6 Kasım 2026 Cuma

THE GRAND TARABYA OTELİ FAIRMONT DÖNÜŞÜM SÜRECİNİ HIZLANDIRIYOR

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


THE GRAND TARABYA OTELİ FAIRMONT DÖNÜŞÜM SÜRECİNİ HIZLANDIRIYOR

2025’te yönetimini Accor’un devraldığı ve 2027 yılında Fairmont’a dönüşecek olan The Grand Tarabya Managed by Accor, dönüşüm sürecini hızlandırdı.

Accor yönetimi altında devam eden renovasyon sürecinin tamamlanmasının ardından Fairmont markasına dönüşmesi planlanan otelde, Fairmont’un imza özellikleri; yapının köklü geçmişi ve yerel kültürüyle harmanlanarak hayata geçiriliyor. The Grand Tarabya Managed by Accor’un bu önemli dönüşüm sürecini, lüks otelcilik alanındaki önemli başarılarıyla tanınan Genel Müdür Uğur Talayhan yönetiyor. Accor üst yönetiminden Raffles & Fairmont Otelleri Afrika Sahra Güneyi ve Orta Doğu Operasyonları Başkan Yardımcısı Rolf Lippuner ve Dünya Geneli Fairmont Otelleri Operasyonlardan Sorumlu Başkan Sami Nasser geçtiğimiz hafta The Grand Tarabya Otel’de idi. Ekip, ziyaret boyunca Fairmont’a dönüşüm sürecinin ve renovasyonun detaylarını masaya yatırdı.

Ziyaret sırasında küresel turizmin gündemi de masaya yatırıldı. Dünya genelinde otelcilik sektörünün en büyük sınavının nitelikli insan kaynağını çekmek ve elde tutmak olduğunu vurgulayan Fairmont yönetimi, lüks segmentin ise yeniden güçlü bir büyüme döneminde olduğunu belirtti.

Dünya Geneli Fairmont Otelleri Operasyonlardan Sorumlu Başkan Sami Nasser, otelin potansiyeline dikkat çekti: “Burası gerçek bir lüks destinasyon. Bu otelin potansiyeli beklediğimizden çok daha büyük.” Nasser, Fairmont’un farkını da şu sözlerle özetledi: “Fairmont’u diğer otellerden ayıran şey mimarisi ya da olanakları değil, insanıdır.” Accor’un lüks segmentteki büyümesine işaret eden Nasser, “Yalnızca Fairmont ve Raffles’ta önümüzdeki 5-8 yılda dünyada yaklaşık 30 yeni otel açacağız.” dedi.

Raffles & Fairmont Afrika Sahra Güneyi ve Orta Doğu Operasyonlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Rolf Lippuner ise otele olan bağını paylaştı: “Nisan’dan bu yana dördüncü ziyaretim; her gelişimde buranın ne kadar özel bir yer olduğunu yeniden görüyorum.” Lippuner, Fairmont ve Raffles’ın dört ilke üzerine kurulu yeni hizmet yaklaşımı ‘CARE’ (Connect, Ask, Respond, Execute) kültüründen söz etti; bu anlayışı, her misafir anını içten bir özenle onurlandırmak olarak tanımladı ve ekledi: “The Grand Tarabya’nın Fairmont’a dönüşmesini büyük bir heyecanla bekliyoruz.”

Son dönemde The Grand Tarabya Oteli; düzenlenen konferanslar, farklı içeriklerde sanat ve kültür etkinlikleri, düğünler ve kutlamalar, iş dünyasından toplantılar, R.E.A.D. Bistro ve otel genelinde yenilenen menü, Diba Bar’da DJ performansları, özel çay saati sunumları, wellness çalışmaları ve yenilenen spa ürünleriyle dikkat çekiyor.

The Grand Tarabya’nın Fairmont’a dönüşümü, Accor’un Türkiye’ye olan uzun vadeli bağlılığının da bir göstergesi. Bugün Türkiye’de 15 şehirde 82 otel ve 17 bini aşkın oda ile faaliyet gösteren grup, 2030’a kadar otel sayısını 100’e çıkarmayı hedefliyor. İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan bu yatırım, küresel bir lüks markanın Türkiye ekonomisine ve istihdamına duyduğu güçlü güvenin bir ifadesi.

The Grand Tarabya Managed by Accor

İstanbul’un Boğaziçi kıyısındaki seçkin Tarabya semtinde yer alan ve 2027 yılında Fairmont markasına dönüşecek olan The Grand Tarabya Managed by Accor Oteli, dünya çapında 110’dan fazla ülkede 5.600’den fazla tesisi bulunan lider konaklama grubu Accor’un İstanbul’daki 38. otelidir. Boğaziçi’nin eşsiz konumunda yer alan The Grand Tarabya Managed by Accor Oteli, İstanbul’un kültürel ve tarihi cazibe merkezlerine kısa bir mesafede bulunuyor; misafirlerine lüks ve kalite eşliğinde, her noktasından ayrı ayrı muhteşem manzaralar ve huzurlu bir sahil ortamı sunuyor.

1966’da Türkiye’nin ilk beş yıldızlı otellerinden biri olarak açılan ve 2013’te yenilenerek tekrar hizmete giren The Grand Tarabya, uzun yıllardır zarafet ve güzelliğin simgesi olarak öne çıkmaktadır. Tesis; 248 oda ve suit, 29 rezidans, yedi farklı yeme-içme noktası ve kapsamlı bir wellness merkezine sahiptir. The Grand Tarabya Managed by Accor, Genel Müdürü Uğur Talayhan yönetiminde yola devam etmektedir.


KRUVAZİYERDE DEĞİŞEN ROTALAR TÜRKİYE İÇİN YENİ FIRSATLAR DOĞURUYOR

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


ORTA DOĞU’DAKİ GELİŞMELER KRUVAZİYER TURİZMİNİ AKDENİZ’E YÖNELTTİ

KRUVAZİYERDE DEĞİŞEN ROTALAR TÜRKİYE İÇİN YENİ FIRSATLAR DOĞURUYOR

Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmeler, küresel kruvaziyer turizminde yeni bir rota değişimini beraberinde getirdi. Bölgedeki güvenlik riskleri nedeniyle 2026–2027 ve 2027–2028 sezonlarına yönelik sefer programları yeniden düzenlenirken, Akdeniz uluslararası kruvaziyer turizminin önemli alternatif merkezlerinden biri haline geliyor.

Orta Doğu’da devam eden jeopolitik gerilimler ve bölgesel güvenlik endişeleri, dünya kruvaziyer sektörünün gelecek dönem planlamalarını doğrudan etkiliyor. Özellikle Basra Körfezi ve Kızıldeniz’de planlanan seferlerin iptal edilmesi veya farklı destinasyonlara yönlendirilmesi, uluslararası kruvaziyer turizminde yeni bir hareketlilik oluşturdu. Sektörde faaliyet gösteren birçok uluslararası operatör, 2026–2027 ve 2027–2028 sezonlarına ilişkin programlarını yeniden düzenlerken gemi kapasitelerinin bir bölümünü  Akdeniz, Avrupa, Karayipler ve Güney Amerika gibi alternatif bölgelere kaydırdı. SeaGenesisGroup Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yazıcı, yaşanan gelişmelerin Akdeniz’deki rekabeti artırabileceğini belirterek Türkiye’nin bu süreçte önemli fırsatlarla karşı karşıya olduğunu değerlendirdi.

AKDENİZ’DE KRUVAZİYER REKABETİ YENİDEN ŞEKİLLENİYOR

Kruvaziyer sektöründe yaşanan rota değişiklikleri, Akdeniz’in uluslararası turizm hareketliliğindeki önemini artırıyor. Daha önce Orta Doğu’da gerçekleştirilmesi planlanan bazı seferlerin Akdeniz’e yönlendirilmesiyle birlikte bölgedeki limanların yeni gemi ve yolcu kapasitesinden pay alma potansiyeli öne çıkıyor.

