11 Mayıs 2026 Pazartesi

İstanbul’un kalbindeki konumuyla The Ritz-Carlton, Istanbul’un terası The Roof şehrin nabzını tutuyor.


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


İSTANBUL’UN GÖZDE BULUŞMA NOKTASI: THE ROOF

İstanbul’un kalbindeki konumuyla The Ritz-Carlton, Istanbul’un terası The Roof geniş açık alanı, sonsuzluk havuzu, güneşlenme bölümleri,iddialı menüsü ve DJ performanslarıyla hem gündüz hem gece şehrin nabzını tutuyor.

Sosyal hayatın vazgeçilmez buluşma noktalarından biri olan The Roof at The Ritz-Carlton, Istanbul benzersiz lokasyonuyla şehrin kalbinde konumlanıyor. Otelden ayrı da bir girişe sahip olanThe Roof’ta, sakin dinlenme alanları, havuz keyfi ve açık havada tüm gün süren yemek deneyimi; geceleri seçkin ve modern bir restoran& bar konseptiyle aynı çatı altında sunuluyor. 

Sofistike, şık ve modern bir vaha

Dekorasyonunda botanik detayların sıkça kullanıldığı The Roof, büyülü Boğaz ve İstanbul manzarasını, yeşilliklerle bütünleştiriyor. Mimarisi, N10 Mimarlık ve İç Mimarlık Stüdyosu tarafından yapılan The Roof, gündüz güneşlenme alanları, akşam ise Akdeniz mutfağı servisi verenrestoranıyla ve Nobu tarafından ayrıca dizayn edilmiş, Işıklandırmaları ve gölge oyunlarıyla The Roof, İstanbul gecelerinde samimi ve kozmopolit ambiyansıyla yer alıyor. The Roof  haftanın farklı günlerinde sunduğu wellness buluşmalarıve DJ performansları ile misafirleri renkli bir etkinlik seçkisiile buluşturuyor.

İstanbul’da gün batımı 

360 derece manzarasıyla, eşsiz bir İstanbul silueti sunan The Roof’ta gün batımları eşsiz bir deneyim oluyor. The Roof’ta günün heyecanı ve dinamizmi yerini, geniş kokteyl menüsünün eşlik ettiği sakin bir gün batımı ve devamında hareketli yaz akşamlarına bırakıyor. 

The Roof menüsündeAkdeniz’den ilham alan çeşitli lezzetlerbulunuyor. The Roof menüsü kahvaltıdan atıştırmalıklara, leziz ve özenli bir akşam yemeğinden gün içinde alınabilecek aperatiflere kadar geniş bir yelpazede sunuluyor. Sağlıklı bowl ve avakado tost gibi sağlıklı kahvaltı tabaklarıylabaşlayan menüde;deniz ürünleri tabağı, ahtapot carpaccio, karpuz ve tuna crudo gibi deniz kıyılarından esinlenen başlangıçlar yer alıyor. Geniş bir makarna, pizza ve salata seçkisiyle devam eden ana yemeklerde; limonlu tereyağlı karides, ızgara kuzu pirzola, fener balığı buğlama gibi imza tabaklar da bulunuyor. Taze meyvelerle hazırlanan karışık berry tabağı, limon pavlova&gül ahududu limon şerbeti ve Türk kahveli&naneli krem bruléé gibi sıra dışı tatlı tabakları ise damaklarda ferahlatıcı bir bitiş sunuyor.

The Roof açık alanında; çeşitli wellness buluşmalarının yanı sıra spor aktiviteleri,film geceleri, gün batımı konserleri ve parti atmosferi İstanbul silüetiyle uyum içinde devam ediyor. 


 

“Onarıcı Tarım, Yerel Çözümler ve Gençliğin Gücü” ÇEVKO Vakfı Söyleşisi’nde “Dirençlilik” ve “Uygulama” Vurguları Öne Çıktı


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


“Onarıcı Tarım, Yerel Çözümler ve Gençliğin Gücü” ÇEVKO Vakfı Söyleşisi’nde

“Dirençlilik” ve “Uygulama” Vurguları Öne Çıktı

ÇEVKO Vakfı’nın “İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik” söyleşi serisinin 2026 yılındaki ikinci buluşmasında, Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek BM 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde uygulama süreçleri ve sektörel hazırlıklar değerlendirildi. Söyleşide onarıcı tarım, yerel yönetimlerin iklim dirençliliğindeki rolü, küresel finansman ihtiyacı ve gençlerin karar alma mekanizmalarına katılımı öne çıkan başlıklar oldu. 

Uzman sanayi inisiyatifi ve etkin sivil toplum kuruluşu kimliklerini bünyesinde bir araya getiren ÇEVKO Vakfı’nın, Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle düzenlediği çevrim içi söyleşiler, 6. yılında da sürüyor. 

