KITSAB Başkanı Oğuz Akançay, TTYD Başkanı Oya Narin, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleymanoğlu, Uluslararası Vuslat Platformu Başkanı Hamza Cebeci, DEİK Küba İş Konseyi Türkiye Tarafı Başkanı Oğuz Satıcı ile protokol konukları, seyahat acentası temsilcileri, sektör paydaşları ve çok sayıda gazeteci organizasyona katılım sağladı.

Bağlıkaya: “Turizm; dış ilişkilerdir, ekonomidir, iletişimdir, barıştır, umuttur, huzurdur”

4’üncü TÜRSAB Turizm Kongresi’nin açılış konuşmasını TÜRSAB Genel Başkanı Firuz Bağlıkaya gerçekleştirdi. Bağlıkaya konuşmasında, turizmin toplumsal etkileri çok derinlere ulaşan özel bir sektör olduğuna dikkat çekerek şunları ifade etti: “Birçok farklı disipline uyarlanan bir söz vardır; Hani denir ya ‘futbol asla sadece futbol değildir’ diye… Turizm de asla sadece turizm değildir. Turizm; dış ilişkilerdir, ekonomidir, iletişimdir, barıştır, umuttur, huzurdur. Bu anlam derinliğinin yanında turizm; pazarlama, ulaşım, rehberlik, konaklama ve daha birçok unsurun bilgi ve emekle, uyum içinde bir araya getirilerek ürüne dönüştürüldüğü bir faaliyettir.”

“Bu faaliyetin mimarı, hatta mühendisi tur operatörleri ve seyahat acentalarıdır” diyen Bağlıkaya, “Seyahat acentaları; turizm adına gerçekleştirilen tüm faaliyetleri planlayan, programlayan ve uygulayan mesleki ticari işletmelerdir. Elbette başta konaklama tesislerimiz, rehberlerimiz ve ulaşım sektörümüz olmak üzere turizmde başarıyı mümkün kılan tüm paydaşlarımızın önemi, değeri ve vazgeçilmezliği inkâr edilemez. Biz hep birlikte güçlüyüz” şeklinde konuştu.

“Savaş turizm sektörü üzerindeki baskıyı artırıyor”

Turizmin özellikle barışı tesis eden yönünün bugünlerde vurgulanması gerektiğine işaret eden Bağlıkaya, sözlerine şöyle devam etti:

“Duvarların örülmeye çalışıldığı bir dünyada, barış köprüleri inşa eden turizm, küresel türbülansın en önemli panzehirlerinden biridir. İçinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanan gelişmeler, başta bölgemiz olmak üzere dünya turizmini doğrudan etkilemektedir. Artan gerilimler ve değişen küresel dengeler seyahat hareketliliğini kısıtlamakta; belirsizlikler arttıkça insanların karar alma süreçleri uzamakta ve destinasyon tercihleri yeniden şekillenmektedir. Bu tablo, insani etkilerinin yanı sıra turizm sektörü üzerindeki baskının da giderek artmasına neden olmaktadır. Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki; bizler geçmişte pek çok zorlu sınavdan geçmiş, her defasında yeniden toparlanmayı başarmış güçlü bir sektörüz. En sıkıntılı dönemlerde bu süreçleri tersine çeviren, diğer sektörlerdeki canlanmayı tetikleyen her zaman seyahat acentaları olmuştur. Böyle dönemlerde seyahat acentaları yalnızca satış yapan değil, aynı zamanda talebi yönlendiren ve yeniden şekillendiren aktörler olarak kritik bir sorumluluk üstlenmektedir.”