Küresel gelişmelerin kruvaziyer turizminde yeni bir döneme işaret ettiğini belirten Ahmet Yazıcı,  “Kruvaziyer turizmi, küresel gelişmelere hızlı tepki veren ancak uzun vadeli planlama gerektiren bir sektör. Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler, uluslararası sefer programlarının yeniden değerlendirilmesine neden oldu. Güvenlik ve operasyonel sürdürülebilirlik, rota planlamalarında her zamankinden daha önemli hale geldi. Akdeniz’e yönelen gemi kapasitesi bölge açısından yeni fırsatlar oluştururken limanlar arasındaki rekabeti de artırıyor. Türkiye’nin coğrafi konumu, liman altyapısı ve turizm çeşitliliğiyle bu süreçte önemli bir potansiyeli bulunuyor.” Dedi.

İSTANBUL’DA KRUVAZİYER TURİZMİ KIŞ AYLARINA TAŞINIYOR

Küresel kruvaziyer rotalarındaki değişim, Türkiye’nin uluslararası turizm pazarındaki konumunu da gündeme getiriyor. Özellikle İstanbul’un ana liman olarak öne çıkması, kruvaziyer turizminin yaz sezonuyla sınırlı kalmadan yıl geneline yayılması açısından önem taşıyor.

2026–2027 kış sezonunda Galataport İstanbul’da toplam 51 kruvaziyer seferiyle yaklaşık 150 bin yolcunun ağırlanması hedefleniyor. Kış aylarında devam eden kruvaziyer hareketliliğinin konaklama, yeme-içme, ulaşım ve perakende sektörleri açısından da ekonomik fırsatlar oluşturması bekleniyor.

İstanbul’un yanı sıra Kuşadası, Marmaris, Antalya ve İzmir gibi kruvaziyer limanlarının da uluslararası rota planlamalarında daha güçlü konumlanması, Türkiye’nin bölgesel rekabetteki payını artırabilecek unsurlar arasında değerlendiriliyor.

TÜRKİYE’NİN KRUVAZİYER TURİZMİNDEKİ PAYI ARTABİLİR

Uluslararası kruvaziyer turizminde yaşanan değişimin Türkiye açısından doğru değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Ahmet Yazıcı, kruvaziyer sektörünün yalnızca limanlara gelen gemilerden ibaret olmadığını, geniş bir ekonomik hareketlilik oluşturduğunu ifade ederek, “Türkiye, kruvaziyer turizminde önemli bir destinasyon olmasının yanı sıra seyahatlerin başlangıç ve bitiş noktası olabilecek güçlü bir altyapıya sahip. Özellikle İstanbul’un ana liman olarak gelişmesi, ülkemize gelen turistlerin konaklama sürelerinin ve turizm harcamalarının artmasına katkı sağlayabilir. Akdeniz’de değişen rota dengeleri, Türkiye’nin uluslararası kruvaziyer pazarındaki konumunu güçlendirmesi için önemli bir fırsat. Ancak bu potansiyelin kalıcı ekonomik kazanımlara dönüşmesi için liman altyapısının, destinasyon çeşitliliğinin ve uluslararası tanıtım çalışmalarının birlikte ele alınması gerekiyor.” açıklamasını yaptı.


MSC Cruises, MSC Orchestra’nın İstanbul çıkışlı ilk kış seferiyle yeni sezonu başlatıyor.

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


MSC ORCHESTRA, İSTANBUL’DAN İLK KIŞ SEFERİNE ÇIKIYOR: MSC CRUISES İLE AKDENİZ’DE YIL BOYU CRUISE DENEYİMİ

Türkiye’de 20 yılı aşkın süredir Türk misafirleri kruvaziyer seyahatleriyle buluşturan MSC Cruises, MSC Orchestra’nın İstanbul çıkışlı ilk kış seferiyle yeni sezonu başlatıyor. Üç yıldır yaz ve kış sezonlarını kapsayan kesintisiz sefer programını sürdüren MSC Cruises; Türk misafirlere özel hizmetleri, yenilenen web sitesi üzerinden online rezervasyon kolaylığı ve MSC Concierge dijital asistanıyla cruise deneyimini daha erişilebilir hale getiriyor. MSC Orchestra’nın ilk kış seferine özel dönemde ise Black Friday kapsamında yüzde 30’a varan indirim ve Miles&Smiles iş birliğiyle her 1 Euro harcamaya 1 Mil kazanma fırsatı misafirleri bekliyor.

Dünyanın önde gelen kruvaziyer markalarından MSC Cruises, Türkiye operasyonlarında yeni bir kış sezonunu daha başlatıyor. Türkiye’de 20 yılı aşkın süredir Türk misafirleri cruise seyahatleriyle buluşturan marka, MSC Orchestra’nın İstanbul çıkışlı ilk kış seferiyle Akdeniz rotalarını kış aylarında da misafirleriyle buluşturuyor. Yaz sezonuna ek olarak üç yıldır kış aylarında da düzenli sefer gerçekleştiren MSC Cruises, Türkiye’de üç yıldır kesintisiz yıl boyu program sunan tek kruvaziyer markası olarak faaliyetlerini sürdürüyor.

MSC Orchestra, kasım-nisan döneminde her çarşamba İstanbul’dan hareket ederek Korfu, Bari, Pire/Atina ve Kuşadası limanlarını kapsayan 7 gece 8 günlük bir Akdeniz yolculuğu gerçekleştirecek. İstanbul’dan başlayıp yine İstanbul’da sona eren rota, misafirlere tek bir tatilde farklı ülkeleri ve destinasyonları keşfetme fırsatı sunarken, uçuş planlamasına ihtiyaç duymadan kendi şehirlerinden cruise tatiline başlama kolaylığı sağlıyor.

20 yılı aşkın deneyim, yılın 12 ayına yayılan cruise yolculuğu

MSC Cruises, Türkiye pazarında yirmi yılı aşkın süredir gerçekleştirdiği operasyonlarıyla kruvaziyer turizminin gelişimine ve misafirlerin ihtiyaçlarını dikkate alarak geliştridiği hizmetleriyle Türk misafirlerin bu seyahat deneyimiyle tanışmasına katkıda bulunuyor. Yaz aylarında sunduğu Akdeniz programlarını kış sezonuna da taşıyan marka, üç yıldır kesintisiz sürdürdüğü yıl boyu seferleriyle cruise tatilini yalnızca yaz aylarına özgü bir seçenek olmaktan çıkarıyor.

İstanbul'u önemli bir hareket noktası olarak konumlandıran MSC Cruises, yılın farklı dönemlerinde düzenlediği seferlerle Türk misafirlerine kendi şehirlerinden gemiye binerek uluslararası destinasyonları keşfetme imkânı sunuyor. MSC Orchestra'nın yeni kış programı da bu yaklaşımın devamı niteliğinde. Böylece misafirler, mevsimden bağımsız olarak Akdeniz'in farklı kültürlerini, şehirlerini ve gastronomik zenginliklerini tek bir seyahatte deneyimleyebiliyor.


MSC Cruises ile İstanbul’da Yazdan Kışa Kesintisiz Cruise Deneyimi

MSC Cruises'ın Türkiye'deki yıl boyu operasyonlarını simgeleyen önemli bir buluşma da 4 Kasım'da İstanbul'da gerçekleşti. Yaz sezonu boyunca İstanbul çıkışlı seferler gerçekleştiren MSC Fantasia, sezonun son seferi kapsamında İstanbul'a gelirken, kış sezonunun yeni gemisi MSC Orchestra da ilk kış seferi için aynı gün İstanbul'da buluştu. Böylece yaz sezonuna veda eden MSC Fantasia ile kış sezonunu karşılayan MSC Orchestra, aynı gün İstanbul'da bir araya geldi. Bu özel buluşma, MSC Cruises'ın Türkiye'de yaz ve kış sezonlarını birbirine bağlayan kesintisiz operasyon modelini ve İstanbul'un markanın bölgedeki kruvaziyer operasyonları açısından taşıdığı önemi ortaya koyuyor.