Ana odağı, Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31 süreci çerçevesinde belirlenen 2026 yılı söyleşilerinin ikincisi, 27 Nisan günü yoğun bir katılımla gerçekleşti.


Moderatörlüğünü Küresel Isınma Kurultayı Komitesi Başkanı Celal Toprak’ın üstlendiği söyleşinin konuşmacıları; ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, Anadolu Efes Grup Kurumsal İletişim ve İlişkiler Direktörü Selda Susal Saatçi, BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Türkiye Koordinatörü Bahar Özay, Üsküdar Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Pelin Kıvrıkoğlu ve Başkent Üniversitesi İklim Elçisi Asya Yüce oldular. 

Mete İmer: “Artık Gerçekleştirilebilenlerin Samimi Bir Muhasebesini Yapma ve Uygulamayı Öne Çıkarma Zamanı”

İklim krizinin etkisini artırmaya devam ettiğini ve COP31’in zor küresel koşullar altında toplanacağını vurgulayan ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, “Dünya Meteoroloji Örgütü verilerine göre son 10 yıl, kayıtlara geçen en sıcak yıllar arasında yer aldı. Diğer taraftan dünyadaki olumsuz politik ve ekonomik gelişmeler, Amerika Birleşik Devletleri’nin Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesi, bölgesel savaşlar ve iklim finansmanındaki yetersizlikler devam ediyor. Antalya’da Kasım ayında gerçekleşecek 31. Taraflar Konferansı bu koşullar altında toplanacak. Bu nedenle zor bir gündemle karşı karşıyayız,” dedi.

Paris İklim Anlaşması’ndan bu yana geçen 10 yılda hedeflere ne kadar yaklaşıldığının samimi biçimde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Mete İmer, “Uygulama artık belirleyici bir aşama haline geldi. Geride kalan dönemde hedeflere ne kadar yaklaşıldığını, uygulamanın ne ölçüde başarılı olduğunu açık biçimde muhasebe etmeliyiz. Türkiye olarak da bu muhasebeyi yapmalı; yasal düzenlemelerimizi ne kadar hayata geçirdiğimizi, iklim finansmanını ne ölçüde temin edebildiğimizi ve toplumu harekete geçirmek için neler yaptığımızı sorgulamalıyız. Eksikliklerimizi gidermemiz büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu.

Özellikle kentlerin iklim krizine karşı dirençli hale getirilmesinin giderek daha acil bir başlık haline geldiğine işaret eden Mete İmer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplumu yakından ilgilendiren ve giderek daha acil hale gelen konu, kentlerin ve yaşam alanlarının iklim krizine karşı direnç kazanmasıdır. Yaşadığımız seller, afetler ve kuraklıklar; şehirlerde bundan sonra daha güvenli bir yaşam için altyapı yatırımlarını, bu alana yönelik finansman ihtiyacını ve yerel yönetimlerin rolünü öncelikli hale getirdi. Bu nedenle bu toplantıda ve bundan sonraki söyleşilerimizde belediye temsilcilerine de söz vermek, onları dinlemek istiyoruz. Çünkü burada belediyelerin sorumluluğu ve yapacakları çalışmalar çok önemli.”

Selda Susal Saatçi: “Her 5 Saniyede Bir Futbol Sahası Kadar Verimli Toprak Kaybediliyor” 

İklim krizinde “uygulama” ve “sonuç” odaklı yeni bir döneme girildiğini vurgulayan Anadolu Efes Grup Kurumsal İletişim ve İlişkiler Direktörü Selda Susal Saatçi, “Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31’e doğru ilerlerken aslında bir kırılma noktasındayız. Yıllarca hedefleri ve taahhütleri konuştuk; artık bu hedeflerin sahadaki karşılığını, uygulamaların somut çıktılarını görmeye ihtiyaç duyuyoruz. COP31’in de bu yaklaşım üzerine kurulduğunu yakından takip ediyoruz. Bu çerçevede döngüsel ekonomi, atık yönetimi, iklim finansmanına erişim, tarım, su ve gıda güvenliği, adil dönüşüm ve gençlik katılımı öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor,” dedi.

Sürdürülebilirliği iş modelinin merkezine alan bir yaklaşım benimsediklerini belirten Selda Susal Saatçi, “Biz Anadolu Efes olarak ‘7. nesil düşünce’ yaklaşımıyla hareket ediyoruz. Yani bugün aldığımız her kararın, yaptığımız her eylemin gelecek nesiller üzerindeki etkisini gözetiyoruz. Sürdürülebilirlik bizim için yalnızca bir başlık değil, iş yapış biçimimizin merkezinde yer alan ve uzun vadeli değer yaratma modelimizin ayrılmaz bir parçası olan dönüştürücü bir strateji. Türkiye’de sürdürülebilirlik raporlamasını ilk gerçekleştiren şirketlerden biri olarak çevresel, sosyal ve yönetişim performansımızı şeffaf şekilde paylaşıyoruz ve son iki yıldır entegre raporlama yaklaşımını benimsiyoruz,” diye konuştu.

