5 Haziran 2026 Cuma

Emirates’in ilk Emirlikli kadın kaptanları gökyüzünde yeni bir döneme öncülük ediyor


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Emirates’in ilk Emirlikli kadın kaptanları gökyüzünde yeni bir döneme öncülük ediyor

Dünyanın en büyük uluslararası havayolu şirketlerinden Emirates, şirket tarihinde bir ilke imza atarak iki kadın pilotunu kaptanlığa terfi ettirdi. Hanan Mohammed Jawad ve Bakhita Al Mheiri, Emirates'in Ulusal Kadet Pilot Programı'ndan yetişerek kaptanlık unvanına ulaşan ilk Emirlikli kadın pilotlar oldu.

Emirates, iki başarılı Emirlikli kadın pilotunu kaptanlığa terfi ettirerek havacılık sektöründe kadınların güçlendirilmesine yönelik taahhüdünde önemli bir adım attı. Hanan Mohammed Jawad ve Bakhita Al Mheiri, bugüne kadar çok sayıda Emirlikli pilot yetiştiren Emirates Grubu'nun Ulusal Kadet Pilot Programı'ndan mezun olarak kariyerlerinde önemli bir başarıya imza attı.

Hanan Mohammed Jawad, 2008 yılında büyük bir azim, tutku ve çocukluk hayali olan pilotluk hedefiyle kadet pilot programı aracılığıyla Emirates'e katıldı. Güçlü mentorluk desteği ve şirketin uçuş operasyonları yönetiminin sürekli katkılarıyla kariyer basamaklarını istikrarlı şekilde tırmanarak bugün kaptanlık görevine ulaştı.

Bakhita Al Mheiri ise Emirates'teki yolculuğuna 2011 yılında kadet pilot olarak başladı. Başarılı Emirlikli kadın pilotlardan ilham alan ve uçuş tutkusuyla hareket eden Al Mheiri, çalışma hayatı boyunca önemli başarılara imza atarak Emirates bünyesinde güçlü ve parlak bir kariyer inşa etti.

Hanan ve Bakhita, bu yıl resmi olarak dördüncü apoletlerini alarak Emirates'in ilk Emirlikli kadın kaptan pilotları oldu. Her iki pilot da Boeing 777 filosunda görev yapıyor. Uzun yıllara dayanan uçuş deneyimleriyle kariyerlerinde yeni bir döneme adım atan Hanan ve Bakhita'nın hedefleri ise hâlâ gökyüzünün çok ötesine uzanıyor.

Pilotluk kariyeri boyunca toplam 9 bin 253 uçuş saatine ulaşan Hanan Mohammed Jawad, terfisi ile ilgili şunları söyledi: "14 yaşındayken Birleşik Arap Emirlikleri'nin ilk kadın pilotunu televizyonda gördüm. Kendinden emin duruşu ve varlığı beni çok etkiledi. O andan itibaren tek istediğim pilot olmaktı. Dördüncü apoletimi almak benim için gurur verici bir kilometre taşı ancak bunu bir varış noktası olarak görmüyorum. Bu aslında sadece başlangıç. Benim için gökyüzü sınır değil. Kaptanlığa uzanan yol zaman içinde inşa ediliyor ve yardımcı pilot olarak geçirdiğim yıllar beni bu ana hazırladı."

Emirates'te aldığı mentorluk desteğinin kariyerine katkılarını anlatan Bakhita Al Mheiri ise şunları söyledi: "Emirates'teki yolculuğum boyunca birlikte çalıştığım eğitim kaptanları ve liderlerin mentorlukları kariyerimde belirleyici rol oynadı. Onların deneyimleri, profesyonellikleri ve bilgi paylaşma konusundaki istekleri yalnızca teknik ve liderlik becerilerimi geliştirmekle kalmadı; aynı zamanda bana sorumluluk, disiplin ve sürekli öğrenmenin değerini de öğretti. Bu süreçte öğrendiğim en önemli derslerden biri, bilgi ve deneyimi sonraki nesillere aktarmanın önemiydi. Kaptan olarak üstlendiğim sorumlulukla birlikte bana aktarılan bu değerleri geleceğe taşımayı, havacılık kariyerlerine yeni başlayan genç nesillere destek olmayı ve onları yönlendirmeyi amaçlıyorum."

