1 Eylül 2026 Salı

Küresel Gıda Sektörünü İstanbul’da Buluşturan Foodist İstanbul Kapılarını Ziyaretçilere Açtı!

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Küresel Gıda Sektörünü İstanbul’da Buluşturan Foodist İstanbul Kapılarını Ziyaretçilere Açtı!

Türkiye gıda sektörünün uluslararası buluşma noktası olma hedefiyle düzenlenen Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde kapılarını açtı. 1-4 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek fuar; üreticileri, ihracatçıları, distribütörleri, perakendecileri, zincir marketleri, horeca profesyonellerini ve uluslararası satın alma yetkililerini aynı platformda buluşturuyor. 150’den fazla ülkeden yaklaşık 70.000 sektör profesyonelinin ziyaret etmesi beklenen Foodist İstanbul,gıda sektörünün geleceğini ihracattan dijitalleşmeye, sürdürülebilirlikten gıda teknolojilerine uzanan kapsamlı bir programla gündeme taşıyacak ve Türkiye’nin gıda üretim gücünü küresel ticaret ağıyla buluşturacak.

Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ve ALZ Grup iş birliğiyle, Türkiye Gıda Platformu’nun desteğiyle düzenlenen Foodist İstanbul; Türkiye gıda sektörünün tüm bileşenlerini uluslararası ticaret odaklı bir platformda bir araya getiriyor. Türkiye Gıda Platformu çatısı altında yer alan Türkiye İhracatçılar Meclisi Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu ile İhracatçı Birlikleri (İHBİR, GAİB, AHBİB, OAİB, KİB ve EİB), Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) ve Ev Dışı Tüketim Tedarikçileri Derneği (ETÜDER) tarafından desteklenen organizasyon, dünyanın en büyük üç gıda fuarından biri olma hedefiyle gerçekleştiriliyor.

Foodist İstanbul’un açılışında Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolatve Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile birlikte sektörün ve fuarcılık dünyasının önde gelen temsilcileri, organizasyonun Türkiye gıda sektörünün uluslararası görünürlüğü, ihracat kapasitesi ve yeni iş bağlantıları açısından taşıdığı öneme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye Dünyada Güçlü Bir Konuma Sahip

Türkiye'nin tarım ve gıda sektöründe verdiği 10,8 milyar dolarlık dış ticaret fazlasının sektörün rekabet gücünü ve stratejik önemini açıkça ortaya koyduğunu ifade eden T.C.Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, "Türkiye; yaş meyve ve sebzeden hububat ürünlerine, bitkisel yağlardan kuru meyvelere kadar geniş bir ürün yelpazesinde dünya pazarlarında güçlü bir konuma sahip. Önümüzdeki dönemde de hedefimiz; katma değeri daha yüksek, markalı ve rekabetçi ürünlerle ihracatımızı büyütmek, pazarlarımızı çeşitlendirmek ve Türkiye’nin küresel gıda ticaretindeki konumunu daha da güçlendirmek. İnanıyorum ki bu fuar, önümüzdeki yıllarda daha fazla uluslararası katılımcıyı, daha fazla yabancı alıcıyı ve daha fazla Türk ihracatçısını aynı çatı altında buluşturarak ülkemizin gıda sektörünü dünya pazarlarıyla çok daha güçlü biçimde buluşturacaktır" dedi. 


Bolat, şu ifadeleri kullandı: 

“Bu açılış bir kurdele kesip hayırlı olsun deme olduğu kadar aynı zamanda sektörün bütün kıymetli temsilcileri, yöneticileri ve hükümetimizi temsil eden iki bakan ve kurmayları olarak, Tarım ve Orman Bakanlığımız ve Ticaret Bakanlığımızla bir araya geldiğimiz bir istişare değerlendirme platformu olarak da büyük bir önem taşıyor. 70 binden fazla ziyaretçi beklentisi ile 10 holde düzenlenen, ilk defa olmasına rağmen yurt içi, yurt dışı katılımcı ve ziyaretçi bakımından çok büyük ilgi gören bu fuarın hayırlı, bereketli olmasını temenni ediyorum. Bugün açılıp dört gün sürecek fuarda inşallah çok güzel işler, bağlantılar yapılacak, siparişler alınacak. Yurt içi ve yurt dışı katılımcılar ve ziyaretçiler önemli iş fırsatları yakalayacak. Yurtdışından gelecek binlerce ziyaretçi arasında Çin ve Japonya'dan JD, Meituan, Tmall ve Yunige pazar yerlerinin temsilcileri, gıda ve içecek sektöründe faaliyet gösteren üreticilerimizle bir araya gelecekler ve ikili iş görüşmeleri gerçekleştirecekler. Randevular bakanlık yetkililerimiz tarafından ayarlandı. Bu da Foodist Fuarı'nın bir bonusu olacak.”

Son dönemde ülkemizin çevresinde yer alan hem Karadeniz havzasında yaşanan Rusya-Ukrayna savaşı hem de küresel enerji ve ticaret trafiğinin can damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı merkezli jeopolitik gelişmeleri yakından takip ettiklerini ve gerekli önlemleri aldıklarını anlatan Bolat, "Sanayimizin ihtiyaç duyduğu ham maddelerin ve tarımsal üretim için elzem olan girdilerin temininde herhangi bir tedarik darboğazı yaşanmamaktadır. Bununla beraber Türkiye’nin güçlü tarımsal üretim altyapısı, stratejik stok yönetimi ve dinamik dış ticaret kabiliyeti sayesinde gıda arzı ve gıda güvenliği bakımından hiçbir eksiklik veya risk söz konusu değildir. Piyasa spekülasyonlarına mahal vermeden sevkiyatların zamanında yapılması, tedarik zincirinin kesintisiz çalışması ve vatandaşlarımızın güvenilir gıdaya istikrarlı erişimi için her türlü tedbiri kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

Tarımsal Hasılada Rekor Kırdık

Dünyadaki tarımsal üretimin oluşturduğu katma değerin yüzde 1,75’inin Türkiye’ye ait olduğunu söyleyen T.C.Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 2002 yılında tarımsal hasılada dünyada 12’nci sırada bulunan Türkiye'nin bugün 7’nci sıraya yükseldiğini ve tarımsal hasılanın da 2025 yılında 83,2 milyar dolara ulaşarak tarihin en yüksek seviyesini gördüğünü kaydetti. Tarım ve gıdanın bugün doğrudan bir milli güvenlik ve beka meselesi olduğunu ifade eden Yumaklı, "Nitekim dünyada yükselen gıda milliyetçiliği ve ülkelerin kendi kaynaklarını koruma arzusu, bunun en açık göstergesidir. Nüfus artışı ve kentleşme hızına baktığımızda, FAO projeksiyonları bize 2050 yılında bugün ürettiğimizden çok daha fazla gıdaya ihtiyaç duyacağımızı gösteriyor. Ancak kaynaklarımız sınırlı. O halde önümüzde çok net bir hedef var: Doğal kaynaklarımızı koruyacağız, birim alandan daha fazla verim alacağız, teknolojiyi ve planlamayı üretimin merkezine koyacağız ve tarımı, sürdürülebilir bir anlayışla geleceğe taşıyacağız. İşte tüm bu küresel fırtınanın ortasında Türkiye, pasif bir izleyici değil; süreci yöneten, altyapısını güçlendiren ve geleceğe hazırlanan güçlü bir aktördür" dedi. 