Selda Susal Saatçi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tarım, iklim krizinden en çok etkilenen ve aynı zamanda krizi etkileyen alanlardan biri. Küresel ölçekte tarımsal faaliyetler emisyonların yaklaşıkyüzde 13’ünü oluştururken, su kaynaklarının yüzde 70’inden fazlasını tüketiyor. Her yıl yaklaşık 75 milyar ton verimli toprak kaybediliyor; bu, her 5 saniyede bir futbol sahası büyüklüğünde alanın yok olması anlamına geliyor. Artan nüfusla birlikte 2050’ye kadar tarımsal üretimin iki katına çıkması gerekiyor. Bu tablo, tarımda daha dayanıklı ve sürdürülebilir yöntemlere geçişi zorunlu kılıyor.Bu kapsamda biz de onarıcı tarım uygulamalarına odaklanıyoruz. Yaptığımız pilot çalışmalarda somut ve cesaret verici sonuçlar elde ettik. Toprak organik maddesinde yüzde 25’e varan artış, su tutma kapasitesinde yüzde 13 iyileşme ve hektar başına 6,7 ton karbon tutulumu sağladık. Bu sonuçlar ışığında bu yıl onarıcı tarım uyguladığımız alanları genişletme kararı aldık.  Bununla birlikte, çiftçilere sağladığımız 220 milyon TL’yi aşan teşvik paketi, gençlere yönelik sürdürülebilir tarım eğitim programları ve kadınların güçlenmesine katkı sunan döngüsel ekonomi projeleriyle bütüncül bir etki yaratmayı hedefliyoruz. Tarım, gıda güvenliği, sıfır atık, gençlik ve eğitim başlıklarında atılan adımların tek başına değil, iş birlikleriyle ilerlemesi gerektiğine inanıyoruz; COP31’in de bu anlamda güçlü bir sinerji yaratma potansiyeli taşıdığını düşünüyoruz.”

Dr. Bahar Özay: “Sürdürülebilirlik Artık Sadece Çevresel Değil, Ekonomik ve Jeopolitik Bir Mesele”

Sürdürülebilirliğin artık yalnızca çevresel bir gündem değil, ekonomik, teknolojik ve jeopolitik boyutları olan çok katmanlı bir dönüşüm alanı haline geldiğini vurgulayan BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Türkiye Koordinatörü Dr. Bahar Özay, “Bugün içinde bulunduğumuz tablo, sürdürülebilirlik ve iklim konularının ekonomipolitikalarından enerji ve gıda güvenliğine, toplumsal refahtan küresel rekabet gücü ve dış politikaya kadar uzanan yapısal bir dönüşüm gündemi haline geldiğini açıkça gösteriyor. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın başarılması için belirlenen 2030 takvimi bağlamında yapılan değerlendirmeler, amaçların yalnızca yaklaşık yüzde 17’sinin hedeflenen hızda ilerlediğini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.

Küresel ölçekte sürdürülebilirlik hedeflerinin önündeki en temel engelin kalkınma ve iklim finansmanındaki açık olduğuna dikkat çeken Dr. Bahar Özay, “Bugün geldiğimiz noktada finansman konusu belirleyici bir kırılma alanı. 2015 yılında yıllık 2,5 trilyon dolar olarak hesaplanan ihtiyaç, bugün 4 trilyon dolar seviyesine ulaşmış durumda. Mevcut kaynakların adil, etkin ve verimli kullanılamaması ve çok taraflı işbirliklerinde yaşanan sorunlar, bu süreci daha da zorlaştırıyor. Aynı zamanda jeopolitik gelişmeler, çatışmalar ve küresel yönetişim mekanizmalarındaki zayıflama, sürdürülebilirlik gündeminin ilerlemesini doğrudan etkiliyor” dedi.

Dr. Bahar Özay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu çok katmanlı kriz ortamında Türkiye’nin ‘orta güç’ olarak farklı bölgeler, ekonomiler ve aktörler arasında köprü kurabilecek önemli bir rol üstlenme potansiyeli bulunuyor. COP31 süreci, Türkiye’nin hem yeşil dönüşüm hem de kalkınma ve iklim finansmanı ile uluslararası diyalog açısından konumunu güçlendirebileceği kritik bir fırsat sunuyor. Türkiye gibi ‘zanaatkar devlet’ olarak tanımlanabilecek ülkeler, değişen küresel koşullara daha hızlı uyum sağlayabilen, mevcut araç ve kurumları yeniden şekillendirme kapasitesine sahip aktörler olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda hem sanayi politikalarının daha düşük karbon yoğunluklu ve yüksek katma değerli bir yapıya evrilmesi hem de eğitim ve gençlik odaklı iklim eylemlerinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Özellikle COP31 kapsamında iklim eğitimi ve gençlik katılımının değerlendirilmesi, Türkiye’nin avantajlı olduğu alanlardan biri olarak öne çıkıyor.”