Hanan ve Bakhita, pilot olmayı hedefleyen genç kadınlara ise şu mesajı verdi: "Ülkemizin liderleri uzun yıllardır kadınları ülkemizin geleceğini şekillendiren temel ortaklar olarak görüyor. Emirates de kadınların başarılı olabileceği ortamı ve fırsatları yaratıyor. Gelecek nesiller için bu yaklaşımı daha da ileri taşımaya devam edeceğiz."

Emirates Uçuş Operasyonlarından Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Alhammadi ise şu değerlendirmeyi yaptı: "Emirates olarak her zaman Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşlarının profesyonel gelişimini desteklemeye büyük önem verdik. Kadet Pilot Programı, genç kadın ve erkeklere Emirates'te ticari pilot olarak kariyer yapma fırsatı sunarken, gelecekteki pilot ihtiyacımızı karşılamamız açısından da kritik bir rol üstleniyor. Hanan ve Bakhita'nın Emirates'in ilk Emirlikli kadın kaptan pilotları olmalarından büyük gurur duyuyoruz. Bu başarı, yıllar süren özverinin, profesyonelliğin ve sıkı çalışmanın bir sonucu olmasının yanı sıra Emirates'in Emirlikli yetenekleri kariyerlerinin başlangıcından en üst liderlik pozisyonlarına kadar geliştirme konusundaki başarısını da ortaya koyuyor."

Ulusal Kadet Pilot Programı Hakkında

1993 yılında başlatılan Ulusal Kadet Pilot Programı (NCPP), Emirates Grubu tarafından tamamen finanse edilen bir girişim olarak faaliyet gösteriyor. Program bugüne kadar Hanan ve Bakhita'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda Emiratlı pilot yetiştirdi. Program mezunları bugün Emirates bünyesinde kaptan pilot, eğitim pilotu ve üst düzey yönetici pozisyonlarında görev alırken, Birleşik Arap Emirlikleri havacılık sektörünün gelişimine de katkı sağlıyor. Bu durum, Emirates'in Emiratlı çalışanlara uzun vadeli kariyer gelişimi ve ilerleme fırsatları sunma konusundaki başarısını ortaya koyuyor.

Program kapsamında adaylar, Emirates Uçuş Eğitim Akademisi'nde dünya standartlarında eğitim, ileri teknoloji ve yüksek güvenlik standartlarıyla kapsamlı bir uçuş eğitimi alıyor. Temel teorik eğitimden uygulamalı uçuş deneyimine kadar tüm aşamalarda desteklenen kadetler, Emirates ve diğer hava yolu şirketlerinde profesyonel pilot olarak uzun vadeli kariyerlere hazırlanıyor. Ayrıca program kapsamında Emirates'in yeni pilot eğitim merkezinde de ileri düzey eğitim alma fırsatı buluyorlar.

Emirates Grubu'nun Emirlikleştirme Stratejisi

Emirates Grubu'nun Emirlik vatandaşlarının istihdamını artırma stratejisi; yapılandırılmış kariyer yolları, dünya standartlarında eğitim programları ve sürekli gelişim fırsatlarıyla sürdürülebilir bir ulusal iş gücü oluşturmayı hedefliyor. Ulusal Kadet Pilot Programı, liderlik gelişim girişimleri ve mezun programları gibi uygulamalar sayesinde,Emirlikli yetenekler kariyerlerinin başlangıcından üst düzey görevlere kadar destekleniyor. Mentorluk programları ve küresel en iyi uygulamalara erişim imkânı sayesinde Emirlikli çalışanların rekabetçi havacılık sektöründe başarılı olmaları sağlanırken hem Emirates Grubu'nun büyümesine hem de Birleşik Arap Emirlikleri'nin uzun vadeli vizyonuna katkı sağlanıyor.