“Bölgemizde kimin kaç savaş uçağı olduğunu değil, kaç charter uçağının geleceğini konuşmalıyız”

Hassas dönemlerde seyahat acentalarının desteklenmesinin daha da önemli hale geldiğine dikkat çeken Firuz Bağlıkaya, “Acentalarımızın daha güçlü, daha esnek ve daha rekabetçi hale gelmesi için destek mekanizmalarının etkin şekilde devreye alınması büyük önem taşımaktadır. Unutmamak gerekir ki seyahat acentalarının güçlendirilmesi, turist akışının sürekliliğini sağlar ve güçlü bir turizm yapısının temelini oluşturur. Güçlü bir turizm ise ekonomiye, istihdama ve ülkemizin uluslararası konumuna doğrudan katkı sunar” dedi.

Dünyanın içinde bulunduğu eksen kaymasından bir an önce kurtulmasını temenni ettiklerini söyleyen Bağlıkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bölgemizde kimin kaç savaş uçağına sahip olduğundan ziyade, kaç charter uçağının geleceğini; kimin kaç tankı veya uçak gemisi olduğundan çok, limanlarımıza kaç kruvaziyer gemisinin yanaşacağını ve erken rezervasyon sayılarımızı konuştuğumuz günlere en kısa sürede ulaşmayı diliyoruz. TÜRSAB Turizm Kongresi’nin ortaya koyacağı fikir ve önerilerle bizlere yol göstereceğine ve verimli sonuçlar doğuracağına yürekten inanıyorum.”

Kongre destekçilerine plaket takdim edildi

Açılış konuşmasının ardından TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, 4’üncü TÜRSAB Turizm Kongresi’nin ana sponsorlarından Yapı Kredi ve Lema Lines Turizm Anonim Şirketi, Ulaşım sponsoru Aker Otobüs İşletmeleri, gümüş sponsorlar Jolly Tur, HSS Teknoloji ve İnovasyon Şirketi, bronz sponsorlar RNG Technology, Özkandan Group ve Wİ-Fi sponsoru Tatilbudur yöneticilerine desteklerinden dolayı teşekkür plaketi takdim etti.  

Yapı Kredi Akdeniz Bölge Müdürü Hatice Yazıcı plaket töreninin ardından yaptığı konuşmada “Turizm, yalnızca bir sektör değil; ülkemiz ekonomisinin sürdürülebilir büyümesinin en stratejik kaldıraçlarından biri. Yapı Kredi olarak, sektörün ihtiyaçlarına özel çözümlerimizle turizmin her aşamasında paydaşlarımızın yanında yer alıyoruz. Önümüzdeki dönemde de finansal çözümlerimiz ve iş birliklerimizle sektörü desteklemeye devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.

TK-Pay Genel Müdürü Mustafa Ekmen THY’nin yeni Fintek platformunu tanıttı

Kongrenin ilk sunumu Türk Hava Yolları’nın (THY) yeni fintek platformu TK-Pay lansmanı ile devam etti. TK- Pay Genel Müdürü Mustafa Ekmen konu ile ilgili yaptığı sunumda, TK-Pay’in THY’nin en genç girişimi ve iştiraki olduğuna işaret etti. THY olarak finansal ürünleri teknoloji ile sunma işi olan Fintek’e önem verdiklerini belirten Ekmen, “Fintekte ödeme teknolojileri geliştiriyoruz. Biz de aslında bankacılık gibi regüle bir sektörüz” dedi.

Ekmen, “THY’nin dijital kanalları yılda 400 milyondan fazla ziyaret alıyor. 7 milyar doların üzerinde kartlı ödeme hacmine sahibiz. Seyahat sektörü 64 milyon potansiyel kitleye sahip. Seyahat sektörünün 65 milyar doların üzerinde gelir kapasitesi mevcut ve 45 binden fazla potansiyel üye işyerini de barındıran önemli bir sektör” değerlendirmesinde bulundu.

Turizm sektörünün ihtiyaçlarını doğru belirlemek için sektör paydaşları ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini dile getiren Mustafa Ekmen, seyahat sektöründe ödemelerde Fintek payının %2,5 olduğunu, bunun %6,5’lik diğer sektör oranlarının altında kaldığını ifade etti.