Foodist Fuarı’nı, Türkiye’nin tarımsal üretim ve ihracat gücünün önemli bir vitrini olarak gördüklerini belirten Yumaklı, “Üreticinin emeğini, sanayicinin tecrübesini ve teknolojinin gücünü ihracatçının vizyonuyla buluşturan bu fuarların çok önemli olduğuna inanıyorum.Burada kurulacak her bir iş bağlantısı, imzalanacak her bir anlaşma yalnızca firmalarımıza değer katmayacak; ülkemizin tarımına, ekonomisine ve küresel gıda sisteminin geleceğine atılmış güçlü bir imza olacak.Bu fuardan çıkacak yeni iş birlikleri, yeni yatırımlar ve yeni pazar bağlantıları, Türkiye’nin tarım ve gıda sektöründeki gücünü daha da ileri taşıyacak.Foodist'in üreticilere, sanayicilere, ihracatçılara ve bütün paydaşlara hayırlı uğurlu olmasını diliyorum" dedi.

Türkiye Bu Yarışta Güçlü Bir Avantaja Sahip

Tarımın artık yalnızca bir üretim alanı değil aynı zamanda gıda güvenliği, teknoloji, lojistik, sürdürülebilirlik, sanayi ve en önemlisi de ihracat olduğunu belirten Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, gelecekte gıdayı üreten ülkeler kadar, gıdayı güvenli, sürdürülebilir ve katma değerli üreten ülkelerin kazanacağını söyledi. Gültepe, "Türkiye bu yarışta güçlü bir avantaja sahip. Ama bu avantajı kalıcı bir ihracat gücüne dönüştürmek zorundayız. Küresel ticarette önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Talep koşulları değişiyor, rekabet artıyor, maliyet baskısı devam ediyor. Böyle bir ortamda gıda sektörümüz büyük bir potansiyel barındırıyor. Biz buradan dünyaya, üretim gücümüzü, Anadolu’nun mutfak zenginliğini, Türk gıda sektörünün kalite ve çeşitliliğini ve bütün bunların arkasındaki güçlü ihracat vizyonunu anlatacağız. Her geçen gün daha da büyüyecekFoodist İstanbul bu vizyona önemli katkı sağlayacaktır" dedi.

Dünyanın En Büyük 3 Fuarından Biri Olma Hedefi

Foodist İstanbul Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı'nı dünyanın en büyük üç gıda fuarından biri olma hedefiyle gerçekleştirdiklerini belirten TüyapFuarlar Yapım A.Ş. Genel Müdürü ve Türkiye Fuar Yapımcıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Ersözlü, Türkiye gıda sektörünün tüm bileşenlerini uluslararası ticaret odaklı bir platformda bir araya getirmekten mutluluk duyduklarını kaydetti. Fuarda 150’den fazla ülkeden yaklaşık 70 bin katılımcı beklediklerini kaydeden Ersözlü, gıda sektöründe siparişlerin yoğunlaştığı Eylül ayında düzenlenen Foodist İstanbul'un, özellikle yılın son çeyreğine yönelik ihracat bağlantıları açısından da önemli fırsatlar sunacağına dikkat çekti. 60 ülkeden 2 binin üzerinde satın alma profesyonelinin Foodist İstanbul’da buluşacağını kaydeden Ersözlü, bunlarla birlikte Uzakdoğu’nun en önemli pazaryerlerinin de alım heyeti programı ile katılımcılarla buluşacağını ifade etti.

Foodist İstanbul’un daha ilk yılında ortaya koyduğu bu başarı tablosunun yakın geleceğin şimdiden habercisi olduğunu belirten TOBB Türkiye Fuarcılık Sektör Meclisi Başkanı ve ALZ Grup Yönetim Kurulu Başkanı Cihat Alagöz de,“Bugün hem küresel gıda endüstrisi hem de Türkiye fuarcılık sektörü olarak büyük bir heyecan yaşıyoruz. Foodist İstanbul Türkiye gıda sektörünün tüm bileşenlerini uluslararası ticaret odaklı bir platformda bir araya getiriyor. Uluslararası nitelikte doğan Foodist İstanbul'un çok kısa bir gelecek içerisinde dünyanın kendi sahasındaki en önemli ilk 3 buluşma noktasından biri haline geleceğine inanıyoruz. Fuarımızın hayata geçmesinde katkısı olan, destek sunan tüm paydaşlarımıza teşekkürlerimi sunuyorum” ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin tarım ve gıda alanında çok önemli bir konuma sahip olduğunu belirten TİM Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Nihat Uysallı, "Hedefimiz Türk gıda ürünlerinin dünya pazarlarındaki bilinirliğini, güvenilirliğini ve katma değerlerini daha da artırmak. Çünkü artık küresel rekabet sadece üretmekle sınırlı değil. Markalaşmak, inovasyon geliştirmek, değişen beklentileri takip etmek, sürdürülebilir üretim anlayışını güçlendirmek ve doğru pazarlara doğru ürünlerle ulaşmak, üretim kadar önemli. İşte Foodist İstanbul'u bu noktada son derece önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Çünkü Foodist, gıda sektörünün farklı paydaşlarını ortak bir vizyon etrafında buluşturan ve Türkiye'yi küresel gıda ticaretinde daha güçlü bir merkez haline getirmeyi amaçlayan bir platform olarak ortaya çıkıyor. Anadolu'nun bereketinden doğan ürünlerimizi, Türk sanayisinin üretim gücü ve ihracatçımızın girişimci ruhuyla dünyanın çok daha fazla ülkesine ulaştırmak istiyoruz" dedi.