FourSeasons İstanbul otelleri “Triple Crown” koleksiyonunda yer aldılar


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


FOUR SEASONS HOTEL BOSPHORUS VE FOUR SEASONS HOTEL SULTANAHMET, CONDÉ NAST TRAVELER'IN DÜNYANIN EN SEÇKİN OTELLERİNİ BİR ARAYA GETİREN “TRIPLE CROWN” KOLEKSİYONUNDA

İstanbul’un iki ikonik adresi FourSeasons Hotel Bosphorus ve FourSeasons Hotel Sultanahmet, dünyanın en saygın seyahat yayınlarından CondéNastTraveler tarafından oluşturulan seçkin “Triple Crown” koleksiyonunda yer alarak uluslararası otelcilik dünyasındaki ayrıcalıklı konumlarını bir kez daha tescilledi.

CondéNastTraveler tarafından bu yıl ilk kez duyurulan Triple Crown, dünya çapındaki oteller arasında yalnızca üç önemli başarıyı bir arada elde eden otellere verilen özel bir unvan olarak öne çıkıyor. Bir otelin bu seçkide yer alabilmesi için, açıldığı dönemin en dikkat çekici yeni otellerini belirleyen Hot List’e girmiş, editörlerin favorilerini bir araya getiren Gold List’te yer almış ve milyonlarca okuyucunun oylarıyla belirlenen Readers’ ChoiceAwards listesine seçilmiş olması gerekiyor. Yaklaşık kırk yıllık CondéNastTraveler değerlendirmelerinin sonucunda oluşan bu koleksiyon, dünyanın en seçkin otellerini bir araya getiriyor.


Boğaz kıyısındaki tarihi saray atmosferiyle FourSeasons Hotel Bosphorus ve Tarihi Yarımada’nın kalbinde yer alan FourSeasons Hotel Sultanahmet, bu özel koleksiyona dahil olarak yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en seçkin konaklama deneyimleri arasında yer aldıklarını bir kez daha kanıtladı.

FourSeasonsHotels Istanbul Genel Müdürü Thomas Krooswijk, başarıyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:“CondéNastTraveler Triple Crown koleksiyonunda yer almak, otelcilik sektöründe elde edilebilecek en anlamlı uluslararası takdirlerden biri. İstanbul’daki her iki otelimizin de bu seçkin koleksiyonda yer almasından büyük gurur duyuyoruz.Bu unvan, yalnızca belirli bir dönemde gösterilen başarıyı değil, yıllar boyunca istikrarlı biçimde sürdürülen hizmet kalitesini, misafir memnuniyetini ve deneyim anlayışını temsil ediyor. Hot List, Gold List ve Readers’ ChoiceAwards gibi sektörün en saygın değerlendirmelerinin tamamında yer almış olmak, İstanbul’daki iki otelimizin hem seyahat editörleri hem de dünyanın dört bir yanından gelen misafirler tarafından takdir edildiğinin güçlü bir göstergesi. Otellerimizle misafirlerimize İstanbul'un farklı yüzlerini en yüksek hizmet standartlarıyla sunmaya devam ediyoruz. Bu başarıda emeği bulunan tüm ekip arkadaşlarımıza ve bizi yıllar boyunca destekleyen misafirlerimize teşekkür ediyoruz. Triple Crown seçkisinde yer almak, bizi gelecekte de aynı tutku ve özenle çalışmaya teşvik eden çok değerli bir motivasyon kaynağı.”

FourSeasons Hotel Bosphorus, 19. yüzyıldan kalma Osmanlı sarayının ihtişamını Boğaz’ın eşsiz manzarasıyla buluştururken; FourSeasons Hotel Sultanahmet, Ayasofya ve Sultanahmet Camii’nin birkaç adım ötesindeki konumunda, İstanbul’un tarihi mirasını çağdaş lüks anlayışıyla bir araya getiriyor. Birbirinden farklı karakterlere sahip bu iki özel adres, şehrin hem tarihi hem de modern yüzünü deneyimlemek isteyen misafirler için benzersiz bir bütünlük sunuyor.

CondéNastTraveler Triple Crown’a dahil edilen oteller, seyahat dünyasında yalnızca dönemsel başarılarıyla değil, yıllar boyunca sürdürülebilir biçimde korudukları kalite, hizmet anlayışı ve misafir memnuniyetiyle öne çıkıyor. FourSeasonsHotels Istanbul da bu prestijli seçkide yer alarak küresel lüks otelcilik sahnesindeki güçlü konumunu bir kez daha pekiştiriyor.