Cruise tatiline ulaşmak artık daha kolay: Dijitalleşen seyahat deneyimi

MSC Cruises, misafirlerinin cruise tatilini keşfetme, planlama ve rezervasyon süreçlerini kolaylaştırmak amacıyla dijital hizmetlerini de geliştiriyor. Yenilenen web sitesi sayesinde misafirler gemileri, rotaları, seyahat tarihlerini ve kabin alternatiflerini detaylı şekilde inceleyebiliyor; kendileri için uygun seyahati seçerek online rezervasyonlarını doğrudan gerçekleştirebiliyor.

Dijital deneyim, seyahat öncesinin yanı sıra gemide de devam ediyor. MSC for Me mobil uygulaması üzerinden sunulan yapay zekâ destekli MSC Concierge, Türkçe dahil 90'dan fazla dilde gemi içi asistanlık hizmeti sunuyor. Misafirlerin gemideki ihtiyaçlarına ve sorularına yanıt bulmalarına yardımcı olan bu hizmet, dil bariyerlerini aşarak uluslararası cruise deneyimini daha anlaşılır, kolay ve konforlu hale getiriyor.

Uluslararası cruise deneyiminde Türk misafirlere özel dokunuşlar

MSC Cruises, dünyanın farklı ülkelerinden misafirleri bir araya getiren uluslararası cruise deneyimini Türk misafirlerin beklentileriyle buluşturmak için gemide çeşitli yerel hizmetler de sunuyor.

MSC Orchestra'da görev yapan Türk çalışanların yanı sıra Türkçe bilgilendirme bültenleri, Türkçe televizyon kanalları, Türk kahvesi, Türk kahvaltısı ve Türkçe hoş geldiniz toplantısı gibi hizmetler misafirlerin seyahat boyunca kendi dillerinde ve alışık oldukları kültürel dokunuşlarla tatillerinin keyfini çıkarmalarına olanak tanıyor.

Bu yaklaşım, özellikle ilk kez cruise tatiline çıkacak misafirlerin seyahat deneyimine daha kolay adapte olmalarını desteklerken, uluslararası standartlardaki gemi yaşamıyla yerel misafir beklentilerini bir araya getiriyor.

Black Friday ile yüzde 30'a varan indirim, Miles&Smiles ile her 1 Euro'ya 1 Mil

MSC Cruises, yeni kış sezonunu cazip rezervasyon avantajlarıyla karşılıyor. 30 Kasım'a kadar geçerli Black Friday kampanyası kapsamında birçok programa ek olarak, MSC Orchestra'nın İstanbul çıkışlı kış seferlerinde yüzde 30'a varan indirim fırsatı sunuluyor.

MSC Cruises'ın Türk Hava Yolları Miles&Smiles programıyla gerçekleştirdiği iş birliği ise seyahat deneyimine ek bir avantaj kazandırıyor. Kampanya koşulları kapsamında MSC Cruises rezervasyonlarında harcanan her 1 Euro karşılığında 1 Mil kazanılabiliyor. Üstelik Black Friday indirimleri ve Miles&Smiles mil kazanımı aynı rezervasyonda bir arada kullanılabiliyor. Böylece misafirler hem kış tatillerini indirimli fiyatlarla planlayabiliyor hem de yaptıkları harcamalarla bir sonraki seyahatleri için mil biriktirebiliyor.

MSC Orchestra'nın İstanbul çıkışlı 7 gece 8 günlük kış seyahatleri, tam pansiyon konaklama dahil kişi başı 525 Euro'dan başlayan fiyatlarla sunuluyor.

MSC Orchestra ile denizde keşif, gastronomi ve eğlence bir arada

2007 yılında hizmete giren MSC Orchestra, 92.409 gross ton ağırlığı, 293,8 metre uzunluğu ve 1.275 kabiniyle maksimum 3.223 misafiri ağırlayabiliyor.

Farklı yaş gruplarına ve tatil beklentilerine hitap eden gemide 6 restoran, 12 bar ve lounge, 3 yüzme havuzu, 7 jakuzi, MSC Aurea Spa, fitness ve spor alanları, tiyatro, casino, R32 Disco, mini golf, çocuk kulüpleri ve alışveriş alanları bulunuyor. Canlı müzik performansları ve sahne gösterileri de gemideki tatil deneyimini tamamlıyor.

MSC Orchestra'nın kış rotası, Korfu'nun doğal güzelliklerinden Bari'nin İtalyan atmosferine, Pire üzerinden ulaşılabilen Atina'nın tarihî mirasından Kuşadası'nın Ege ruhuna uzanan zengin bir Akdeniz deneyimi sunuyor. Misafirler, her limanda farklı bir kültürü keşfederken gemideki gastronomi, dinlenme ve eğlence olanaklarının da keyfini çıkarabiliyor.

MSC Orchestra'nın İstanbul çıkışlı kış programı, seyahat tarihleri, Black Friday kampanyası ve rezervasyon koşulları hakkında ayrıntılı bilgi almak ve online rezervasyon gerçekleştirmek için MSC Cruises'ın yenilenen web sitesi ziyaret edilebilir. 


 

Wyndham’ın Türkiye’deki Marka Sayısı 12’ye Yükseldi Vienna House İstanbul’da Açıldı,

 HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Wyndham’ın Türkiye’deki Marka Sayısı 12’ye Yükseldi Vienna House İstanbul’da Açıldı,

Yeni açılan Vienna House by Wyndham İstanbul Bahçelievler, markanın çağdaş ve Avrupai tarzda lifestyle konaklama konseptini Türkiye pazarıyla buluşturuyor.

Wyndham Hotels & Resorts, Türkiye’de Vienna House markalı ilk oteli olan Vienna House by Wyndham İstanbul Bahçelievler’in açılışını duyurdu. Wyndham ülke genelindeki yaklaşık 140 oteliyle tesis sayısı bazında Türkiye’deki en büyük uluslararası otel franchise şirketi olma konumunu yeni açılışıyla güçlendirirken, şirketin Türkiye’deki portföyündeki marka sayısı 12’ye yükseldi.

Geçtiğimiz yıl yurt dışından gelen 20 milyona yakın ziyaretçiyle dünyanın en çok ziyaret edilen 10 kenti arasında yer alan İstanbul, dünyanın önde gelen seyahat pazarları arasındaki yerini güçlendirmeye devam ediyor. Wyndham, hızlı büyüyen pazarlarla doğru markaları buluşturma ve seyahat severlerin dönüşümden geçen ihtiyaçlarına cevap verme stratejisini Vienna House’ı Türkiye’ye getirerek sürdürüyor.

“Sınırsız Keşif” felsefesinden yola çıkan marka, misafirlerin ziyaret ettiği her destinasyonun kendine özgü karakterini, kültürünü ve saklı kalmış hikayelerini keşfetmesini teşvik ediyor.

Vienna House by Wyndham’ın portföyünde Berlin ve Amsterdam gibi Avrupa’nın önde gelen şehirlerinin yanı sıra kendine özgü karaktere sahip ikincil destinasyonlar da yer alıyor. Yakın zamanda Vietnam’da açılan bir otel ile ilk kez Avrupa dışına açılan marka, şimdi de İstanbul’a adım atarak uluslararası pazarlarda büyümeye devam ediyor.

Wyndham, deneyim odaklı seyahatlere yönelik talebin arttığı bir dönemde Türkiye’deki portföyüne seçkin bir lifestyle markası ekleyerek, seyahat edenlere yeni seçenekler sunuyor ve otel sahiplerine segmentindeki diğer markalardan ayrışan bir uluslararası markaya erişim imkanı sağlıyor.

Vienna House by Wyndham İstanbul Bahçelievler, Wyndham’ın geçmişten bu yana iş birliği yürüttüğü franchise ortaklarından ARES İstanbul Turizm ile olan franchise anlaşması kapsamında açıldı.