İstanbul En Doğru Adres

Tüm dünyadan alıcıları ve küresel gıda ticaretini İstanbul’da buluşturup güçlü bir çekim merkezi oluşturmak istediklerini belirten TİM Sektörler Konseyi Üyesi Celal Kadooğluda, "İstanbul; eşsiz konumu, güçlü ulaşım bağlantıları, köklü ticari kültürü ve uluslararası marka değeriyle bu hedef için son derece doğru bir adrestir. Burada altını çizmek isterim ki Türkiye’nin üretim gücü vardır, ihracatçısının dünya pazarlarında tecrübesi vardır, İstanbul’un ise dünyayı bir araya getirecek gücü ve potansiyeli vardır. Bize düşen, bütün bu gücü ortak bir vizyon etrafında buluşturmak ve Foodist İstanbul’u hep birlikte büyütmektir" dedi.

60 Ülkeden 2.000’in Üzerinde Satın Alma Profesyoneli İstanbul’da

Toplam 100.000 metrekare sergileme alanında gerçekleştirilen Foodistİstanbul’da,  Avrupa’dan Güney Amerika’ya, Kuzey Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya uzanan uluslararası alım heyeti programı kapsamında 60 ülkeden 2.000’in üzerinde satın alma profesyoneli ve karar verici İstanbul’da ağırlanacak.

Yeni ticari bağlantılar oluşturmak amacıyla İstanbul’da bir araya gelecek uluslararası profesyonel alım heyetleri arasında gıda perakende ve dağıtım sektörünün önde gelen oyuncuları, global e-ticaret ve horeca firmaları yer alıyor. Türkiye’nin ihracat potansiyelinin en yüksek olduğu ABD, Kanada, İngiltere, İspanya, Almanya, Hollanda, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Irak, Azerbaycan, Japonya, Güney Afrika ve Kolombiya’nın da aralarında bulunduğu 60 ülkeden satın alma profesyonelleri, Foodist İstanbul’da buluşacak.

Böylece Foodist İstanbul, uluslararası pazarlara açılmak isteyen üretici ve ihracatçı firmalar için dünyanın farklı bölgelerinden nitelikli alıcılarla doğrudan temas imkanı sunacak.

B2B Görüşmeler Yeni İhracat Bağlantılarına Zemin Hazırlıyor

1000’e yakın markanın yer alacağı Foodist İstanbul’un 12. Salonu’nda yer alan B2B Görüşme Alanı, katılımcı firmalar ile uluslararası alıcıları bir araya getiriyor. B2B Görüşme Programı kapsamında alıcıların ilgilendiği ürün grupları ile katılımcı firmaların sunduğu ürünler doğrultusunda önceden planlanan ikili iş görüşmeleri gerçekleştiriliyor. 

B2B Görüşme Alanı’nda Türkiye’nin önde gelen gıda perakende zincirleri, e-ticaret platformları ve otel gruplarının satın alma profesyonelleri de temaslarda bulunacaklar. Yerli ve yabancı alım heyetleri ile katılımcı firmalar arasında hedef odaklı ticari bağlantılar kurulmasını sağlayan program; firmaların yeni pazarlara ulaşmalarına, ihracat ağlarını genişletmelerine ve uzun vadeli iş birlikleri geliştirmelerine katkı sunuyor.

Katılımcılarla temas kuracak Uzak Doğulu alıcılar arasında; Çin’in en büyük e-ticaret platformlarından olan Tmall, Alibaba Gruop’un e-ticaret platformlarından Meituan, Çin’in en büyük perakendecisi ve lider e-ticaret şirketi JD ve Japon ithalat acentesi ve lojistik şirketi Yunige gibi firmalar yer alıyor.

Eylül ayında, gıda sektöründe siparişlerin yoğunlaştığı dönemde düzenlenen Foodist İstanbul, özellikle yılın son çeyreğine yönelik ihracat bağlantıları açısından da önemli fırsatlar sunuyor.

Foodist Forum& Show Kitchen ile Sektörün Gündemi Sahneye Taşınıyor

Foodist İstanbul ticari görüşmelerin yanı sıra, sektörün geleceğine yönelik kapsamlı bir bilgi ve fikir alışverişine de ev sahipliği yapıyor. Fuar kapsamında düzenlenen Foodist Forum & Show Kitchen, dört gün boyunca gıda sektörünün gündemini farklı başlıklarla sahneye taşıyor. Foodist Forum’un 13 oturumunda 40 konuşmacı, Türkiye’nin gıda ihracatından dijitalleşmeye,gıda güvenliğinden sürdürülebilirliğe, rejeneratif tarımdan gıda teknolojilerine kadar sektörün dönüşümüne yön veren başlıkları ele alıyor.

Foodist İstanbul’un etkinlik programının bir diğer önemli ayağını Foodist Show Kitchen oluşturuyor. Dört gün boyunca 12 mutfak şovunda 37 şefin yer alacağı sahnede gastronomi, inovasyon ve sosyal katılım bir araya geliyor. Show Kitchen’da geleneksel Türk mutfağı modern yorumlarla sahneye taşınırken, “Zeytinyağlılar” ve “Türk Kruvasanı: Tereyağlı Simit” gibi şovlarla geleneksel lezzetlerin çağdaş gastronomi anlayışıyla yeniden yorumlanması deneyimlenecek.

Down Şefler Mutfakta

Programın dikkat çeken başlıklarından biri de “Down Şefler Mutfakta” olacak. Sosyal kapsayıcılığın gastronomi üzerinden görünür kılınacağı oturumda Down sendromlu şefler mutfakta yer alarak gastronominin birleştirici ve kapsayıcı gücünü ortaya koyacak.

İhracat vizyonundan dijital rekabete, gıda güvenliğinden sürdürülebilir tarıma, yapay zekâdan robotik üretime ve geleneksel gastronomiden sosyal kapsayıcılığa uzanan kapsamlı programıyla Foodist Forum & Show Kitchen, sektörün farklı paydaşlarını aynı platformda buluşturacak ve gıdanın geleceği dört gün boyunca İstanbul’da konuşulacak.

İhracata Değer Katan Kadınlar Platformu Foodist 2026’da

Üreten, geliştiren ve markalarını yeni pazarlara taşımayı hedefleyen kadın girişimcilerimiz, Foodist’te bir araya geliyorlar.

İhracata Değer Katan Kadınlar Platformu kapsamında, İHBİR üyesi 12 kadın girişimcimiz, Foodist 2026 Fuarı’nda çikolata ve şekerli mamullerden unlu mamullere, vegan ve doğal ürünlerden çaya uzanan geniş ürün yelpazesiyle ziyaretçilerle buluşacak.  

Foodist İstanbul’dan Gıda Sektörüne Sosyal Fayda

Foodist Forum & Show Kitchen, sektörün gündemini konuşmanın yanı sıra toplumsal faydaya da katkı sağlayacak. Program boyunca katkı sunan konuşmacılar, şefler ve markalar adına Türkiye’nin 7 bölgesine yayılan TİDER Gıda Bankacılığı Ağı üzerinden ihtiyaç sahibi ailelerin temel gıda ve ihtiyaçlara erişimine destek olunacak.