Seyahat sektörü için hazırladıkları kurumsal cüzdanı seyahat acentalarına göre düzenlediklerini kaydeden Ekmen, mutabakat kolaylığı, raporlama, kredi ve banka kartı ile ödeme gibi avantajlar sunduklarını da dile getirdi. Seyahat acentalarına ayrıca sanal pos imkanı sunduklarına da değinen Ekmen, pilot uygulamaları gerçekleştirilen sistemin tüm acentaların kullanımına hazır olduğunu sözlerine ekledi.

Kongrenin oturumları, ikinci günde yoğunlaşıyor

4’üncü TÜRSAB Turizm Kongresi, birbirinden önemli oturumlarla 7 Nisan Salı günü devam edecek. Kongrenin ikinci günü, turizmin geleceğine ışık tutacak oturumlara sahne olacak. Günün ilk bölümünde; moderatör Ali Çağatay eşliğinde Gaffar Yakınca ve Nagehan Alçı, yapay zekâ teknolojilerinin turizme entegrasyonunu tüm boyutlarıyla değerlendirecek. Ardından Erkan Mumcu, Deniz Ülke Kaynak, Murat Saygı, Ezel Akay ve Elif Kınay; turizmin stratejik bir "yumuşak güç" olarak diplomatik ve kültürel etkilerini masaya yatıracak.

Turizm Ekonomisinde Yeni Dönem: Sektörel Teşvik Modelleri ve Yerel Yönetim İş Birlikleri

Ekonomi ve finans ayağında ise Prof. Dr. Kerem Alkin’in derinlikli analizleri ile katılımcılara hitap ederken, TÜRSAB ile Yapı Kredi ile arasındaki iş birliğinin detayları konusunda özel bir sunum gerçekleştirilecek. T.C. Ticaret Bakanlığı’nın MICE Teşvikleri Lansmanı ile sektöre sunulan yeni finansal destek paketleri de kamuoyuyla paylaşılacak.

Günün finalinde, moderatörlüğünü Faruk Özlü’nün üstlendiği özel panelde; Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, bölgesel tanıtım ve pazarlamada yerel yönetimlerin üstlendiği lokomotif rolü katılımcılara aktaracak.

Stratejik Analizlerden Somut İş Birliklerine: “Gelecek Vizyonu Sonuç Raporu”

Kongrenin son günü olan 8 Nisan Çarşamba, KKTC Başbakan Yardımcılığı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanlığı Turizm, Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü Mine Emiroğlu’nun katılımıyla gerçekleşecek sunumun ardından; Levent Erden ve Serdar Kuzuloğlu değişen tüketici profili ve yarının trendlerini analiz edecek.

TÜRSAB’ın her bir oturumunu sektörün gerçek ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde titizlikle tasarladığı bu kapsamlı program; tüm tartışmaların ve stratejilerin damıtıldığı ‘Gelecek Vizyonu Sonuç Raporu’nun açıklanmasıyla sona erecek.

6 Nisan 2026 Pazartesi

BAKAN ERSOY MÜJDEYİ VERDİ: KÜLTÜR YOLU İÇİN GERİ SAYIM BAŞLADI

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


BAKAN ERSOY MÜJDEYİ VERDİ: KÜLTÜR YOLU İÇİN GERİ SAYIM BAŞLADI

26 ŞEHİRDE, 8 AY BOYUNCA KÜLTÜR VE SANAT MARATONU

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’nin en kapsamlı kültür sanat organizasyonları arasında yer alan Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 2026 yılında yeniden sanatseverlerle buluşacağını müjdelerken, festivale dair yenilikleri de duyurdu. “Türkiye Kültür Yolu Festivali 2026’da gastronomide danışma kurulları ve ‘şehir şefleri’ uygulaması hayata geçirilirken, festival içerikleri artık tek bir sosyal medya hesabı üzerinden takip edilebilecek.”