“İstanbul’daki Vienna House açılışımız, Türkiye’deki konaklama pazarının artan gelişmişlik düzeyinin yanı sıra bu pazarın uzun vadedeki geleceğine olan güvenimizi de yansıtıyor. Türkiye’deki en büyük uluslararası otel şirketi olarak, ülkenin turizmdeki başarısına paralel olarak büyümekten ve buradaki portföyümüzü seyahat edenlerin ve otel sahiplerinin dönüşümden geçen ihtiyaçlarına yanıt veren markalarla büyütmekten gurur duyuyoruz. Vienna House, her köşesi merak ve keşfetme isteği uyandıran ve kültürel bağlar oluşturan İstanbul ile harika bir uyum sağlıyor. Vienna House markasını Türkiye’ye getirerek deneyim odaklı konaklama konseptlerine yönelik talebin arttığı bir dönemde otel sahiplerimize daha çok seçenek, misafirlerimize ise Wyndham’ı deneyimlemenin daha fazla yolunu sunuyoruz.”

- Arcan Bayraktaroğlu, Wyndham Hotels & Resorts Türkiye Ülke Direktörü

İstanbul’da yeni bir lifestyle konsepti

Tasarımında çağdaş ve Avrupai bir tarzı yerel dokunuşlarla buluşturan Vienna House by Wyndham İstanbul Bahçelievler, hem iş hem de tatil amaçlı seyahat edenlere samimi ve kendine özgü karakteristik özelliklere sahip bir ortam sunuyor.

İstanbul’un Avrupa yakasındaki konumundan İstanbul Havalimanı, İstanbul Fuar Merkezi ve Basın Ekspres çevresindeki iş merkezlerine kolay ulaşım imkanı sunan otel, hem yurt içinden hem de yurt dışından ziyaretçilere hitap ediyor.

114 odalı otelin oda tipleri arasında Superior, Deluxe ve Junior süitler, iki engelli odası ve ayrı oturma alanları da bulunan 65 metrekarelik Vienna Süitleri bulunuyor. 

İş seyahatleri, tatiller ve zindelik için tasarlandı

Vienna House by Wyndham İstanbul Bahçelievler’in misafirleri, hem kısa hem de uzun süreli konaklamalar için tasarlanmış ve geniş bir yelpazedeki olanaklardan yararlanabiliyor. Otelin 30 misafir kapasiteli toplantı salonuna ek olarak bir fitness merkezi ile hamamı, saunası, buhar odası ve yedi terapi odası da bulunan tam donanımlı bir spa alanı bulunuyor.

Yemeklerde veya sosyal etkinliklerde 130’a kadar misafirin ağırlanabildiği ve uluslararası mutfaklardan lezzetlerin sunulduğu Vienna Restaurant ise otelin sunduğu yeme-içme olanakları arasında yer alıyor.

Wyndham ile olan iş birliğini güçlendiriyor

ARES İstanbul Turizm ile Wyndham arasındaki franchise ortaklığı ilk olarak 2019 yılında, Amerika kıtaları dışında açılan ilk La Quinta oteli olan La Quinta by Wyndham Istanbul Güneşli‘nin açılışıyla başlamıştı. Aynı zamanda Days Inn by Wyndham Istanbul Bomonti‘nin de sahibi ve işletmecisi olan ARES İstanbul Turizm, İstanbul’da birden çok Wyndham markasında tecrübe sahibi bir şirket olarak öne çıkıyor. Vienna House by Wyndham İstanbul Bahçelievler’in açılışı iki şirket arasındaki iş birliğini güçlendiriyor.

Tamer Çiçek, ARES İstanbul Turizm CEO’su

“Vienna House markası İstanbul için biçilmiş kaftan. Markanın seçkin ve Avrupai tarzını, Türkiye'nin en dinamik şehirlerinden birinin enerjisiyle buluşturduk. Bu açılışla birlikte aynı zamanda Wyndham ile olan güçlü ortaklığımızı bir adım ileri taşıyoruz ve farklı bir lifestyle konseptini İstanbul pazarıyla buluşturuyoruz. İstanbul'da Wyndham otelleri işletme üzerindeki deneyimimizden aldığımız güçle, hem yurt içinden hem de yurt dışından misafirlerimizi ağırlamayı heyecanla bekliyoruz.”

Wyndham’ın Türkiye’deki marka portföyü genişliyor

Vienna House by Wyndham İstanbul Bahçelievler’in açılışıyla birlikte Wyndham’ın Türkiye’deki uluslararası marka portföyüne bir yenisi daha eklendi. Tesis sayısı bazında Türkiye’deki en büyük uluslararası otel şirketi konumunda bulunan Wyndham Hotels & Resorts, ülkenin önde gelen şehir ve tatil merkezlerinin yanı sıra gelişmekte olan destinasyonlarında da büyümeye devam ediyor. Wyndham, otel sahiplerinin farklı pazar fırsatlarına ve misafir ihtiyaçlarına cevap veren geniş bir marka portföyüne erişmesini sağlıyor.

Wyndham’ın Türkiye’deki portföyü İstanbul’daki 40’tan fazla otel de dahil olmak yaklaşık 140 tesisi kapsıyor ve ekonomi segmentinden orta, üst ve lifestyle segmentlerinde kadar uzanıyor. Türkiye’deki proje stokunda geliştirme aşamasındaki yaklaşık 40 otel daha bulunan şirket, pazarda büyümeye devam ediyor.

Vienna House markalı olanlar da dahil olmak üzere tüm Wyndham otelleri, Wyndham’ın yaklaşık 129 milyon kayıtlı üyesinin dünya genelinde binlerce otel, resort tatil kulübü ve kiralık tatil evinde puan kazanmasına ve kullanmasına olanak tanıyan sadakat programı Wyndham Rewards® kapsamında yer alıyor. WyndhamRewards.com adresi üzerinden ücretsiz katılın.


5 Kasım 2026 Perşembe

Mondrian, Mondrian Bodrum ile Türk Rivierası’nda İddialı Bir Başlangıç Yapıyor

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Mondrian, Mondrian Bodrum ile Türk Rivierası’nda İddialı Bir Başlangıç Yapıyor

Mondrian Bodrum; cesur tasarımı, sanatla iç içe atmosferi, bir wellness vahası ve yeniden yorumlanan sahil deneyimiyle 108 konuk odası, süit ve villaya ev sahipliği yapacak.

Paris Society’nin imzasını taşıyan Mimi Kakushi ve Kyma Beach Club gibi konseptleri de içeren beş ayrı yeme-içme mekânı, Bodrum’a yepyeni lezzet ve gece hayatı deneyimleri kazandıracak.

Mondrian’ın Türkiye’deki ilk adımı niteliğini taşıyan bu imza; Cannes, Bordeaux ve Ibiza’nın yanı sıra markanın Avrupa’da giderek güçlenen varlığını daha da pekiştiriyor.

Lifestyle konaklama sektörünün en hızlı büyüyen şirketi Ennismore, Cactus Group ile birlikte, Türkiye’nin Ege kıyısında hayata geçirilmesi planlanan Mondrian Bodrum projesine ilişkin anlaşmayı duyurdu. Mondrian’ın Türkiye’deki ilk tesisi olacak bu proje, marka açısından önemli bir dönüm noktasını temsil ederken Ennismore’un Avrupa ve Akdeniz genelindeki varlığını daha da güçlendiriyor.

Ege’nin masmavi sularına hâkim eşsiz konumuyla Bodrum, doğal güzellikleri, özgün tasarım anlayışı, seçkin gastronomi kültürü, sanatsal ve kültürel zenginliği ile canlı gece hayatını bir araya getiren kendine has atmosferi sayesinde Akdeniz’in en gözde lifestyle destinasyonlarından biri hâline geldi. Uluslararası ziyaretçilerin ve farklı kültürlerden gelen seçkin bir topluluğun ilgisini çeken Bodrum, köklü lüks konaklama kültürü ve dünya çapındaki kalıcı cazibesiyle öne çıkıyor. Bu özellikleriyle kent, dünyanın önde gelen kültür ve resort destinasyonlarında büyümesini sürdüren Mondrian markasının küresel yolculuğunda doğal bir sonraki adımı temsil ediyor.