Instagram Hesapları:

@fssultanahmet

@fsbosphorus

SimurgInn, Yazı “Tanrı Misafiri” ile Karşılıyor: Kaz Dağları’nda Bir Meksika Gecesi

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


SimurgInn, Yazı “Tanrı Misafiri” ile Karşılıyor: Kaz Dağları’nda Bir Meksika Gecesi

Kaz Dağları’nın ilham veren doğasında konumlanan SimurgInn, yazın gelişini özel bir gastronomi deneyimiyle kutluyor.Şef Luca Eyüboğlu’nun hazırladığı, Meksika’nın ikonik sokak lezzetleri ve geleneksel reçetelerinden ilham alan "CantinadiSimurgInn" menüsü, Kuzey Ege’nin kalbinde misafirlerini sıra dışı bir lezzet keşfine çıkaracak.

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Ahmetçe Köyü’nde yer alan SimurgInn, özel menü hazırlıkları ve konsept tasarımı ile Meksika’nın canlı, aromatik ve köklü mutfak kültürünün kapılarını aralıyor.Farklı gastronomi deneyimleri yaratmak amacıyla Müge Büyüktalaş ve Müge Tüzer tarafından kurulan; dünya çapında faaliyet gösteren yaratıcı mutfak ve etkinlik prodüksiyon stüdyosu Tanrı Misafiri, bu kez rotasını Ege’ye çeviriyor. Tanrı Misafiri, konsept tasarımıyla, SimurgInn’ın baş şefi Luca Eyüboğlu’nun gastronomi deneyimini görsel bir tasarımla zenginleştiriyor. 

Taze avokado ve çıtır nachostan, salsa macha ile canlanan levrek aguachile'ye kadar uzanan dinamik başlangıçlarla açılışını yapan menü; mango salatasının epazote otuyla yakaladığı uyum, mısır tempura ve salsa tamarindo ile hazırlanan Meksika karides tost gibi gurme dokunuşlarla devam ediyor. Geleneksel taco kültürünü aslına sadık kalarak masaya taşıyan Tacos de lengua ise gecenin en özgün tatları arasında yer alıyor.

Menünün ana odak noktalarından biri olan ve Şef Luca Eyüboğlu’nun bu geceye özel yorumladığı salsa verde ile salsa de suero eşliğindeki Kaz Carnitas, lokal malzemelerle Meksika tekniklerinin kusursuz bir birleşimi olarak öne çıkıyor. Ferahlatıcı notalarıyla fark yaratan geleneksel Meksika esintili Carlota de limón (semifrío) ise bu benzersiz lezzet şöleninin kapanışını yapıyor. 

Tanrı Misafiri’nin kürasyonuyla, 13 Haziran 2026’da SimurgInn’de gerçekleşecek bu özel gece; akşam yemeğinin ardından ritmin yükseldiği, enerjisi giderek artan dinamik bir yaz kutlamasıyla devam edecek.


Barceló Istanbul’un sürdürülebilirlik performansı ödülle taçlandı

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Barceló Istanbul’un sürdürülebilirlik performansı ödülle taçlandı

Sıfır Atık Belgesi sahibi Barceló Istanbul Otel, ambalaj atıklarının ayrıştırılması ve geri dönüşüme kazandırılması alanındaki titiz ve detaylı çalışmalarıyla Beyoğlu Çevre Festivali’nde ödül aldı.

Çevresel etkisini azaltmaya yönelik uygulamalarını uzun vadeli bir strateji olarak benimseyen Barceló Istanbul, sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarının karşılığını ödülle aldı. Beyoğlu Belediyesi tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenen Beyoğlu Çevre Festivali kapsamında verilen ödül, otelin atık yönetimi konusundaki istikrarlı performansını ortaya koydu. Barceló Istanbul, festival kapsamında “Yatak Başı Ambalaj Atığı En Çok Toplayan Otel” kategorisinde ödüle layık görüldü. 