Türkiye Kültür Yolu Festivali’nde geri sayım başladı. Festival, 25 Nisan 2026 tarihinde Şanlıurfa’da başlayacak, 15 Kasım 2026’da Adana’da sona erecek. Yaklaşık 8 ay sürecek bu kültür sanat maratonu, bu yıl 234 güne ulaşarak dünyanın en uzun soluklu festivali olma özelliğini daha da güçlendirecek.

Bakan Ersoy, 2021 yılında 80 mekânda ve 2.000’in üzerinde sanatçıyla başlayan festivalin bugün uluslararası bir kültür markasına dönüştüğünü belirtti. Beyoğlu Kültür Yolu Festivali olarak başlayan ve her yıl büyüyerek Türkiye geneline yayılan Türkiye Kültür Yolu Festivali, 2026 yılında 26 şehirde gerçekleştirilecek. Ersoy, 2027 yılında Balıkesir, Denizli, Hatay, Kocaeli, Muğla ve Tekirdağ’ın da katılımıyla festivalin 32 şehre ulaşacağını ifade etti.

“Artık insanlar sadece görmek için değil, hissetmek ve deneyimlemek için seyahat ediyorlar” diyen Bakan Ersoy, kültür ve sanat faaliyetlerinin Bakanlığın asli görevleri arasında yer aldığını vurguladı. Kültür ve sanatın toplumun her kesimine ulaşmasını hedefleyen festivalin, yalnızca bir etkinlik serisi olmanın ötesinde Türkiye’nin kültürel dönüşümünün güçlü bir temsilcisi olduğunu belirten Ersoy, Cumhuriyetin 100’üncü yılı itibariyle Avrupa Festivaller Birliği üyesi olan festivalin her geçen yıl daha da güçlenerek yoluna devam ettiğini söyledi.

FESTİVALE DAİR HER ŞEY ARTIK TEK SOSYAL MEDYA HESABINDA 

Bakan Ersoy, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin artık tek bir sosyal medya hesabı üzerinden takip edilebileceğini belirterek, festival takvimi ve tüm detaylarınhttps://kulturyolufestivali.com/ internet sitesi ile @turkiye_kulturyolu Instagram hesabı üzerinden paylaşılacağını ifade etti.

GASTRONOMİ: KÜLTÜRÜN LEZZETLE BULUŞTUĞU NOKTA

Festival kapsamında şehirlerin gastronomi değerleri de ön plana çıkacak. Yerel mutfakların özgün lezzetleri, gastronomi etkinlikleri ve deneyim alanlarıyla ziyaretçilere sunulacak.

Şeflerin katılımıyla gerçekleşecek atölyeler, tadım etkinlikleri ve yöresel ürün buluşmaları sayesinde Türkiye’nin mutfak kültürü daha geniş kitlelere tanıtılacak. Festival, gastronomiyi yalnızca bir tat deneyimi değil, kültürel mirasın önemli bir parçası olarak ele alacak.

2026 yılında gastronomi alanında önemli bir yenilik de hayata geçirilecek. Festival kapsamındaki şehirlerde gastronomi duraklarının belirlenmesi amacıyla danışma kurulları oluşturulacak. Her şehrin kendi mutfak kültürünü en doğru şekilde temsil etmesi için alanında uzman isimlerin yer alacağı bu kurullar, şehirlerin öne çıkan lezzet noktalarını ve deneyim rotalarını belirleyecek.

Ayrıca her şehir için bir “şehir şefi” belirlenerek, yerel gastronominin temsil gücü artırılacak. Şehir şefleri, hem etkinlik içeriklerinin oluşturulmasında aktif rol üstlenecek hem de o kentin mutfak mirasının ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımına katkı sağlayacak. Bu yeni yapı ile Türkiye Kültür Yolu Festivali, gastronomiyi daha sistematik, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir yaklaşımla ele alacak.