Mondrian Bodrum, kendine özgü tasarım anlayışını ve kültürle kurduğu özgün bağı ilk kez Türkiye’ye taşıyarak, mevcut resort’u Ege’nin eşsiz manzarasına hâkim, yalnızca yetişkinlere hizmet veren özel bir kaçış noktasına dönüştürecek. Süitler ve villalar dâhil toplam 108 konaklama biriminden oluşacak tesis, Ennismore’un bünyesindeki yaratıcı tasarım stüdyosu AIME Studios tarafından yeniden tasarlanacak. Tasarım sürecinde Türkiye kıyılarının zengin kültürel mirasından ve doğal güzelliklerinden ilham alınacak. Çarpıcı iç mekân tasarımları, sanatla iç içe geçen alanlar ve özenle kurgulanmış mekânlar, Mondrian’ın hayal dünyasını anımsatan kendine özgü estetiğini yansıtacak. Böylece konuklara, bulundukları destinasyonla bağ kurmalarını sağlayan benzersiz bir konaklama deneyimi sunulacak.

Ege Denizi kıyısındaki konumuyla öne çıkan tesis, deniz manzaralı geniş bir yüzme havuzu, güneşlenme terasları ve denize doğru uzanan yenilenmiş bir beach club ile misafirlerine keyifli bir sahil deneyimi sunacaktır. Özel iskelesi ve su sporları olanaklarıyla zenginleşen bu deneyim, deniz kenarında huzurlu öğleden sonralardan keyifli sosyal buluşmalara kadar farklı anlara eşlik edecektir. Wellness olanakları da sunduğu deneyimin önemli bir parçasını oluşturacaktır. Hareket, yenilenme ve dinlenme için yaklaşık 400 metrekarelik alan ayrılacaktır. Bu alanda bakım odaları, geleneksel hamam ve saunanın yer aldığı bir spa merkezinin yanı sıra spor salonu ve özel bir egzersiz stüdyosu bulunacaktır.

Tesis bünyesinde yer alacak beş farklı yeme içme ve gece hayatı mekânı, günün her saatine hitap eden özgün deneyimler sunacaktır. Pirajean Lees tarafından tasarlanan Paris Society imzalı Mimi Kakushi, iki kata yayılan yapısıyla Japon mutfağını kendine özgü bir yorumla sunacaktır. Mekânda özel bir sushi tezgâhı ve alt katta ödüllü bir kokteyl barı bulunacaktır. Kyma Beach Club, deniz kıyısındaki ayrıcalıklı konumunda Yunan mutfağından esinlenen lezzetleri misafirlerle buluşturacaktır. Gece geç saatlerde içki keyfi için daha samimi bir ortam sunan SIPS ise seçkin bir kokteyl adresi olacaktır. House of Ruins, gün boyu hizmet veren restoranı, lounge alanı ve kokteyl barıyla resort’un sosyal yaşamının merkezini oluşturacaktır. Özel yemek organizasyonlarına, sanat etkinliklerine, davetlere ve kültürel programlara ayrılan alanlarıyla da farklı buluşmalara ev sahipliği yapacaktır. Bu seçkin mekânlar topluluğunu tamamlayan Aloha Bakery, Paris Society Consulting tarafından yeniden ele alınarak mevcut Fransız fırını konseptine yeni bir yorum kazandıracaktır.

Ennismore’un IMEAT ve APAC bölgelerinden sorumlu Group Chief Growth Officer ve Chief Operating Officer Louis Abi Abboud şu açıklamada bulundu: “Mondrian Bodrum anlaşmasının imzalanması, markanın uluslararası büyüme yolculuğunda önemli ve heyecan verici bir dönüm noktasıdır. Bu adım, Avrupa ve Akdeniz’deki varlığımızı güçlendirirken Mondrian’ı ilk kez Türkiye’ye taşıyor. Bodrum, yaratıcı yönü güçlü, kültürel keşfe açık ve uluslararası bir kitleyi kendine çeken, bölgenin en dikkat çekici lifestyle destinasyonlarından biri hâline geldi. Bu özellikleriyle marka için son derece doğal bir tercih oluşturuyor. Ege’nin eşsiz manzarası, cesur tasarım anlayışı ve iddialı restoran, bar ve sosyal alan seçkisiyle Mondrian Bodrum, bu dinamik pazara kendine özgü yeni bir konaklama deneyimi kazandıracak.”

Cactus Group Yönetim Kurulu Başkanı Nurçe Erben şu açıklamada bulundu: “Aile şirketimizin üçüncü kuşak temsilcisi olarak, köklü aile mirasımızı geleceğe taşımaktan ve portföyümüzü yeni projelerle zenginleştirmekten gurur duyuyorum. Mondrian Bodrum ile Mondrian, Mimi Kakushi ve Kyma markalarını bir araya getirerek konaklama, gastronomi, kültür ve sosyal kulüp kültürünü gün boyunca bir araya getiren bir lifestyle destinasyonu yaratıyoruz. Antik kentlerin yerel mimarisinden ve doğal çevresinden ilham alan Ruins Bodrum adlı sosyal kulüp ile temellerini attığımız bu yaklaşımı Mondrian Bodrum ile bir global seviyeye taşıyoruz. Yerel ve uluslararası misafirlerimizle güçlü bağlar kuran, kendine özgü sanatsal ve gastronomik deneyimler sunma hedefimizi bu projeyle ileriye taşıyoruz.”

Servotel’in liderliğinde hayata geçirilen Mondrian Bodrum, Cactus Group’u Ennismore ile Mimi Kakushi ve Kyma markalarının arkasındaki iş ortaklarıyla bir araya getiriyor. Servotel için yeni bir ilki temsil eden proje, ülkenin ilk Mondrian otelini ve ilk Mimi Kakushi restoranını Bodrum’a kazandırarak kentin lüks lifestyle seçeneklerine yeni bir soluk getiriyor.

Servotel’de Partner ve Chief Business Strategy Officer, Robin Kestek şu açıklamada bulundu: “Servotel’in köklü konaklama sektörü geçmişinden aldığımız güçle, bu vizyonu hayata geçirmek üzere Cactus Group ile Ennismore’u bir araya getirmiş olmaktan gurur duyuyoruz. Mondrian Bodrum, destinasyonun lüks lifestyle seçeneklerine heyecan verici yeni bir boyut kazandırıyor. Özenle kurgulanmış bu özel ortamda wellbeing, eğlence ve sanat bir araya geliyor; konuklar ve yerel topluluk, gündüzden akşam saatlerine uzanan Bodrum’a özgü sosyal yaşamın bir parçası olmaya davet ediliyor.”

Mondrian Bodrum, markanın Avrupa ve Akdeniz’deki varlığını daha da güçlendirerek Cannes, Bordeaux ve Ibiza gibi önemli destinasyonları içeren portföye katılacak. Projenin imzalanması, Mondrian’ın küresel büyüme stratejisinde önemli bir kilometre taşını oluşturuyor. Singapur, Seul ve Hong Kong’dan Los Angeles, Miami, Mexico City, Doha ve Gold Coast’a uzanan geniş bir coğrafyada, dünyanın önde gelen kültürel merkezlerinde faaliyet gösteren Mondrian, sanata, tasarıma ve kültüre özgün yaklaşımını dünya genelindeki yeni destinasyonlara taşımayı sürdürüyor.

Mövenpick, “Kilo of Kindness” 2026 Kampanyasını 90’dan Fazla Otelde Başlatıyor

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Mövenpick, Küçük Cömertlik Adımlarını Yerel Ölçekte Anlamlı Bir Etkiye Dönüştüren “Kilo of Kindness” 2026 Kampanyasını Dünya Genelinde 90’dan Fazla Otelde Başlatıyor

26 Ekim–27 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Kilo of Kindness’ın 11. edisyonu, Mövenpick’in küresel topluluk girişiminde yeni bir döneme işaret ediyor. Bugüne kadarki en büyük edisyonuyla geri dönen kampanya, dünya genelinde daha fazla topluluğa ulaşırken Kilo of Kindness’ı Mövenpick’in cömertlik ruhuna daha da yakınlaştıran yenilenmiş bir yaratıcı kimliği de tanıtacak. 2026 edisyonu ayrıca otellerin, Heartists®’lerin, misafirlerin ve yerel iş ortaklarının anlamlı bir fark yaratmak için bir araya gelme yollarını genişleterek girişimin devam eden gelişiminin temellerini atıyor.