Ödül değerlendirmesinde, otelin başarısının arkasındaki temel unsurun, tesisin detaylı ayrıştırma sistemi olarak gösterildi. Özellikle cam atıklar başta olmak üzere ambalaj atıklarının doğru şekilde ayrıştırılması ve düzenli olarak geri dönüşüm sistemine kazandırılması kriterleri öne çıktı. Bu kapsamda Barceló Istanbul’un yıl boyunca sürdürdüğü atık yönetimi uygulamaları, detaylı çalışma sistemiyle ödüle değer bulundu.

Hasköy Etkinlik Alanı’nda düzenlenen Beyoğlu Çevre Festivali’nde gerçekleştirilen törende belge ve plaket takdimi yapıldı. Festival, çevre bilincinin artırılması ve sürdürülebilir yaşam kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla çeşitli etkinliklere ev sahipliği yaptı.

‘Temel sorumluluğumuz olarak kabul ediyoruz’

Barceló Hotel Group Bölge Müdürü Hasan Ekmen, aldıkları ödüle ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:

“Turizm sektörünün çevresel etkilerini azaltmak artık bir tercih değil, temel bir sorumluluk. Barceló İstanbul olarak atıkların kaynağında ayrıştırılmasından enerji ve kaynak verimliliğine kadar birçok alanda sürdürülebilirlik odaklı uygulamaları kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Bu alanda gerçekleştirdiğimiz tüm çalışmalar küresel sürdürülebilirlik stratejimiz olan Barceló Regen programımızın bir parçası. Bu ödül, ekip arkadaşlarımızın yıl boyunca gösterdiği özenli çalışmanın ve çevreye duyduğumuz sorumluluğun önemli bir göstergesi. Önümüzdeki dönemde de sürdürülebilir turizm anlayışımız doğrultusunda çevresel performansımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Bu değerli farkındalığı oluşturdukları ve gerek bölgeye gerekse ortak geleceğimize sağladıkları kesintisiz destekler için Beyoğlu Belediyesine ve Beyoğlu Belediyesi Başkan Vekili Sefer Karaahmetoğlu’na teşekkürlerimi sunuyorum.” 

4 Haziran 2026 Perşembe

İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Sürdürülebilirlik Raporunu Yayınladı

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Sürdürülebilirlik Raporunu Yayınladı 

Türkiye’nin kongre, toplantı ve etkinlik sektöründeki en köklü markalarından İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı (ICEC), 2025 yılı Sürdürülebilirlik Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı.

Küresel Sürdürülebilir Turizm Konseyi (GSTC) MICE Mekan Kriterleri doğrultusunda hazırlanan rapor, İstanbul Lütfi Kırdar’ın çevresel, sosyal ve yönetsel sürdürülebilirlik alanlarında yürüttüğü çalışmaları, hedeflerini ve geleceğe yönelik yol haritasını ortaya koyuyor.

Bir asra yaklaşan geçmişiyle İstanbul’un etkinlik sektörünün doğduğu merkez olarak bilinen ICEC, sürdürülebilirliği kurumsal stratejisinin merkezine yerleştirerek kongre ve etkinlik sektöründe örnek bir dönüşüm modeli oluşturmayı hedefliyor.

İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı Genel Müdürü Deniz Dikkaya, raporun yayınlanmasıyla ilgili yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi:

“Sürdürülebilirliği bir tercih değil, kurumsal bir sorumluluk olarak görüyoruz. Dünya kenti İstanbul’un en köklü kongre merkezlerinden biri olarak, çevresel ayak izimizi azaltan, yerel değerleri destekleyen ve kaynaklarımızı daha verimli kullanan bir işletme modeli oluşturmak için kararlılıkla çalışıyoruz. GSTC - Küresel Sürdürülebilir Turizm KonseyiKriterleri çerçevesinde belgelendirme için tüm hazırlıklarımızı tamamladık. Çevresel çalışmalarımızın yanı sıra yerel istihdamın desteklenmesi, erişilebilirlik uygulamalarının geliştirilmesi,kadın hakları ve fırsat eşitliği politikaları, çocuk haklarının korunması ve kültürel mirasın yaşatılması dakurumumuzun sürdürülebilirlik yaklaşımının önemli bileşenleri arasında yer alıyor.Gelecek İçin Dönüşüm, Etkinlik İçin Sürdürülebilirlik anlayışımız doğrultusunda sektörümüze liderlik etmeyi sürdüreceğiz.”