Pelin Kıvrıkoğlu: “İklim Eyleminde Yerel Yönetimler Uygulamanın Doğrudan Sahasında”

Yerel yönetimlerin iklim eyleminde doğrudan uygulayıcı rol üstlendiğini vurgulayan Üsküdar Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Pelin Kıvrıkoğlu, “Yerel yönetimler olarak sürecin tam sahasındayız ve doğrudan vatandaşla temas eden bir yapı olarak iklim politikalarının uygulamadaki karşılığını üretmekle sorumluyuz. Üsküdar Belediyesi olarak 2021 yılında hazırlanan sürdürülebilir enerji ve iklim eylem planımız kapsamında 2030 yılına kadar yüzde 40 emisyon azaltım hedefiyle ilerliyoruz. Ancak eylem planlarının yalnızca raflarda kalan stratejik dokümanlar olmaması, izlenebilir ve ölçülebilir uygulamalarla desteklenmesi gerekiyor. Bu nedenle yeni dönem ihtiyaçlarını da kapsayan güncel bir iklim eylem planı çalışmasını başlatmış bulunuyoruz” dedi.

Emisyon kaynakları ve yerel yönetimlerin sınırlılıklarına da dikkat çeken Pelin Kıvrıkoğlu, “2024 yılı itibarıyla sera gazı emisyonumuzu 1.832.339 tonkarbondioksit eşdeğeri olarak hesapladık. Bunun yüzde 70’i enerji, yüzde 23’ü ulaşım veyüzde 7’si ise atık kaynaklı. Ancak enerji tüketiminin önemli bir bölümü hane ve sanayi kaynaklı olduğu için yerel yönetimlerin doğrudan müdahale alanı dışında kalıyor. Bu durum, özellikle enerji başlığında tüm ilçe belediyeleri için ortak bir zorluk yaratıyor. Buna rağmen CDP raporlamasında B skoru elde ettik ve uluslararası ağlara üyeliklerimizle birlikte iyi uygulamaların paylaşımı ve görünürlüğü açısından önemli bir ilerleme sağladık” şeklinde konuştu.

Pelin Kıvrıkoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uyum ve dirençlilik başlıkları yerel yönetimler için giderek daha kritik hale geliyor. Bu kapsamda enerji yönetimi, sıfır atık uygulamaları ve döngüsel ekonomi projelerini hayata geçiriyoruz. Avrupa Birliği destekli ‘RISE Üsküdar – RisktenHazırlığa: Üsküdar’daİklimDirencine Giden Kurumsal Yollar’ projesiyle iklim direncine yönelik doğal tabanlı çözümler geliştirirken, ‘Atıksız Üsküdar Atıksız Pazar’ projesiyle semt pazarlarında oluşan organik atıkları komposta dönüştürerek yeniden kullanıma kazandırıyoruz. Bu proje hem ödüller aldı hem de diğer belediyeler için örnek bir uygulama haline geldi. Bunun yanı sıra bitkisel atık yağların toplanması, çevre festivalleri, gıda israfını azaltmaya yönelik çalışmalar ve mahalle buluşmalarıyla vatandaşın sürece aktif katılımını sağlamaya odaklanıyoruz. Yerel ölçekte bu tür somut uygulamaların yaygınlaşmasının iklim mücadelesinde gerçek etki yarattığına inanıyoruz. Ayrıca COP sürecinde yerel yönetimlerin daha görünür olması ve özellikle kadın liderler olarak bu alanda söz söyleyebilmemiz için aktif rol almaya hazırız.”

Asya Yüce: “Gençler Sürecin İzleyicisi Değil, Aktif Katılımcısı Olmak İstiyor”

Türkiye genelinde 208 üniversiteyi kapsayan iklim elçileri ağını temsil eden Başkent Üniversitesi İklim Elçisi Asya Yüce, iklim krizinin gençler için teorik bir tartışma değil, doğrudan deneyimlenen bir gerçeklik olduğuna dikkat çekti.

Gençlerin iklim sürecinde yalnızca izleyici değil, aktif bir paydaş olduğunu vurgulayan Asya Yüce, “2021 yılından bu yana her üniversiteden seçilen temsilciler olarak kampüslerimizde sürdürülebilirlik ve iklim kriziyle mücadele alanında öncülük ediyoruz. COP31 sürecinde genç katılımının en az yüzde 10 seviyesinde hedeflenmesiyle birlikte kapasitemiz ve etki alanımız da her geçen gün artıyor,” şeklinde konuştu.