Mövenpick Hotels & Resorts, Kilo of Kindness’ı 11. yılında yeniden hayata geçirerek misafirleri,işini kalbiyle yapan, misafirperverliği bir sanat haline getiren çalışan ekibi Heartists®’leri ve yerel toplulukları anlamlı bir fark yaratabilecek basit cömertlik eylemleriyle bir araya gelmeye davet ediyor.

26 Ekim–27 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek bu yılki küresel etkinlik kapsamında;Türkiye’deki otellerin de aralarında olduğu 90’dan fazla Mövenpick oteli, dayanıklı gıda ve okul malzemelerinden giyim ve kişisel bakım ürünlerine kadar, bulundukları toplulukların en çok ihtiyaç duyduğu temel ihtiyaç malzemelerini toplamak için yerel yardım kuruluşlarıyla iş birliği yapacak.

Kilo of Kindness, 2015 yılında başlatılmasından bu yana, küçük bir katkının bile fark yaratabileceği yönündeki bir fikirden Mövenpick’in cömertlik ruhunun küresel bir ifadesine dönüştü. Bugüne kadar dünya genelindeki otelleri, misafirleri, Heartists®’leri ve yardım kuruluşu ortaklarını bir araya getirerek 130.000 kilogramdan fazla temel ihtiyaç malzemesi toplandı.

Yıllık etkinliğin ardından 2026, Kilo of Kindness için yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Oteller, geleneksel temel ihtiyaç malzemesi toplama çalışmalarının yanı sıra gönüllülük, bağış toplama ve diğer toplumsal destek biçimleri gibi yerel ihtiyaçlara uygun faaliyetlerle girişimi yıl boyunca hayata geçirmeye devam edecek.

Bu gelişimin merkezinde basit bir inanç yer alıyor: Her iyiliğin bir ağırlığı vardır. Toplanan temel ihtiyaç malzemelerinin kilogram cinsinden miktarı, girişimin etkisinin temel bir ölçütü olmaya devam ederken Mövenpick, Heartists®’lerin gönüllülüğe ayırdığı zamanı, yerel amaçlar için toplanan bağışları, gerçekleştirilen topluluk faaliyetlerini ve desteklenen yardım kuruluşu ortaklıklarını da dikkate alacak.2026 etkinliği, 13 Kasım Dünya İyilik Günü’nü de kapsayarak Kilo of Kindness’ın arkasındaki insanları ve cömertliğin hem Mövenpick otellerinde hem de otellerin ötesinde ifade edilebileceği pek çok yolu kutlamak için ortak bir an yaratacak.

Accor Premium, Orta Segment ve Ekonomi Segmenti Markaları Orta Doğu, Afrika ve Asya Pasifik Ticari İşler Başkanı Kerry Healy, şunları söyledi: “İyilik, Mövenpick’in kalbinde yer alıyor ve Kilo of Kindness bu ruhun harika bir yansıması. Paylaşmanın, misafirperverliğin ve başkalarını önemsemenin kültürlerimizde köklü bir yere sahip olduğu bölgemizde bu girişim özel bir anlam taşıyor. Son 11 yılda otellerimiz, Heartists®’lerimiz, misafirlerimiz ve iş ortaklarımız, küçükcömertlik eylemlerini toplulukları için anlamlı bir desteğe dönüştürmek üzere bir araya geldi. Bu yılı özellikle anlamlı kılan ise bu ruhu yılın tek bir anının ötesine taşıyarak bağışlar, gönüllülük ve yerel ortaklıklar aracılığıyla topluma katkıda bulunmak için daha fazla fırsat yaratmamız. Çünkü ister bir kilogram temel ihtiyaç malzemesi, ister bir kişinin ayırdığı bir saat, ister bir yardım eli olsun, her iyilik fark yaratma gücüne sahiptir.”

Mövenpick Hotel Istanbul Golden Horn, iki farklı sosyal sorumluluk girişimi hayata geçirmeyi hedefliyor. Otel, kullanılmayan tekstil ürünlerini hayvan barınaklarına bağışlayarak sokak hayvanlarının yaşam koşullarına katkı sağlamayı amaçlarken, LÖSEV iş birliğiyle Lösemi Haftası boyunca farkındalık etkinlikleri, atölyeler ve çalışanlara yönelik bilinçlendirme eğitimleri düzenlemeyi ve çocuklara hediyeler ulaştırmayı planlıyor.

Mövenpick Bursa Thermal & Spa, her yıl sürdürdüğü geleneksel yeni yıl projesiyle ihtiyaç sahibi çocukların hayallerini gerçeğe dönüştürüyor. Bölgedeki bir okulda eğitim gören öğrencilerin yeni yıl dilekleri zarflara yerleştirilerek otelin yılbaşı ağacına asılıyor. Otel misafirleri ve çalışanları ise seçtikleri dilekleri gerçekleştirerek çocuklara yeni yıl sevinci yaşatıyor.

Mövenpick Trabzon, LÖSEV iş birliğiyle lösemili çocuklara yönelik özel bir yılbaşı etkinliği düzenlemeyi planlayarak çocuklara moral ve mutluluk kazandırmayı, dayanışma ruhunu güçlendirmeyi amaçlıyor.

Mövenpick Malatya ise şehit ailelerine otel restoranlarında geçerli %50 indirim imkânı sunarak destek olurken, LÖSEV’in Malatya'da yürüttüğü projeler kapsamında şehre gelen çalışma ekiplerine ücretsiz konaklama sağlayarak sosyal sorumluluk çalışmalarına katkıda bulunuyor.

Birinin gününü olağanüstü kılın

Mövenpick’in kurucusu Ueli Prager’in sıradan olanı olağanüstü kılma felsefesinden ilham alan bu yılki Kilo of Kindness, küçük iyiliklerin büyük etkiler yaratabileceğini vurguluyor. Gıda ve okul malzemesi bağışlarından gönüllülük çalışmalarına kadar her türlü dayanışmayı teşvik eden girişim, bazen küçük bir dokunuşun bile birinin gününü olağanüstü kılabileceğini hatırlatıyor.

Misafirler ve yerel topluluklar, 26 Ekim–27 Kasım 2026 tarihleri arasında katılımcı Mövenpick otellerinde düzenlenen temel ihtiyaç malzemesi toplama çalışmalarına destek olabilecek.

Daha fazla bilgi ve katılımcı otellerin listesi için lütfen şu adresi ziyaret edin:

https://movenpick.accor.com/en/about-movenpick/kilo-of-kindness.html. 

Nasıl katılabilirsiniz?

1. Katılımcı bir Mövenpick oteli bulmak için Movenpick.com’u ziyaret edin.

2. Otelin önerdiği bağış listesini kontrol edin. Bu liste, otelin yerel yardım kuruluşu ortağının ihtiyaçlarına bağlı olarak dayanıklı gıda, okul malzemeleri, giysi veya kişisel bakım ve hijyen ürünlerini içerebilir.

3. Bağışlarınızı 26 Ekim–27 Kasım 2026 tarihleri arasında katılımcı otele getirin.

4. Bağışlarınızı, Mövenpick Heartists®’lerinin yardımcı olmak üzere hazır bulunacağı belirlenmiş Kilo of Kindness toplama noktasına bırakın.


ATF Kurucu Başkanı Selçuk Meral: “Az Bilebiliriz Ama Az Gayret Edemeyiz”

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


ATF27’de Hedef Daha Fazla Uluslararası Katılım ve Kontrollü Büyüme

ATF Kurucu Başkanı Selçuk Meral: “Az Bilebiliriz Ama Az Gayret Edemeyiz”

Selçuk Meral ATF’nin Büyüme Hikâyesini Anlattı: Güven, Kararlılık ve Ortak Emek

Uluslararası Antalya Turizm Fuarı (ATF26 Türkiye) kapsamında gerçekleştirilen “Deniz Dikkaya ile Hadi Turizm Konuşalım” programının konuğu olan ATF Kurucu Başkanı Selçuk Meral, fuarın kuruluş hikâyesini, uluslararası bir marka oluşturmanın zorluklarını ve ATF27’ye yönelik hedeflerini değerlendirdi. 