Yayınlanan rapora göre 2025 yılında enerji, su ve atık yönetimi alanlarında önemli ilerlemeler kaydeden ICEC, ziyaretçi sayısındakiartışa rağmen kaynak tüketiminde azaltım sağlamayı başardı. Elektrik tüketimi bir önceki yılagöre düşüş gösterirken, su tüketiminde de önemli ölçüde tasarruf sağlandı. Enerji verimliliği kapsamındagerçekleştirilen LED dönüşüm yatırımları ve operasyonel iyileştirmeler bu sonuçlarda etkili oldu.

Karbon yönetimi alanında da dikkat çekici sonuçlar elde edildi. Katılımcı sayısındaki artışa rağmen kişibaşına düşen karbon yoğunluğunda bir önceki yıla göre yüzde 62 oranında iyileşme sağlandı. Bu gelişmeenerji verimliliği, kaynak yönetimi ve sürdürülebilir operasyon uygulamalarının somut çıktıları arasında yeraldı.

Dört Ana Başlıkta Sürdürülebilirlik Yaklaşımı

Kurumun web sitesi https://icec.org/surdurulebilirlik adresinden raporun tamamına ulaşılabilen 2025 Sürdürülebilirlik Raporu, ICEC’in sürdürülebilirlik stratejisinin temelini oluşturan dört ana başlık üzerine inşa edildi:

• Sürdürülebilir Yönetim: Çevresel ve sosyal risklerin yönetildiği, şeffaf ve ölçülebilir süreçlerin oluşturulması.

• Sosyo-Ekonomik Fayda: Yerel istihdamın desteklenmesi ve tedarik zincirinde yerel üreticilere öncelik verilmesi.

• Kültürel Mirasın Korunması: İstanbul’un tarihi ve kültürel değerlerinin uluslararası ziyaretçilere doğru şekilde aktarılması.

• Çevresel Etkinin Azaltılması: Enerji verimliliği, su tasarrufu, atık yönetimi ve karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik uygulamaların yaygınlaştırılması.

Sektörde Dönüşüme Liderlik Hedefi

ICEC, sürdürülebilirlik çalışmalarını yalnızca kurum içi uygulamalarla sınırlı tutmayarak; organizatörleri, katılımcıları, tedarikçileri ve tüm paydaşlarını bu dönüşümün bir parçası olmaya davet ediyor.

2025 Sürdürülebilirlik Raporu ile birlikte ICEC, daha yaşanabilir bir gelecek için çevresel sorumluluk, toplumsal fayda ve ekonomik sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda çalışmalarını kararlılıkla sürdürmeye devam ederek Türkiye’nin MICE sektöründeki dönüşümüne liderlik etmeyi amaçlıyor.


Ruins Luxury Resort, Bodrum’un enerjisine yeniden yön veriyor.

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Bodrum’da Lüksün Yeni Sezonu Ruins Luxury Resort

Ruins Luxury Resort, 2026 yaz sezonuna görkemli bir başlangıç yaparak Bodrum’un enerjisine yeniden yön veriyor. Sezona kapılarını açan resort, mimarisi, gastronomi deneyimi, uluslararası iş birlikleri ve rafine yaşam anlayışıyla Bodrum’un yaz ritmine kendi imzasını bırakıyor.


Yalıkavak’ın doğayla iç içe, sakin ama güçlü bir duruşa sahip atmosferinde konumlanan Ruins Luxury Resort, mimarisi, deneyim alanları ve iş birlikleriyle klasik bir tatil anlayışının ötesine geçiyor. Antik şehirlerden ilham alan ve Sinan Kafadar imzası taşıyan tasarım dili, geçmişin izlerini çağdaş bir estetikle buluştururken; ışık, doku ve doğa arasındaki denge mekânın ruhunu hissettiren güçlü bir atmosfer yaratıyor.