Bu yönüyle Foodist İstanbul, gıda sektörünün üretim, ticaret ve gastronomi eksenindeki gücünü sosyal dayanışmayla bir araya getirecek.

Dünyanın en büyük üç gıda fuarından biri olma hedefiyle hazırlanan Foodist İstanbul2026, 1-4 Eylül 2026 tarihlerinde Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi'ndeTürkiye'nin üretim gücünü uluslararası ticaretle buluşturarak hem sektörün küresel görünürlüğünü artırmayı hem de gıda ihracatına uzun vadeli katkı sağlamayı amaçlıyor. Fuar gıda sektörünün bugünü değerlendirdiği, geleceği tartıştığı ve yeni iş birlikleri için bir araya geldiği sektörün buluşma noktası olacak.


İDO’DAN DENİZ ULAŞIMINDA YEŞİL DÖNÜŞÜM HAMLESİ

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR  


İDO’DAN DENİZ ULAŞIMINDA YEŞİL DÖNÜŞÜM HAMLESİ

İDO Yalova Hızlı Feribot İskelesi, Yeşil Liman Sertifikası aldı

Deniz ulaşımında güvenli ve konforlu seyahat deneyimini sürdürülebilirlik yaklaşımıyla birleştiren İDO, çevre odaklı çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. İDO Yalova Hızlı Feribot İskelesi, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen değerlendirme ve denetim sürecini başarıyla tamamlayarak Yeşil Liman Sertifikası almaya hak kazandı.

Ocak 2026’da başlayan sertifikasyon süreci kapsamında enerji verimliliği, çevre yönetimi, deniz kirliliğinin önlenmesi ve kaynakların etkin kullanımı alanlarında çalışmalar gerçekleştirildi. Yalova Terminali ve İDO Genel Müdürlüğü’nde 16-17 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilen denetimlerin ardından, 3 Ağustos’ta sertifika hakkı İDO’ya resmi olarak bildirildi.

Yeşil Liman Sertifikası, 28 Ağustos 2026 Cuma günü İDO Yenikapı İskelesi’nde düzenlenen törenle teslim alındı. Törene Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan, Denizcilik Genel Müdür Yardımcısı Yılmaz Taşcı, İDO Genel Müdürü Dr. Murat Orhan, Yalova Liman Başkanı Deniz Kaya, İstanbul Liman Başkanı Erol Emekçi ve Ambarlı Liman Başkanı Muhammed Ali Kart katıldı.


“Yeşil dönüşüm, denizciliğin geleceği açısından büyük önem taşıyor”

Törende konuşan Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan, Yeşil Liman Sertifikası’nın çevreye duyarlı ve kaynakları verimli kullanan bir denizcilik anlayışının önemli göstergelerinden biri olduğunu belirterek, “İDO Yalova Hızlı Feribot İskelesi’nin bu süreci başarıyla tamamlamasını memnuniyetle karşılıyoruz. Denizcilik sektöründe yeşil dönüşümün ve sürdürülebilir uygulamaların yaygınlaşmasını önemsiyoruz.” dedi.

“Bu sertifika sürdürülebilirlik yaklaşımımızın somut göstergesi”

İDO Genel Müdürü Dr. Murat Orhan ise Yeşil Liman Sertifikası’nınİDO’nun sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarının önemli bir sonucu olduğunu belirterek, “Sürdürülebilirliği ulaşım anlayışımızın temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Bu sertifika bizim için bir son değil, çevresel etkilerimizi azaltmaya yönelik çalışmalarımızı daha da ileri taşıyacağımız yeni bir dönemin başlangıcı.” ifadelerini kullandı.

Sürdürülebilirlik İçin Somut Adımlar

Yeşil Liman süreci kapsamında İDO’daISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi ve ISO 14064-1 kapsamında sera gazı emisyonlarının hesaplanması ve doğrulanması çalışmaları gerçekleştirildi.

Yalova İskelesi’nde ise yağmur suyunun kullanma suyuna dönüştürülmesi, deniz yüzeyindeki atıkların temizlenmesine yönelik sistemlerin kurulması, gemilerin yanaşma sırasında sahilden elektrikle beslenmesi, elektrikli araç şarj alanlarının oluşturulması ve çalışanlara yönelik enerji verimliliği farkındalık çalışmaları hayata geçirildi.

İDO, gemilerin yanaşma sırasında sahilden elektrikle beslenmesi uygulamasını Türkiye’de 2016 yılında hayata geçiren ilk kuruluş oldu.

İDO, Yeşil Liman Sertifikası ile enerji verimliliği, çevre yönetimi ve sürdürülebilir operasyon alanındaki çalışmalarını güçlendirirken, deniz ulaşımında daha çevreci bir geleceğe katkı sağlamayı hedefliyor.

İDO, deniz ulaşımının geleceğini yalnızca denizlerde değil, kıyılarda da yeşertiyor.

Türkiye Kültür Yolu Festivali,National Arab Orchestra’yı ilk kez Türkiye’de ağırlıyor.

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


YÜZ MİLYONLARCA DİNLENMEYE ULAŞAN ORKESTRA İSTANBUL VE ANKARA KÜLTÜR YOLU FESTİVALİ’NDE 

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali, dijital içerikleri 225 milyonu aşkın izlenmeye ulaşan National Arab Orchestra’yı ilk kez Türkiye’de ağırlıyor. Geleneksel Doğu enstrümanlarını Batı senfonik müziğinin güçlü orkestra yapısıyla buluşturan topluluk, uluslararası ödüllü Filistinli vokalist Nai Barghouti ile 26-28 Eylül tarihlerinde Ankara ve İstanbul’da sahne alacak.  

Türkiye Kültür Yolu Festivali, uluslararası müzik dünyasının önemli topluluklarını sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor. Festivalin bu yılki dikkat çekici konuklarından biri, 2009 yılında orkestra şefi ve multi-enstrümantalist Michael Ibrahim tarafından kurulan, YouTube’daki içerikleri 225 milyonu aşkın izlenmeye ulaşan National Arab Orchestra olacak. 

Küçük bir oda müziği topluluğu olarak çıktığı yolculukta zamanla büyük ölçekli profesyonel bir orkestraya dönüşen topluluk, bugün farklı kültürel kökenlerden müzisyenleri aynı sahnede buluşturan yapısıyla dikkat çekiyor. Geleneksel müzik mirasını çağdaş orkestra düzenlemeleriyle yeniden yorumlayan topluluk, konserlerini aynı zamanda farklı müzik kültürleri arasında bir buluşma alanına dönüştürüyor.