Bir markanın sürdürülebilir başarısında güven, direnç, doğru muhakeme ve ekip çalışmasının belirleyici olduğunu vurgulayan Meral, ATF’nin büyüme sürecinde karşılaştıkları eleştirileri engel olarak görmediklerini belirtti. Meral, 26–28 Ekim 2027 tarihlerinde gerçekleştirilecek ATF27’de uluslararası katılımı artırmayı ve organizasyonu kontrollü biçimde büyütmeyi hedeflediklerini açıkladı.

26–28 Ekim 2026 tarihlerinde ANFAŞ Antalya Fuar Merkezi’nde düzenlenen Uluslararası Antalya Turizm Fuarı (ATF26 Türkiye), turizm sektörünün deneyimli isimlerini gençlerle buluşturan özel söyleşilere de ev sahipliği yaptı.


Fuarın üçüncü gününde gerçekleştirilen “Deniz Dikkaya ile Hadi Turizm Konuşalım” programının kapanış konuğu, ATF Kurucu Başkanı Selçuk Meral oldu.

Turizm profesyoneli ve radyo sunucusu Deniz Dikkaya’nın sorularını yanıtlayan Meral, ATF’nin kuruluşundan bugüne uzanan yolculuğunu, karşılaştıkları zorlukları, marka oluşturma sürecinde edindikleri deneyimleri ve gelecek dönem hedeflerini paylaştı.

ATF’nin sekizinci edisyonuna ulaşmasının arkasında yalnızca organizasyonel başarıların değil, uzun yıllara dayanan sektörel ilişkilerin, karşılıklı güvenin ve ortak çalışmanın bulunduğunu belirten Meral, sürdürülebilir marka yönetimine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Selçuk Meral: “İtirazları Engel Olarak Görmedim”

ATF’nin kuruluş sürecini değerlendiren Selçuk Meral, yeni bir uluslararası turizm fuarı düzenleme fikrinin ilk dönemlerde farklı tepkilerle karşılandığını anlattı.

Turizm sektöründeki bazı profesyonellerin yeni bir fuar organizasyonunun gerekliliğini ve başarıya ulaşıp ulaşamayacağını sorguladığını belirten Meral, bu tepkilerin kendisini olumsuz etkilemediğini söyledi.

Aksine, gelen itirazların projeye yönelik ilginin ve sorgulamanın başladığını gösterdiğini ifade eden Meral, bu süreci fikrini daha fazla kişiye anlatmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini belirtti.

Karşılaştığı itirazları vazgeçme gerekçesi olarak görmediğini vurgulayan Meral, yeni bir markanın ortaya çıkışında eleştirilerle doğru biçimde başa çıkabilmenin önemli olduğunu ifade etti.

ATF’nin kuruluş aşamasında sektördeki geçmiş çalışmalarının ve kurduğu ilişkilerin önemli rol oynadığını belirten Meral, yeni projeye duyulan güvenin daha önce verilen sözlerin yerine getirilmesiyle ilişkili olduğunu söyledi.

“16 Yaşımdan Beri Turizm Sektörünün İçindeyim”

Turizm sektöründeki kariyerine de değinen Selçuk Meral, yaklaşık 16 yaşından itibaren turizm alanında çalıştığını ve farklı departmanlarda deneyim kazandığını anlattı.

Sektörün farklı kademelerinde çalışmasının, turizm profesyonellerinin beklentilerini anlamasına ve sektörel ilişkiler geliştirmesine katkı sağladığını belirten Meral, geçmişte birlikte çalıştığı birçok kişiyle ilişkilerini sürdürdüğünü ifade etti.

ATF’nin kuruluş sürecinde kendisine güvenen ilk iş ortaklarının önemine dikkat çeken Meral, bu kişilerin yalnızca bir fuar fikrine değil, geçmişte oluşturulan güven ilişkisine de destek verdiğini söyledi.

Yeni projeler geliştirilirken geçmişte verilen sözlerin yerine getirilmiş olmasının önemli olduğunu vurgulayan Meral, güvenin zaman içerisinde oluştuğunu ve korunması gerektiğini belirtti.

ATF’nin ilk dönemlerinde destek veren iş ortaklarının sonraki büyüme aşamalarında da önemli rol oynadığını ifade eden Meral, organizasyonun gelişimini ortak emeğin bir sonucu olarak değerlendirdi.

“Bir Markayı Büyütmek için Direnç ve Muhakeme Gerekiyor”

Deniz Dikkaya’nın yeni bir markanın nasıl sürdürülebilir hâle getirilebileceğine yönelik sorusunu yanıtlayan Selçuk Meral, iki temel özelliğin altını çizdi: direnç ve muhakeme.

Yeni bir girişimin gelişim sürecinde çok sayıda görüş ve eleştiriyle karşılaşılabileceğini belirten Meral, bu görüşlerin doğru değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bir projeye yönelik her olumlu değerlendirmenin doğru olmayabileceği gibi her itirazın da başarısızlık anlamına gelmediğini belirten Meral, girişimcilerin farklı görüşler arasında doğru değerlendirmeler yapabilmesinin önemine dikkat çekti.

Meral, markaların gelişiminde karşılaşılan sorunlara direnç gösterebilmenin ve kararları sağlıklı biçimde değerlendirebilmenin uzun vadeli başarı açısından belirleyici olduğunu vurguladı.

Özellikle yeni marka ve girişimlerin başlangıç aşamasında karşılaştıkları güçlüklerin doğru yönetilmesi gerektiğini belirten Meral, yalnızca dışarıdan gelen olumlu veya olumsuz tepkilere göre hareket edilmemesi gerektiğini söyledi.

“Eleştirileri Dinliyorum, Yapabileceğim Bir Şey Varsa Yapıyorum”

ATF’ye yönelik geri bildirimleri nasıl değerlendirdiğine ilişkin soruları da yanıtlayan Selçuk Meral, otelcilik geçmişinin bu konudaki yaklaşımını şekillendirdiğini belirtti.

Turizm sektöründe müşteri memnuniyetinin ve geri bildirimlerin önemini yakından deneyimlediğini ifade eden Meral, eleştirileri dinlemeye önem verdiğini söyledi.

Bir eleştiri karşısında öncelikle yapılabilecek bir iyileştirme olup olmadığını değerlendirdiğini belirten Meral, mümkün olan durumlarda çözüm üretmeye çalıştığını ifade etti.

Bununla birlikte her talebin aynı şekilde karşılanamayabileceğini belirten Meral, geri bildirimlerin hakkaniyet ve uygulanabilirlik çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

İş hayatında yalnızca ticari hesapların değil, karşılıklı iyi niyetin ve adil yaklaşımın da önemli olduğunu ifade eden Meral, sürdürülebilir ilişkilerin bu anlayış üzerine kurulması gerektiğini söyledi.

“Sözleşmeler Kadar Karşılıklı Güven de Önemli”

Turizm sektöründeki iş birliklerinde güvenin belirleyici rolüne dikkat çeken Selçuk Meral, uzun yıllara dayanan profesyonel ilişkilerin organizasyonun gelişiminde önemli bir avantaj sağladığını belirtti.

ATF’nin iş ortakları ve sponsorlarıyla kurduğu ilişkilerde karşılıklı güvenin önemli olduğunu ifade eden Meral, tarafların verdikleri sözleri yerine getirmesinin iş birliğinin sürdürülebilirliğini güçlendirdiğini söyledi.

İş hayatında yalnızca yazılı anlaşmaların yeterli olmadığını savunan Meral, iyi niyet ve hakkaniyet bulunmadığında sözleşmelerin de beklenen sonucu sağlamayabileceğine dikkat çekti.

Bir organizatör olarak kendi sorumluluğunun güçlü bir etkinlik ortaya koymak ve iş ortaklarına verilen sözleri yerine getirmek olduğunu belirten Meral, karşılıklı sorumluluk anlayışının önemli olduğunu vurguladı.