Sezonun dikkat çeken yeniliklerinden biri olan AlohaBakery, günün ilk saatlerinden itibaren taze kruvasanlar ve özenli fırın ürünleriyle güne zarif bir başlangıç sunuyor. Gün ilerledikçe deneyim, global bar sahnesinin öne çıkan isimlerinden SIPS Barcelona iş birliğiyle farklı bir boyuta taşınıyor. Dünyanın En İyi 50 Barı listesinde üst sıralarda yer alan SIPS, yaratıcı kokteyl anlayışını Bodrum’a taşıyarak Ruins Luxury Resort’un enerjisini uluslararası bir çizgiye taşıyor.


Gastronomi tarafında ise Miraj, bölgesel lezzetleri modern dokunuşlarla yeniden yorumlayan mutfağıyla öne çıkıyor. Restoranın yaratıcı mutfağına Atilla Heilbronn liderlik ederken, ortaya çıkan deneyim yalnızca bir akşam yemeği değil, başlı başına bir ritüele dönüşüyor.


Ruins Luxury Resort’un dünyası yalnızca gastronomi ve mimariyle sınırlı değil. Mercedes-Benz ile sürdürülen iş birliği, konfor ve estetiği bir araya getirirken; AcrePadel ve Amazon Prime gibi global markalarla gerçekleştirilen projeler, sezon boyunca otelin sosyal dinamiğini canlı tutuyor.


2026 yazında Ruins Luxury Resort, yalnızca konaklanan bir yer değil; günün her saatine yayılan bir yaşam kurgusu sunuyor. Seçkin etkinlikler, sürpriz iş birlikleri ve özenle tasarlanmış deneyimlerle şekillenen bu dünya, Bodrum’un yeni sezonunda yine konuşulan adreslerden biri olmaya hazırlanıyor.


İGA İstanbul Havalimanı’ndan dünyada bir ilk İGA, enerji ihtiyacının tamamını güneşten karşılıyor

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


İGA İstanbul Havalimanı’ndan dünyada bir ilk İGA, enerji ihtiyacının tamamını güneşten karşılıyor

Sürdürülebilirlik vizyonunu enerji dönüşümü yatırımlarıyla güçlendiren İGA İstanbul Havalimanı’nın Eskişehir’deki Güneş Enerjisi Santrali (GES), 220 milyon euro yatırım bedeli, 240 MW toplam kurulu gücü ve yaklaşık 3 milyon metrekarelik alanı ile küresel havacılık sektörünün en büyük yenilenebilir enerji yatırımlarından. Eskişehir GES’in resmî açılışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla düzenlenen “2025 Yılı Yenilenebilir Enerji Yatırımları Toplu Açılış Töreni”nde yapıldı.

Kuruluşundan bu yana sürdürülebilirlik alanında küresel ölçekte örnek uygulamalara imza atan İGA İstanbul Havalimanı, 240 megavat (MW) toplam kurulu güce sahip Eskişehir Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımıyla ‘Tüm Elektrik İhtiyacını Güneş Enerjisinden Karşılayan Dünyanın İlk Mega Havalimanı’ oldu.

Yaklaşık 3 milyon metrekarelik alanda 220 milyon euro yatırımla faaliyete geçen proje sayesinde İGA İstanbul Havalimanı, operasyonlarında kullandığı elektriğin tamamını yenilenebilir kaynaklardan sağlayarak hem dünya havacılık sektöründe önemli bir ilke imza attı hem de 2050 Net Sıfır Emisyon hedefleri doğrultusunda kritik bir eşiği geride bıraktı.

Küresel havacılık sektörünün en büyük yenilenebilir enerji yatırımlarından Eskişehir GES’in resmî açılışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın katılımıyla Ankara’da düzenlenen “2025 Yılı Yenilenebilir Enerji Yatırımları Toplu Açılış Töreni” kapsamında yapıldı.


2026 yılı itibarıyla operasyonlarını tamamen yeşil enerjiyle sürdüren ve 2050 Net Sıfır Emisyon yol haritasının yüzde 30-40 önünde ilerleyerek küresel sürdürülebilirlik standartlarını yeniden tanımlayan İGA İstanbul Havalimanı, Eskişehir GES yatırımı ile enerji dönüşümü ve karbonsuzlaşma yolculuğunun en stratejik adımlarından birini hayata geçirmiş oldu.   