Türkiye’de ilk kez sahne alacak orkestranın müzik direktörlüğünü ve şefliğini, Doğu ve Batı müzik geleneklerini buluşturan çalışmalarıyla tanınan Michael Ibrahim üstlenecek. Programın solisti ise uluslararası alanda birçok ödüle layık görülen Filistinli vokalist Nai Barghouti olacak.

Topluluk, 26 Eylül Cumartesi günü saat 20.00’de CSO Ada Ankara Ziraat Bankası Ana Salonu’nda, 27 Eylül Pazar ve 28 Eylül Pazartesi günleri ise saat 20.30’da İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda müzikseverlerle buluşacak.

DOĞU’NUN ÇALGILARI SENFONİK DOKUYLA BULUŞACAK

Konserlerde kanun, ud, ney ve perküsyon gibi geleneksel çalgılar; yaylılar, arp, gitar ve klavye ile aynı orkestra çatısı altında buluşacak. Klasik repertuvarın güçlü melodik yapısını çağdaş ve senfonik düzenlemelerle sahneye taşıyan topluluk, müzikseverlere gelenek ile modern orkestra anlayışı arasında kurulan çok katmanlı bir müzik deneyimi sunacak.

Gecenin öne çıkan isimlerinden Nai Barghouti ise kendine özgü vokal tekniğiyle geleneksel Tarab müziğinin güçlü ifade biçimini caz başta olmak üzere farklı müzikal yaklaşımlarla buluşturacak.

Ankara’dan başlayıp İstanbul’da iki konserle devam edecek üç gecelik seri, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin farklı coğrafyaların müzik mirasını Türkiye’nin önemli kültür ve sanat sahnelerinde buluşturan uluslararası programının özel etkinliklerinden biri olacak.

İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM) ve CSO ADA ANKARA Konser biletlerini online olarak Biletinial ve AKM web sitesi’nden veya AKM gişelerinden satın alabilirsiniz. 


31 Ağustos 2026 Pazartesi

GIPSY KINGS BY ANDRÉ REYES, XO CAPE ARNNA’DA AKDENİZ RİTMİNİ ZİRVEYE TAŞIDI

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


GIPSY KINGS BY ANDRÉ REYES, XO CAPE ARNNA’DA AKDENİZ RİTMİNİ ZİRVEYE TAŞIDI

29 Ağustos gecesi XO Cape Arnna, dünyaca ünlü Gipsy Kings by André Reyes’in enerjisiyle yaz sezonunun unutulmaz müzik deneyimlerinden birine ev sahipliği yaptı. Müzik, dans ve Akdeniz ruhunun buluştuğu gece, XO Cape Arnna’nın “Feeling Alive” dünyasını sahneye taşıdı.

XO Cape Arnna’da sahne alan Gipsy Kings by André Reyes, kendine özgü flamenko, rumba ve pop ezgileriyle geceye damgasını vurdu. Yaklaşık yarım asra uzanan müzik mirasıyla dünya sahnelerinde iz bırakan Gipsy Kings, rumba flamenca’yı uluslararası müzik dünyasına taşıyarak kendine özgü bir sound yarattı. Grubun orijinal üyelerinden André Reyes tarafından sürdürülen bu müzik mirası; “Bamboléo”, “Djobi Djoba” ve “Volare” gibi kuşakları aşan ikonik parçalarla bugün de dünyanın dört bir yanında dinleyicilerle buluşmaya devam ediyor.


Grubun güçlü sahne performansı, hareketli ritimleri ve hafızalara kazınan parçaları XO Cape Arnna misafirlerine yüksek enerjili bir müzik deneyimi yaşattı. İlk şarkılardan itibaren yükselen enerji gece boyunca devam ederken, misafirler şarkılara hep birlikte eşlik etti. Dansın hiç durmadığı gecede Gipsy Kings by André Reyes’in sahne enerjisi, XO Cape Arnna’nın dinamik atmosferiyle buluştu; anı yaşamak, ritme kapılmak ve kendini gerçekten canlı hissetmek gecenin ruhuna dönüştü.

Dünyanın dört bir yanında milyonlarca dinleyiciye ulaşan Gipsy Kings’in karakteristik sound’u, XO Cape Arnna’da Akdeniz ruhuyla buluşurken müzik, dans ve eğlence gecenin her anına yayıldı.

Gastronomiden spora, sanattan müziğe uzanan farklı deneyimleri tatilin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandıran XO Cape Arnna, sezon boyunca uluslararası isimleri ve özel etkinlikleri misafirleriyle buluşturarak yalnızca dinlenilen değil, hayatın enerjisinin hissedildiği anlar yaratmaya devam ediyor.


 XO Cape Arnna Hakkında

Türkiye Rivierası’nın muhteşem sahil şeridinde, Fethiye’nin Çalış Koyu’nun kalbinde yer alan ve Dalaman Havalimanı’na sadece 45 dakikalık mesafede bulunan XO Cape Arnna, Melden Group bünyesindeki XO Collection’ın ilk tesisi olarak öne çıkıyor. XO Cape Arnna, nefes kesici doğal ve tarihi çevresiyle bütünleşen çağdaş zarafet ve üst düzey her şey dahil hizmet anlayışını kusursuz bir şekilde bir araya getiriyor. İki farklı deneyim sunan tesis, The Club’ta yalnızca yetişkinlere özel ayrıcalıklı bir alan ve The Resort’ta aile dostu canlı bir tatil atmosferi hem dinlenmek hem de macera arayan seçkin misafirlere hitap ediyor. Toplam 100.000 m²’lik geniş bir alana yayılan tesis; 527 oda, 18 dünya standartlarında yeme-içme noktası, aquapark, spa ve çok sayıda spor alanı gibi etkileyici deneyimler sunuyor. Bulunduğu çevrenin güzelliğinden ilham alan tasarım anlayışıyla XO Cape Arnna, Türkiye Rivierası’nda lüks konaklamada yeni bir dönemin başlangıcını temsil ediyor.


 XO Collection Hakkında

XO Collection, Liberty Hospitality Group’un onlarca yıla dayanan köklü mirasından doğmuş, Özyer Group bünyesindeki Melden Group çatısı altında yer alan yeni bir lüks konaklama markasıdır. Türkiye kökenli markanın misyonu; köklü mirası ve geleneksel değerleri modern tasarım, unutulmaz deneyimler ve zarafetle harmanlayarak her şey dahil tatil konseptini yeniden tanımlamak. Hem yetişkinlere hem de çocuklara hitap edecek şekilde tasarlanan bu yaklaşım ise markanın temelini oluşturuyor. XO Collection, Nisan 2025’te Türkiye’nin Fethiye bölgesinde açılan ilk tesisi XO Cape Arnna ile faaliyete başlamış olup, ilerleyen dönemde yeni tesislerini duyurmayı planlıyor.