İklim elçilerinin sahadaki rolüne dikkat çeken Asya Yüce, “Bakanlığımız tarafından düzenlenen eğitim kamplarında iklim değişikliği, iklim finansmanı ve yeşil dönüşüm gibi başlıklarda yoğun eğitimler alıyor; ardından bu bilgi birikimini hem üniversitelerimizde hem de toplum genelinde yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Amacımız, iklim krizini teorik bir tartışma alanı olmaktan çıkararak herkesin sahiplendiği bir çevre kültürüne dönüştürmek. Bu kapsamda söyleşiler, paneller ve farkındalık etkinlikleri düzenliyor, aynı zamanda ulusal ve uluslararası platformlarda iklim diplomasisi yürütüyoruz” dedi.

Asya Yüce, sözlerini şöyle sürdürdü: “Taraflar Konferansı’nda yalnızca katılımcı değil, çözüm ortağı olarak yer alıyoruz. Birleşmiş Milletler’in gençlik yapılanmalarıyla koordineli çalışarak ulusal gençlik bildirilerini küresel karar vericilere iletiyor, gençlerin taleplerinin ulusal katkı beyanları gibi resmi politika metinlerine dahil edilmesini hedefliyoruz. COP süreci bizim için bir zirve noktası; Türk gençliğinin organize, donanımlı ve çözüm odaklı yapısını uluslararası alanda göstermek istiyoruz. Bu süreçte gençlerin karar mekanizmalarında yalnızca temsil edilmesi değil, kararları doğrudan etkileyen bir konuma gelmesi gerektiğine inanıyoruz.”

ÇEVKO Vakfı’nın Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle hazırladığı “İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlikteki Son Gelişmeler" başlığını taşıyan söyleşiyi, ÇEVKO Vakfı’nın YouTube kanalından da izleyebilirsiniz:


10 Mayıs 2026 Pazar

Mehmet İşler 1. Çeşme Turizm Zirvesi’nde sektörle ilgili güncel konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


ETİK BAŞKANI İŞLER ÇEŞME TURİZM ZİRVESİNDE KONUŞTU

“ BAYRAM REZERVASYONLARINDA YÜZDE 80’E ULAŞTIK”

Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı, Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler İzmir’in Çeşme İlçesi’nde düzenlenen 1. Çeşme Turizm Zirvesi’nde sektörle ilgili güncel konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Kurban Bayramı tatilinin dokuz güne uzamasıyla birlikte iç turizmde hareketliliğin başladığını, dolulukların şimdiden yüzde seksenlere çıktığını belirten İşler, Türkiye’nin turizmde pahalı olduğuna dair algının sektöre büyük zarar verdiğine dikkat çekti.

Çeşme Belediyesi, Çeşme Kent Konseyi, Alaçatı Turizm Derneği ve Çeşme Turistik Otelciler Birliği (ÇEŞTOB) işbirliği ile düzenlenen 1. Çeşme Turizm Zirvesi’ne Mehmet İşler’in yanı sıra ÇEŞTOB Başkanı Orhan Belge ve Alaçatı Turizm Derneği Başkanı Kerem Ünsal’da konuşmacı olarak katıldı. Çeşme Kaymakamı Mehmet Maraşlı ve Belediye Başkanı Lal Denizli’nin de izlediği zirvede, ETİK Başkanı Mehmet İşler, yaptığı konuşmada  sektörle ilgili güncel konulara yer verdi.  

ÇEŞME TURİZM ZİRVESİ BENZER İLÇELERE ÖRNEKTİR

Konuşmasının ilk bölümünde Çeşme’yi değerlendiren Mehmet İşler; “Çeşme yalnızca deniz turizmiyle değil, termal kaynakları, gastronomisi ve doğal yapısıyla dünya markası olabilecek bir potansiyele sahiptir. Evet, Çeşme’yi denizi ve doğasının yanı sıra termal ve gastronomik zenginlikleri eşsiz kılıyor. Çeşme, Türkiye’nin en değerli destinasyonlarından biridir ve gerçek anlamda bir dünya markası olacak kadar kıymetlidir.  Bu zirvenin kentin tüm dinamiklerinin işbirliğiyle düzenlenmesini, Çeşme’nin geleceğine her kesimce sahip çıkıldığı gözüyle bakıyor,  bölgedeki benzer ilçelere örnek olacak nitelikte ve çok anlamlı buluyorum.”dedi.

PAHALI DESTİNASYON ALGISI YANLIŞTIR

Çeşme ve Türkiye hakkında kasıtlı olarak yayılmaya çalışıldığına inandığı pahalılık algısına da değinen İşler konuşmasında ; “Pahalı destinasyon” algısı gerçeği yansıtmamaktadır. Özellikle Alaçatı ve marina çevresindeki yüksek fiyatların tüm ilçeye mal edilmesi yanlıştır. Çeşme’de her bütçeye uygun tatil yapılabilecek alanlar bulunmaktadır. Ancak ve maalesef bu pahalılık algısını yaratanlar içinde Çeşmeliler’de mevcuttur. Turizmde rekabetçi fiyat politikalar ve doğru psikolojik algı yönetimleri çok önemlidir.  Hizmeti, son tüketicinin alabileceği rakamlarda vermeliyiz. Bunu başaramazsak, burnumuzun dibinden metrelerce kuyruklarla Sakız’a giden vatandaşlarımızı izleriz” Çeşme’nin geleceği turizmi 12 aya yaymaktan geçer. Çözüm ortak akıl ve sürdürülebilir turizm anlayışındadır. Çeşme’de 300 gün aktif turizm yapılabilmelidir. O zaman bugün konuşulan fiyat tartışmaları da kendiliğinden ortadan kalkacaktır” cümlelerine yer verdi.