ATF’nin bugünkü konumuna ulaşmasında bu ilişkilerin büyük katkısı bulunduğunu ifade eden Meral, gelecekte de aynı anlayışla hareket etmeyi hedeflediklerini söyledi.

Deniz Dikkaya: “Bu Başarıda Ekibin Uyumunun da Büyük Payı Var”

Söyleşide ATF’nin organizasyon ekibi de gündeme geldi.

Fuar boyunca farklı alanlarda görev yapan çalışanların yaklaşımından duyduğu memnuniyeti dile getiren Deniz Dikkaya, büyük organizasyonların başarısında ekip uyumunun önemine dikkat çekti.

ATF ekibinin katılımcılara ve ziyaretçilere yardımcı olma konusundaki yaklaşımını olumlu değerlendiren Dikkaya, organizasyonun arkasındaki emeğin görünür olduğunu ifade etti.

Sosyal medya ve medya iletişimi çalışmalarının da organizasyonun bilinirliğine katkı sağladığını belirten Dikkaya, gerçekleştirilen çalışmaların doğru biçimde paylaşılmasının marka gelişiminde önemli olduğunu söyledi.

Selçuk Meral: “Az Bilebiliriz Ama Az Gayret Edemeyiz”

ATF ekibinin çalışma anlayışına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Selçuk Meral, gayret göstermenin kendileri açısından temel bir ilke olduğunu belirtti.

Bir organizasyonun gelişiminde yalnızca sahip olunan bilgi ve deneyimin yeterli olmadığını ifade eden Meral, çalışanların çabasının ve iyi niyetinin de önemli olduğunu söyledi.

“Az bilebiliriz ama az gayret edemeyiz.” sözleriyle yaklaşımını özetleyen Meral, ATF ekibinin daha iyi bir organizasyon oluşturmak ve katılımcılara fayda sağlamak için yoğun çaba gösterdiğini vurguladı.

Uluslararası turizm fuarları arasında güçlü bir konum edinmenin sürekli gelişim gerektirdiğine dikkat çeken Meral, kendilerinden çok daha uzun geçmişe sahip organizasyonlarla rekabet ettiklerini belirtti.

ATF’nin uluslararası platformlarda köklü fuarlarla aynı değerlendirmelere konu olmasını önemli bulduğunu ifade eden Meral, bu seviyede rekabet edebilmek için daha hızlı çalışmaları ve daha nitelikli içerikler geliştirmeleri gerektiğini söyledi.

Organizasyonun gelişiminde ekip arkadaşlarının iyi niyetinin ve çalışma isteğinin önemli rol oynadığını belirten Meral, gayret göstermeyi sürdürülebilir başarının temel unsurlarından biri olarak değerlendirdi.

“ATF’nin Daha Fazla Uluslararası Katılımcıya Ulaşmasını İstiyoruz”

ATF’nin gelecek dönem hedeflerine ilişkin açıklamalarda bulunan Selçuk Meral, organizasyonun uluslararası katılımını artırmayı amaçladıklarını belirtti.

ATF’nin büyüme sürecinde farklı ülkelerden turizm markalarının ve sektör profesyonellerinin organizasyona yönelik taleplerinin arttığını ifade eden Meral, bu ilginin fuarın gelişimi açısından önemli olduğunu söyledi.

Özellikle uluslararası katılımcılardan daha büyük sergileme alanlarına yönelik talepler aldıklarını belirten Meral, mevcut fiziki kapasitenin bazı talepleri karşılamakta yetersiz kalabildiğine dikkat çekti.

Bu nedenle ATF27’de daha geniş bir organizasyon oluşturma seçeneklerini değerlendirdiklerini ifade eden Meral, büyümenin yalnızca alanı genişletmekten ibaret olmadığını vurguladı.

Yeni dönemde katılımcı çeşitliliğini artırmayı, daha fazla uluslararası markayı Antalya’da buluşturmayı ve organizasyonun ticari niteliğini geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi.

“Büyümenin Kontrollü Olmasını Önemsiyoruz”

ATF27’ye yönelik büyüme planlarının henüz değerlendirme aşamasında olduğunu belirten Selçuk Meral, organizasyonun doğal gelişim sürecine uygun bir strateji izlemek istediklerini ifade etti.

Artan katılımcı taleplerinin fuarın büyümesini desteklediğini belirten Meral, bu büyümenin planlı ve kontrollü biçimde gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.

ATF’nin mevcut niteliğini ve katılımcılara sunduğu hizmet standartlarını korumanın önemine dikkat çeken Meral, büyümenin organizasyon kalitesinden bağımsız düşünülmemesi gerektiğini vurguladı.

Önümüzdeki dönemde daha geniş bir fuar yapısı oluşturmak istediklerini belirten Meral, bunun hangi modelle gerçekleştirileceğinin çalışmalar sonucunda netleşeceğini ifade etti.

ATF27, 26–28 Ekim 2027 Tarihlerinde Düzenlenecek

Söyleşide ATF27’nin tarihlerini de paylaşan Selçuk Meral, gelecek yılki organizasyonun 26–28 Ekim 2027 tarihlerinde gerçekleştirileceğini açıkladı.

ATF26’nın pazartesi, salı ve çarşamba günleri düzenlendiğini hatırlatan Meral, uluslararası katılımcılardan alınan geri bildirimler doğrultusunda gelecek yılın programını değiştirdiklerini söyledi.

Özellikle fuar için hafta sonundan seyahat etmek zorunda kalan yabancı katılımcıların taleplerini dikkate aldıklarını belirten Meral, ATF27’nin salı, çarşamba ve perşembe günleri düzenleneceğini ifade etti.

Fuarın geleneksel tarih aralığını koruduklarını belirten Meral, yeni takvimin uluslararası katılımcılar açısından daha uygun bir seyahat planlaması sağlayacağını söyledi.

ATF27’nin Yeni Dönem Mesajı: “Dünyanın Turizmi ATF’de”

ATF’nin uluslararası marka konumlandırmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Selçuk Meral, gelecek yılın iletişim yaklaşımına da değindi.

Organizasyonun küresel niteliğini daha güçlü biçimde ortaya koymak istediklerini belirten Meral, yeni dönemde “Dünyanın turizmi ATF’de” mesajının öne çıkacağını ifade etti.

ATF’nin uluslararası büyüme hedefleri doğrultusunda daha fazla ülkeyi, turizm profesyonelini ve markayı Antalya’da buluşturmak istediklerini söyledi.

Yurt dışından gelen taleplerin organizasyonun gelişimi açısından önemli bir gösterge olduğunu belirten Meral, ATF’nin yalnızca Türkiye turizmine yönelik bir buluşma olmanın ötesine geçerek dünya turizm ticaretinde daha güçlü bir konum elde etmesini hedeflediklerini vurguladı.

Selçuk Meral’den Genç Girişimcilere Mesaj: Güven Oluşturun, Eleştirileri Değerlendirin ve Çalışmaktan Vazgeçmeyin

Deniz Dikkaya ile gerçekleştirilen söyleşide Selçuk Meral’in açıklamaları, yalnızca ATF’nin büyüme hedeflerini değil, turizm sektöründe yeni bir marka oluşturmak isteyen girişimcilere yönelik önemli deneyimleri de ortaya koydu.

Meral, yeni bir girişimin gelişiminde karşılaşılan itirazların doğru değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, sürdürülebilir markaların güven ilişkileri üzerine inşa edildiğini vurguladı.

Uzun yıllara dayanan profesyonel ilişkilerin, verilen sözlerin yerine getirilmesinin ve karşılıklı sorumluluk anlayışının marka değerini güçlendirdiğine dikkat çekti.

ATF’nin sekizinci edisyonuna ulaşan yolculuğunda ekip çalışmasının, ortak emeğin ve sürekli gelişme isteğinin önemini vurgulayan Meral, gelecek dönemde uluslararası katılımı artırmayı ve organizasyonu planlı biçimde büyütmeyi hedeflediklerini ifade etti.