The Grand Tarabya Managed by Accor’un Yeni Yiyecek & İçecek Direktörü: Melih Kayır


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


The Grand Tarabya Managed by Accor’un Yeni Yiyecek & İçecek Direktörü: Melih Kayır

2025 yılında Accor yönetimine geçen ve önümüzdeki dönemde Fairmont’a dönüşecek olan The Grand Tarabya Managed by Accor’un Yiyecek & İçecek Direktörü görevine, uluslararası lüks otelcilik sektöründe 10 yılı aşkın deneyime sahip olan Melih Kayır atandı.

 Kariyerine Amerika Birleşik Devletleri’nde JW Marriott Austin’de başlayan Kayır; ardından BVLGARI Resort and Residences Dubai, The Abu Dhabi EDITION ve The Reykjavik EDITION’da farklı görevler üstlendi. Abu Dhabi EDITION’daki dört yıllık kariyeri boyunca üç kez terfi ederek Restoran Genel Müdürü pozisyonuna yükselen Kayır, yönettiği restoranlarla önemli uluslararası başarılara imza attı.

 Uluslararası deneyiminin ardından Türkiye’ye dönerek Mandarin Oriental Bosphorus, Istanbul’da Yiyecek & İçecek Direktör Yardımcısı olarak görev yapan Kayır, otelin tüm seçkin yeme-içme operasyonlarının yönetimini yürüttü. Son olarak D Maris Bay’de Yiyecek & İçecek Direktörü pozisyonunu üstlenen Kayır, içlerinde Zuma ve La Guerite gibi dünyaca ünlü markaları barındıran 16 farklı yeme-içme noktasının operasyonunu yönetti.

 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü mezunu olan ve Cornell University’den Turizm ve Otelcilik Yönetimi sertifikasına sahip Melih Kayır, uluslararası lüks otelcilik ve yeme-içme operasyonlarındaki deneyimiyle The Grand Tarabya Managed by Accor ekibine Yiyecek & İçecek Direktörü olarak katıldı.

 

The Grand Tarabya Managed by Accor

İstanbul’un Boğaziçi kıyısındaki seçkin Tarabya semtinde yer alan ve yakında Fairmont markasına dönüşecek olan, The Grand Tarabya Managed By Accor Oteli, dünya çapında 110’dan fazla ülkede 5.600’den aşkın tesisi bulunan lider konaklama grubu Accor’un İstanbul’daki 38. otelidir. Boğaziçi’nin eşsiz konumunda yer alan The Grand Tarabya Managed by Accor, İstanbul’un kültürel ve tarihi cazibe merkezlerine kısa bir mesafede bulunuyor; misafirlerine lüks ve kalite eşliğinde; her noktasından ayrı ayrı muhteşem manzaralar ve huzurlu bir sahil ortamı sunuyor. 1966’da Türkiye’nin ilk beş yıldızlı otellerinden biri olarak açılan ve 2013’te yenilenerek tekrar hizmete giren The Grand Tarabya, uzun yıllardır zarafet ve güzelliğin simgesi olarak öne çıkmaktadır. Tesis; 248 oda ve suit, 29 rezidans, yedi farklı yeme-içme noktası ve kapsamlı bir wellness merkezine sahiptir. The Grand Tarabya Managed by Accor, yeni Genel Müdürü Uğur Talayhan yönetiminde yola devam etmektedir.


TROYA’NIN HİKÂYESİ ROMA’DA 2 MİLYONU AŞKIN ZİYARETÇİYLE BULUŞTU

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


TROYA’NIN HİKÂYESİ ROMA’DA 2 MİLYONU AŞKIN ZİYARETÇİYLE BULUŞTU

KOLEZYUM’DAKİ TROYA VE ROMA SERGİSİ 2 MİLYON 66 BİN 178 ZİYARETÇİYE ULAŞTI

BAKAN ERSOY: “KÜLTÜREL DEĞERLERİMİZİ ULUSLARARASI ÖLÇEKTE TANITMAYA DEVAM EDİYORUZ”

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İtalya ile yürütülen kültürel iş birliği kapsamında Kolezyum’da açılışı gerçekleştirilen “Troia ve Roma: Antik Akdeniz’in Mitleri, Efsaneleri ve Hikâyeleri” sergisinin 2 milyon 66 bin 178 ziyaretçiye ulaştığını açıkladı. Bakanlığa bağlı müzelerden 221 eserin yer aldığı, İtalya ve Vatikan müzelerinden eserlerle birlikte 300’ün üzerinde eseri bir araya getiren sergi 18 Ekim’e kadar ziyaret edilebilecek.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Roma’daki Kolezyum’da ziyarete açılan “Troia ve Roma: Antik Akdeniz’in Mitleri, Efsaneleri ve Hikâyeleri” sergisinin ulaştığı ziyaretçi sayısını sosyal medya hesabından paylaştı.

Ersoy, “Troia’nın hikâyesi Roma’da milyonlarla buluşuyor.” ifadelerini kullanarak serginin 2 milyon 66 bin 178 ziyaretçiye ulaştığını bildirdi.

İtalya ile yürütülen kültürel iş birliği kapsamında Kolezyum’da açılışı gerçekleştirilen sergide Bakanlığa bağlı müzelerden 221 eserin yer aldığını belirten Ersoy, İtalya ve Vatikan müzelerinden eserlerle birlikte 300’ün üzerinde eserin ziyaretçilerle buluştuğunu kaydetti.

Serginin Troya Savaşı’ndan Homeros’un İlyada’sına, Aeneas’ın İtalya yolculuğundan Roma’nın kurucularının Anadolu kökenine uzanan ortak tarihî mirası dünyaya anlattığını vurgulayan Ersoy, “18 Ekim’e kadar açık kalacak sergimizle kültürel değerlerimizi uluslararası ölçekte tanıtmaya, kültürel diplomasi yoluyla Türkiye ile İtalya arasındaki bağları güçlendirmeye devam ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.


Troia’dan Roma’ya Uzanan Ortak Hafıza

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İtalya Kültür Bakanlığı arasında yürütülen kültürel iş birliği projeleri kapsamında hazırlanan serginin açılışı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile İtalya Kültür Bakanı tarafından 11 Haziran'da özel bir törenle gerçekleştirildi. “Troia e Roma. Miti, leggende, storie del Mediterraneoantico” adıyla düzenlenen sergi 12 Haziran'da tarihinde ziyarete açıldı.