9 GÜNLÜK FESTİVAL, ŞEHİR EKONOMİLERİNE GÜÇ KATIYOR

Her şehirde 9 gün süren festival programı, yalnızca kültürel değil ekonomik açıdan da önemli katkılar sağlıyor. Festival süresince oteller, restoranlar ve yerel işletmeler yoğun talep görürken, şehir dışından gelen ziyaretçilerle birlikte turizm hareketleniyor.

Bakan Ersoy, festivalin ekonomik etkisine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“9 gün boyunca düzenlediğimiz etkinliklerin şehir ekonomisine büyük katkısı var. Esnafımız bu sürede neredeyse 3 aylık iş yapıyor. Hem yerel halk hem de şehir dışından gelen ziyaretçiler sayesinde illerimizin ekonomisi ciddi şekilde canlanıyor. Hem festivale katılanlar hem il dışından etkinlikleri izlemek için gelenler adeta ilin ekonomisine can suyu oluyor.”

ŞEHİRLERDE KÜLTÜR YOLU HEYECANI BAŞLADI

Konserlerden sergilere, tiyatrodan operaya, söyleşilerden atölyelere kadar binlerce etkinlik ile Türkiye, aylar boyunca büyük bir kültür sahnesine dönüşecek. Festivalin kapsadığı şehirlerde kültür ve sanat heyecanı şimdiden hissedilmeye başlandı.

Türkiye Kültür Yolu Festivali, her şehirde yerel değerleri öne çıkaran, sanatın farklı disiplinlerini bir araya getiren ve geniş kitlelere ulaşan etkinlikleriyle şehirlerin kültürel dinamizmini artıracak.

2025 yılında 20 şehirde gerçekleştirilen ve 180 gün süren festival; 9 bin 645 etkinlik ve 50 bin 400 sanatçının katılımıyla büyük bir başarıya imza atmıştı. 2026 yılında ise bu güçlü yapı daha fazla şehre yayılacak, daha uzun süreli ve daha kapsamlı bir içerikle hayata geçirilecek.

26 ŞEHİR, TEK BİR KÜLTÜR ROTASI

2026 takviminde Şanlıurfa’nın ardından Aydın, Mersin, Eskişehir, Manisa, Trabzon, Samsun, Bursa, Sakarya, Van, Konya, Nevşehir, Malatya, Erzurum, Ordu, Çanakkale, Kayseri, Kahramanmaraş, Ankara, İstanbul, Gaziantep, Diyarbakır, Mardin, İzmir, Antalya ve Adana yer alıyor.

Bu yıl Aydın, Eskişehir, Kahramanmaraş, Mersin, Ordu ve Sakarya’nın da dahil edilmesiyle festival 26 şehirde doruğa ulaşacak. Her şehir, kendi kültürel mirasını ve yerel değerlerini festivalin ruhuna katarak Türkiye’nin zenginliğini görünür kılacak.

ÇOCUKLAR İÇİN RENKLİ VE ÖĞRETİCİ DÜNYA

Festival, çocuklar için özel olarak hazırlanan etkinliklerle de dikkat çekiyor. Atölyeler, sahne gösterileri, tiyatrolar, interaktif oyun alanları ve eğitici programlarla çocuklar erken yaşta sanatla buluşacak.

Festival kapsamında kurulacak çocuk köyleri, açık hava oyun alanları ve yaratıcı etkinlik sahaları sayesinde çocuklar hem eğlenecek hem de sosyal ve kültürel gelişimlerini destekleyen deneyimler yaşayacak. Bu kapsamlı içerik, kültürel farkındalığın küçük yaşta gelişmesine katkı sağlayacak. Konserlerden sergilere, opera ve bale gösterilerinden modern dansa, söyleşilerden atölyelere kadar uzanan binlerce etkinlik ücretsiz olarak sanatseverlerle buluşacak. Festivalin tüm etkinlikleri tek bir dijital platform üzerinden takip edilebilecek ve ziyaretçiler programlara kolaylıkla erişebilecek.