“Her yıl 212 bin 800 ton karbondioksit emisyonunu önlüyoruz”

İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen, konuya ilişkin değerlendirmesinde, sürdürülebilirliği; operasyonlarının yan unsuru değil, temel yapı taşı olarak konumlandırdıklarını belirterek, şunları kaydetti:

“2025 yılında devreye aldığımız Eskişehir Güneş Enerji Santralimiz, sürdürülebilirliği merkeze alan anlayışımızın en güçlü yansıması. GES ile sadece 5 ay içinde, yıllık toplam elektrik tüketimimizin yüzde 54’üne karşılık gelen enerjiyi ürettik. 2026’da ise sorumluluk alanlarımızdaki elektrik tüketimimizin tamamını güneşten karşılar hâle geldik. Bu, dünyanın en büyük havalimanlarından birinin tüm elektrik ihtiyacını yüzde 100 yenilenebilir enerjiyle karşıladığı anlamına geliyor. Bu, havacılık tarihinde bir ilk.”

Bu başarının, rakamların ötesinde anlam taşıdığını ifade eden Bilgen, GES yatırımıyla her yıl 212 bin 800 ton karbondioksit emisyonunu önlediklerini bildirdi. Kapsam 1 ve 2 emisyonlarını 2019 baz yılına kıyasla yüzde 27,8 oranında azalttıklarını ve 2050 Net Sıfır Emisyon hedeflerine giden yol haritalarının yüzde 30-40 ilerisinde olduklarını ifade eden Bilgen, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Avrupa havalimanlarının öngördüğü dönüşüm hızının çok üzerindeyiz. Bu, bizim için bir gurur kaynağı ve daha büyük adımlar atmak için güçlü bir motivasyon. Eskişehir GES, sadece İGA için değil, enerji yoğun çalışan tüm sektörler için bir referans noktası hâline geldi. Havalimanı ölçeğinde bu dönüşümü gerçekleştiren ilk kurum olarak şuna inanıyoruz; büyümek ile gezegenimizi korumak arasında seçim yapmak zorunda değiliz. Doğru vizyon, doğru teknoloji ve kararlı bir iradeyle ikisi birlikte mümkün. Daha temiz bir gelecek ulaşılmaz bir ideal değil, bugün hayata geçirdiğimiz bir gerçektir.”

Büyüme ve sürdürülebilirliği aynı hedefte buluşturuyor

Büyümesini; çevresel etkilerini azaltan ve doğal kaynakların korunmasına katkı sağlayan yatırımlarla destekleyen İGA İstanbul Havalimanı, ‘Dünyayı koruma’ stratejisi kapsamında, Eskişehir GES yatırımı ile her yıl yaklaşık 212 bin 800 ton karbondioksit emisyonunun önüne geçmeyi hedefliyor. Engellenen bu emisyon miktarı, santralin 25 yıllık ekonomik ömrü boyunca yaklaşık 517 milyon kızılçam ağacının karbon tutma kapasitesine eş değer bir çevresel fayda sağlayacak.

Temiz enerjisini tesis sınırları dışından sağlıyor

İGA İstanbul Havalimanı, 2050 Net Sıfır Emisyon taahhüdü doğrultusunda ilerlerken, daha önce yüzde 50 olarak belirlediği 2030 yenilenebilir enerji hedefini de yüzde 90’a yükseltti.

Terminal binasının özgün mimari yapısını ve estetik bütünlüğünü korumak amacıyla güneş panellerini terminal çatısı yerine Eskişehir’deki santral sahasında konumlandıran İGA İstanbul Havalimanı, Türkiye’nin uzaktan yenilenebilir enerji kullanımına izin veren ileri düzey enerji mevzuatı sayesinde tesis sınırları dışında yer alan bir santralden sağlanan yüzde 100 temiz enerjiyle faaliyetlerini sürdüren dünyadaki ilk mega havalimanı unvanı kazandı.