TURİZMDE BEKLENEN HAREKETLİLİK BAŞLADI

Mehmet İşler, Kurban Bayramı tatilinin dokuz güne çıkarılmasının turizmde beklenen hareketlenmeyi sağladığına dikkat çekerek, “Bayram tatilinin uzaması haberleri dahi rezervasyonlarda beklenen hareketliliği sağladı. Doluluklar birçok bölgede yüzde seksenlere ulaştı. Yüzde yüzlere doğru gidiyor. Bölgesel krizlere rağmen Türkiye güvenli turizm destinasyonu olduğunu gösterdi. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA)’nın yürüttüğü tanıtım çalışmaları da  bunda etkili oldu.”dedi.  

İşler; İstanbul İzmir otoyoluyla ulaşımın kolaylaştığını, her kesimden vatandaşların bayram tatili için Çeşme ve Ege’yi tercih edebileceğini, deniz, güneş, gastronomik değerler ve güvenli eğlence alanlarıyla tüm vatandaşları bölgede tatile beklediklerini sözlerine ekledi.

Eşsiz Bir Yazın Kapısı Aralanıyor! Mirada Exclusive Bodrum’da, 11 Mayıs’ta Sezon Başlıyor


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Eşsiz Bir Yazın Kapısı Aralanıyor! Mirada Exclusive Bodrum’da, 11 Mayıs’ta Sezon Başlıyor

Yaz tatili; denizin dinginliği, güneşin sıcaklığı ve doğanın huzuruyla anlam kazanıyor. Bu deneyim, konforun, yenilenmenin ve gurme lezzetlerin eşlik ettiği, her detayı özenle tasarlanmış bir atmosferle Mirada Exclusive Bodrum’da yeniden tanımlanıyor. Her yaştan misafire hitap eden ayrıcalıklı dünyasıyla Mirada Exclusive Bodrum, 11 Mayıs itibarıyla kapılarını eşsiz bir yaz sezonuna açıyor.

Bodrum’un kalbi Asarlık Koyu’nda, Karaada manzarasına karşı konumlanan Mirada Exclusive Bodrum, 11 Mayıs itibarıyla 2026 yaz sezonuna merhaba demeye hazırlanıyor. Denize sıfır konumu, ultra her şey dahil konsepti ve iyi yaşam odaklı felsefesiyle lüks ve konforun buluşma noktası olan otel, gastronomiden sağlıklı yaşam ritüellerine, çocuk aktivitelerinden sanat atölyelerine uzanan zengin içeriğiyle tatili sıradan bir konaklamanın ötesine taşıyor. 

Misafirlerinin yanı sıra tüm Bodrum tutkunlarını ağırlayan kapsamlı etkinlikleriyle de bölgenin yaşayan merkezi olmayı sürdüren Mirada Exclusive Bodrum’da, bu yaz yine dolu dolu yaşanacak.

Ayrıcalıklı Bir Sahil, Benzersiz Bir Yaz

Denizle kurulan bağın doğanın ritmiyle yeniden yorumlandığı Mirada Exclusive Bodrum, günün her anına yayılan bir yaşam hissi vaat ediyor. Bölgenin en uzun mavi bayraklı plajlarından birine ev sahipliği yapan otel, denizin tadını farklı atmosferlerde çıkarmak isteyen misafirleri için özenle tasarlanmış üç özel alan sunuyor.

3 bin metrekarelik görkemli yapısıyla AquaBeach İskelesi denizin üzerinde uçsuz bucaksız bir konfor alanı yaratırken; daha dingin ve izole bir mola arayışında olanlar için ExecutiveBeach’in seçkin atmosferi ön plana çıkıyor. Doğallığın huzuruyla sarmalanmak isteyenler ise, iki iskelenin arasında uzanan Kum Plajı’nda Ege’nin ritmini en saf haliyle hissedebiliyor.

Lezzetin İzinde Bir Yaz

Gastronomiyi tatilin merkezine yerleştiren Mirada Exclusive Bodrum, lezzet deneyimini her sezon bir adım ileri taşıyor. Türk ve dünya mutfaklarından seçkin tatları buluşturan zengin açık büfesinin yanı sıra, Türk, Yunan ve İtalyan mutfaklarından ilham alan A La Carte restoranlarıyla misafirlerini ağırlayan otel, akşam saatlerini ayrıcalıklı bir lezzet yolculuğuna dönüştürüyor. 