Küratörlüğü Kolezyum Arkeoloji Parkı ile Bakanlık Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce üstlenilen sergide; Troya Savaşı, dönemin Anadolu’sunun siyasi ortamı, Homeros’un İlyada adlı eserinde geçen hikâye ve mitler, savaşın sonunda yeni bir yurt kurma amacıyla Troya’dan kaçan Aeneas’ın İtalya’ya yolculuğu ve Roma’nın kurucularının Anadolu’lu olması konu ediliyor.

300’ün Üzerinde Eser Kolezyum’da

Sergide 221’i Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müzelerden olmak üzere İtalya ve Vatikan müzelerinden sağlanan eserlerle birlikte 300’ün üzerinde eser yer alıyor.

Troia ve Roma arasındaki tarihsel ve mitolojik bağları farklı eserler üzerinden anlatan sergi, 18 Ekim 2026 tarihine kadar gösterimde kalacak.

Kültürel Diplomaside Troya Etkisi

Sergi, Kültür ve Turizm Bakanlığının son yıllarda ivme kazanan süreli sergiler üzerinden Türkiye’nin kültürel değerlerini uluslararası ölçekte tanıtma politikası kapsamında gerçekleştirildi.

Tarihî ve arkeolojik mirasın diyalog, sürdürülebilir kalkınma ve sosyoekonomik gelişim aracı olarak değerlendirilmesini esas alan sergi, Türkiye ile İtalya arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini amaçlayan önemli bir kültürel diplomasi girişimi olarak öne çıkıyor.


EGE’NİN İNCİSİ, TÜRK TURİZMİNİN GÖZ BEBEĞİ MUĞLA

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


EGE’NİN İNCİSİ, TÜRK TURİZMİNİN GÖZ BEBEĞİ MUĞLA

Türkiye'nin güneybatısında, Ege Denizi’yle Akdeniz’in kucaklaştığıköşededir Muğla. Büyük kısmı Ege’de olsa da Akdeniz’e de uzanan kıyılarıyla Türkiye'nin en uzun sahil şeridine sahip olan kent, yılın dört mevsimindeki doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini büyüler. 

Muğla adeta doğanın insanlara armağanıdır. Turkuaz renkli denizin dantel gibi ördüğü kıyılarında çok sayıda koy, körfez ve yarımada bulunur. Topraklarının yaklaşık %74'ü orman ve fundalıklarla kaplıdır. Denize kadar inen çam ağaçlarının gölgesinde, kekik, adaçayı, hayıt kokuları içinde yüzersiniz koylarında. 

Muğla, zengin biyolojik çeşitliliği, endemik türleri ve eşsiz ekosistemleri nedeniyle Türkiye'nin en fazla koruma alanına sahip illerindendir. Sınırları içerisinde milli parklardan özel çevre koruma bölgelerine, tabiatı koruma alanlarından sulak alanlara kadar pek çok farklı statüde koruma bölgesi bulunur. 

Marmaris Milli Parkı:Sulak alanlara, antik şehirlere ve yaban hayata (yaban keçisi ve kirpi gibi) ev sahipliği yapan büyük ulusal parktır.

Saklıkent Milli Parkı: Seydikemer sınırlarında yer alan, yer yer 300 metre derinliğe ulaşan ve dünyanın en dik kanyonlarından biri olan Saklıkent Kanyonu'nun bulunduğu bir doğa harikasıdır.

Köyceğiz - Dalyan Özel Koruma Alanı: Yaklaşık 461 km²'lik bir alanı kapsayan bu bölge, Türkiye’nin ilk özel çevre koruma alanıdır. Endemik sığla ormanlarını, İztuzu Plajı'ndaki Caretta caretta deniz kaplumbağası yuvalama alanlarını ve Dalyan deltasını korur.

Gökova Özel Koruma Alanı: Azmak Nehri'nin berrak sularını ve Gökova Körfezi'nin hassas deniz ekosistemini koruma altında tutar.

Datça - Bozburun Özel Koruma Alanı: Akdeniz ve Ege'nin birleştiği yarımadada, biyolojik çeşitlilik ile zeytin/badem habitatlarının korunmasını sağlar.

Kartal Gölü Tabiatı Koruma Alanı: Beyağaç yakınlarında yer alan ve Türkiye’nin, bazıları 1000 yaşın üzerinde olan en yaşlı Karaçam ormanlarına ev sahipliği yapan alpin kuşak koruma alanıdır.

Sırtlandağı Halep Çamı Tabiatı Koruma Alanı: Milas ilçesinde, Akdeniz genelinde nesli tehlikede olan saf Halep çamı (Pinus halepensis) orman yapısını korumak amacıyla ilan edilmiştir

Bafa Gölü Tabiat Parkı: Milas ile Aydın sınırında yer alan göl; her yıl binlerce göçmen kuşa ev sahipliği yapmasının yanı sıra Latmos (Beşparmak) Dağları'nın 8 bin yıllık kaya resimlerini korur.

Çubucak Tabiat Parkı: Marmaris-Datça yolu üzerinde, Hisarönü Körfezi kıyısında denizle Kızılçam ormanının birleştiği, biyoçeşitliliği yüksek bir ekosistemdir.

Girdev Gölü: Muğla'nın önemli mahalli sulak alanlarından biri olup yüksek rakımlı bir kuş cennetidir.

MUĞLA’DA TARIMSAL ÜRETİM

Muğla, elverişli Akdeniz iklimi, verimli kıyı ovaları ve zengin su kaynakları sayesinde, turizmin yanı sıra Türkiye’nin en önemli bitkisel üretim ve tarım merkezlerinden biridir. İl genelinde zeytincilik, narenciye üretimi, örtü altı seracılık ve coğrafi işaretli özel ürünler, ekonomik hayatta büyük bir paya sahiptir. 

Narenciye / Turunçgiller: Ortaca, Dalaman ve Fethiye gibi,kış aylarında don riskinin düşük olduğu ılıman kıyı ovalarında portakal, mandalina, limon ve greyfurt üretimi yoğunlaşır. Özellikle erkenci mandalina çeşitleri pazara ilk giren ürünler arasında yer alır. 

Seracılık ve Turfanda Sebzecilik: özellikle Fethiye, Seydikemer ve Ortaca’daseracılık faaliyetleri, modern naylon ve cam seralarda domates, salatalık, biber ve patlıcan gibi ürünlerle kış ve bahar döneminde iç piyasanın sebze ihtiyacına büyük katkı sağlar.

Özel ve Endemik Ürünler: Datça Yarımadası'nda Datça Nurlu Bademi, Köyceğiz-Marmaris hattında ise Sığla ağacından, kozmetik ve eczacılıkta kullanılan sığla yağı gibi nadir tarımsal değerler üretilir. 