Ege’nin taptaze otları ve komşu kıyıların zarif dokunuşlarını sofralara taşıyan Sirtaki, taş fırın lezzetleri ve sofistike başlangıçlarıyla İtalyan mutfağının inceliklerini sunan Sunset ve Anadolu’nun köklü mutfak mirasını yerel ürünlerle harmanlayan Anatolia, her akşam damaklarda iz bırakan özgün bir deneyimi yaşatıyor. Gün boyu hizmet veren bar ve lounge alanları ise seçkin içecek alternatifleri ve özenli atıştırmalıklarıyla bu lezzet yolculuğunu tamamlıyor.

Minik Misafirler İçin Keyif Dolu Bir Yaz 

Mirada Exclusive Bodrum, çocuklu aileler için de özenle tasarlanmış alanlarıyla dikkat çekiyor. Minik misafirlerin hayal gücünü destekleyen oyun alanları, tatili hem eğlenceli hem de keşif dolu bir deneyime dönüştürüyor. Yaratıcı etkinlik alanlarıyla zenginleşen bu dünya, çocukların güvenli ve keyifli bir ortamda unutulmaz yaz anıları biriktirmesine olanak tanıyor.

Ruhu ve Bedeni Arındıran Bir Yaz

İyi ve sağlıklı yaşam felsefesini tatilin merkezine alan Mirada Exclusive Bodrum, bünyesindeki MiaSpa ve Fitness alanlarıyla hem misafirlerine hem de Bodrumlulara dingin ve yenileyici bir deneyim sunuyor.

Türk geleneklerinden esinlenen hamam ritüellerini ve modern spa uygulamalarını bir arada sunan MiaSpa, suyun arındırıcı gücünü beden ve zihinle buluşturuyor. Toksinlerden arınmış ve dengelenmiş bir beden için tasarlanan özel masaj ve bakım uygulamaları, günün temposundan uzaklaşmak ve tazelenmiş hissetmek isteyen misafirler için huzurlu bir kaçış alanı yaratıyor.

Deniz manzarasına açılan ferah spor salonu, formunu korumak isteyenler için ilham verici bir ortam sunarken; gün doğumu ve gün batımında gerçekleştirilen yoga ve pilates seansları ise Bodrum’un eşsiz atmosferinde zihinsel bir dinginliğin kapılarını aralıyor.


Gözdeki Rahatsızlık Hissi Çoğu Zaman Göz Kuruluğunun İlk Sinyalidir


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Gözdeki Rahatsızlık Hissi Çoğu Zaman Göz Kuruluğunun İlk Sinyalidir

Göz kuruluğu çoğu zaman ani ve şiddetli bir tabloyla değil, günlük yaşamın içinde fark edilmesi zor küçük değişimlerle başlar. Gün içinde artan yanma hissi, zaman zaman bulanıklaşan görme ya da gözde batma hissi, çoğu kişi tarafından geçici bir durum olarak değerlendirilir. Oysa bu belirtiler, göz yüzeyinin yeterince nemlenmediğinin bir göstergesi olabilir.

Batıgöz Sağlık Grubu Şirinyer Şubesi’nden Op. Dr. Gül Var, hastaların çoğunlukla şikayetleri belirgin hale geldikten sonra başvurduğunu, oysa erken dönemde fark edilen göz kuruluğunun çok daha kolay yönetilebildiğini belirtiyor.

Bahar Aylarında Çevresel Faktörler Göz Yüzeyini Doğrudan Etkiler

Bahar aylarında artan polen yoğunluğu, rüzgar ve değişken hava koşulları göz yüzeyini doğrudan etkileyebilir. Bununla birlikte kapalı ortamlarda geçirilen uzun saatler, klima kullanımı ve ekran karşısında geçirilen süre, gözyaşı dengesinin bozulmasına neden olabilir.

Bu noktada yalnızca çevresel faktörlerin değil, yaşam tarzının da belirleyici olduğunu vurgulayan Op. Dr. Gül Var, şunları söylüyor:

“Göz kuruluğu sadece dış etkenlere bağlı gelişmez. Özellikle dijital ekranlara uzun süre maruz kalmak, göz kırpma refleksini azaltarak göz yüzeyinin daha hızlı kurumasına neden olur.”

Göz Kuruluğu Belirtileri Nelerdir?

Göz kuruluğu belirtileri çoğu zaman hafif başlar ancak zamanla günlük yaşamı zorlaştıracak seviyeye ulaşabilir.


En sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:

Gözde yanma ve batma hissi

Kızarıklık ve tahriş

Bulanık görme

Işığa karşı hassasiyet

Gözde yabancı cisim hissi

Bu belirtiler özellikle günün ilerleyen saatlerinde artış gösterebilir. Uzun süre bilgisayar kullanan bireylerde şikayetlerin akşam saatlerinde belirginleşmesi sık görülen bir durumdur.