Halk arasındaki adı “günlük ağacı”olan Anadolu sığla ağacı, milyonlarca yıllık geçmişiyle buzul çağlarından bugüne ulaşmayı başarmış çok özel, endemik bir ağaç türüdür. Dünya üzerinde sadece çok sınırlı coğrafyalarda, en yoğun olarak ise Muğla'nın Köyceğiz, Marmaris, Fethiye, Dalaman ve Ula ilçelerinin, taban suyu yüksek nemli dere kenarlarında ve bataklık ormanlarında doğal olarak yetişir. Ortalama 200 ila 300 yıl kadar yaşayabilen ağacın gövdesine bahar ve yaz aylarında kontrollü ve geleneksel yöntemlerle çizikler atılır. Ağacın kendini korumak için salgıladığı reçineden sığla yağı (balzam) elde edilir. 

Sığla yağının, Antik Mısır'da firavunların mumyalanmasında, Kleopatra'nın güzellik rutinlerinde ve Roma hamamlarında şifa/esans amaçlı kullanıldığı tarihi kayıtlarda yer alır. Günümüzde antiseptik özelliği sayesinde ülser, gastrit, reflü gibi mide rahatsızlıklarında, cilt yanıklarında, kesiklerde ve yara izi kalmamasını sağlayan merhemlerde yaygın olarak kullanılmakta, yağı damıtıldıktan sonra kalan kabuğu ayrıca tütsü (günlük buhuru) olarak değerlendirilmektedir.  


Zeytin ve Zeytinyağı üretimi: Muğla genelinde sayıları 17 milyona ulaşan zeytin ağaçlarının büyük kısmı Milas başta olmak üzere Bodrum, Datça ve Menteşe hattında yetiştirilir. Zeytinyağı üretimi, geleneksel ve modern tesislerin bir arada kullanıldığı en önemli tarımsal sanayi kollarından biridir. Bölgede hasat dönemi genellikle ekim ayında başlar ve şubat ayına kadar sürer.Milas zeytinyağı Avrupa Birliği (AB) coğrafi işaretine sahip, uluslararası düzeyde bilinen bir değerdir. 

Yatağan ilçesine bağlı Turgut (Turgutlar) Mahallesi başta olmak üzere bazı yörelerde ise zeytin, atadan kalma geleneksel bir yöntem olan insan ayağıyla çiğneme usulüyle suyundan ve posasından ayrıştırılır. Bu şekilde elde edilen zeytinyağına “ayak yağı” denilmektedir. Teknolojik fabrikaların ve modern sistemlerin yaygınlaşmasına rağmen bu kültürel mirası yaşatan yerel halk, bu yağı hem lezzeti hem de geleneksel kullanım amaçları nedeniyle özel olarak üretmeye devam etmektedir. 

MUĞLA’DA HAYVANCILIK

İl genelinde hayvancılık faaliyetleri tek bir alana sıkışmamış; arıcılık, büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık olarak farklı alt sektörlerde rekor üretim seviyelerine ulaşmıştır. 

Arıcılık:Muğla, dünya çam balı üretiminin yaklaşık %80-90'ını tek başına karşılayan, 810 binden fazla arılı kovan varlığı ve yaklaşık 4 bin 700 kayıtlı üreticisiyle Türkiye'nin ve dünyanın arıcılık başkentidir. İlin kıyıları ve çam ormanlarıyla kaplı dağları, sadece yöre halkına değil, her mevsim dışarıdan gelen binlerce gezgin arıcıya da ev sahipliği yapar. 

Muğla'nın ılıman kış iklimi, arı kolonilerinin yıl boyu hayatta kalmasını ve gelişmesini sağlar. Ayrıca bölgedeki narenciye, badem bahçeleri ve endemik Sığla ağaçları arılara eşsiz bir nektar kaynağı sunar. Bölgedeki kızılçam ormanlarında yaşayan ve Marchalina hellenica adı verilen Basra böceğinin salgıladığı özsuyun arılar tarafından işlenmesiyle elde edilen coğrafi işaretli Muğla çam balı, kristalize olmayan yapısı ve aromasıyla dünyada benzersizdir. 

 Dünya çam balı başkenti olan Muğla’nın asırlık arıcılık mirasını korumak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla Menteşe’de Türkiye'nin Kültür ve Turizm Bakanlığı onaylı ilk arıcılık müzesi olan “Özel Muğla Arıcılık Müzesi” kurulmuştur.Muğla İli Arı Yetiştiricileri Birliği (MAYBİR) tarafından tamamen kendi imkanlarıyla kurulan müze 2010 yılında ziyarete açılmıştır. 

Büyükbaş Hayvancılık: Muğla'da açık ahır sistemleri ve yem bitkisi silaj üretiminin gelişmesiyle büyükbaş hayvancılık modern tesislerle büyümektedir. Büyükbaş hayvancılığın ve süt sığırcılığının en yoğun yapıldığı ilçeler Milas ve Seydikemer'dir. Bu iki ilçe, ilin et ve süt ihtiyacının çok büyük bir kısmını üstlenir. 

Küçükbaş Hayvancılık: Bölgenin maki örtüsü ve engebeli coğrafi yapısı, özellikle keçi yetiştiriciliği için doğal bir avantaj sunar.Küçükbaş hayvancılığın en yoğun kümelendiği ilçeler Milas, Menteşe, Seydikemer ve Yatağan'dır. 

Balıkçılık:Muğla, Ege ve Akdeniz'in birleştiği bin 480 kilometrelik sahil şeridiyle hem ticari balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliğinde hem de kıyıdan amatör olta balıkçılığında Türkiye'nin en zengin illerindendir. Levrek, lüfer, barakuda, çipura, sargoz, mırmır, sinarit, karagöz ve lidaki önde gelen balık türleridir. 

Bodrum, Marmaris, Fethiye, Datça ve Akyaka bölgeleri hem profesyonel tekneler hem de hobi amaçlı oltacılar için popüler meralara ev sahipliği yapar. Akyaka ve Gökova Körfezi’ndeazmak nehrinin ağzı ve Akçapınar sahili levrek avcılığı için oldukça verimlidir.Bodrum Yarımadası’nda ise Gümüşlük koyu, Yalıkavak marina dışı ve Güvercinlik mendireği levrek, barakuda ve mırmır avı için tercih edilir.Fethiye ve Göcek’tesahil parkı, Darboğaz koyu ve Ölüdeniz lagün çevresi sargoz, levrek ve lüfer grubu balıkları barındırır.Marmaris ve Datça’da İçmeler, Turunç limanı ve Knidos antik limanı çevresi kaya balıkları, melanur ve sinarit denemeleri için el verişlidir. 

Murat Tüzel 

Yeni Parti İstanbul İl Turizm Komisyon Başkanı

Dünya Seyahat Gazetecileri ve Yazarları Federasyonu Üyesi