Göz Çapaklanması Bazen Göz Kuruluğunun Habercisi Olabilir

Toplumda sık karşılaşılan şikayetlerden biri olan ve göz çapaklanması neden olur sorusunu gündeme getiren durum, her zaman enfeksiyon kaynaklı olmayabilir. Özellikle göz kuruluğu yaşayan bireylerde, göz yüzeyinin koruyucu tabakası zayıfladığı için çapaklanma daha belirgin hale gelebilir.

“Göz kuruluğu, göz yüzeyinde dengesizlik oluşturur. Bu durum bazı hastalarda özellikle sabah saatlerinde belirginleşen çapaklanma ile kendini gösterebilir. Ancak bu şikayet mutlaka doğru şekilde değerlendirilmelidir.”

Her Göz Damlası Aynı Etkiyi Göstermez

Göz kuruluğu yaşayan pek çok kişi çözümü doğrudan göz damlası kullanımında arar. Ancak her damla her hasta için uygun değildir ve bilinçsiz kullanım beklenen faydayı sağlamayabilir.


Op. Dr. Gül Var bu noktada şu uyarıyı yapıyor:

“Göz damlaları, özellikle suni gözyaşı ürünleri, doğru seçildiğinde etkili bir destek sağlar. Ancak her hastanın ihtiyacı farklıdır. Uzun süreli ve bilinçsiz damla kullanımı yerine, altta yatan nedenin belirlenmesi gerekir.”

Günlük Yaşamda Göz Kuruluğunu Azaltmak Mümkün mü?

Göz kuruluğu yalnızca tedavi ile değil, günlük yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi ile de kontrol altına alınabilir.

Özellikle:

Ekran kullanımında düzenli mola verilmesi,

Ortam neminin dengelenmesi,

Bol su tüketimi,

Göz kırpma alışkanlığının farkında olunması gibi basit önlemler, göz yüzeyinin korunmasına yardımcı olabilir.

Bahar aylarıyla birlikte artan çevresel etkiler, göz sağlığını düşündüğümüzden daha fazla etkileyebilir. Günlük yaşamın içinde sıradan bir rahatsızlık gibi görülen göz kuruluğu belirtileri, zamanla yaşam kalitesini düşüren kronik bir soruna dönüşebilir.


9 Mayıs 2026 Cumartesi

TatilBudur Kurban Bayramı Tatil Taleplerini Değerlendirdi


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


TatilBudur Kurban Bayramı Tatil Taleplerini Değerlendirdi

Türkiye’nin önde gelen seyahat teknolojisi platformlarından TatilBudur, Kurban Bayramı’na yönelik talep verilerini paylaştı. Bu yıl bayram tatilinin uzun sürmesi, tatil alışkanlıklarını da değiştirdi. Tatilciler, daha uzun süreli konaklamalara ve birden fazla deneyimi bir araya getiren seyahat planlarına yöneliyor.

Yılın her döneminde yurt içi ve yurt dışı uygun tatil alternatiflerini bir arada sunan TatilBudur, 27 Mayıs’tabaşlayacak olan Kurban Bayramı özelinde yapılan rezervasyonları değerlendirdi. 

Bayram tatilinin uzun olmasıyla birlikte konaklama sürelerinde de artış dikkat çekiyor. Tatilciler 5 gece ve üzeri programlara yönelirken, tek destinasyon yerine birden fazla rotayı kapsayan tatil planları öne çıkıyor. Deniz tatilini kültür turlarıyla birleştiren programlar, bu dönemin en belirgin seyahat trendleri arasında yer alıyor. Özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarındaki “Ultra Her Şey Dahil” tesisler, her zamanki gibi tatilcilerin öncelikli tercihleri arasında bulunuyor. Tüm bunların yanında tatilciler bütçe planlaması yaparken kolay iptal imkânı sağlayan paketlere seçmesi,bu dönemde öne çıkan en belirgin kullanıcı alışkanlıklarından biri olarak dikkat çekiyor.

Kurban Bayramı ön değerlendirmesine ilişkinTatilBudur Genel Müdür’ü Onur Otruş; 

“Bu yıl bayram tatilinin uzun olması, misafirlerimizin planlarını daha geniş bir zamana yaymasına olanak sağladı. Sadece dinlenmeye değil, keşfetmeye odaklanan bir talep görüyoruz. Tatilciler artık tek bir destinasyonla sınırlı kalmak yerine, farklı deneyimleri aynı tatil içerisinde birleştirmek istiyor. Şu anki yüzde 52'lik doluluk oranının, son dakika rezervasyonları ve uçuş planlamalarının netleşmesiyle birlikte bayram haftasında yüzde 80-90 bandına yerleşeceğini öngörüyoruz.” Dedi.

Uzun tatil süresi, yurt dışı seyahatlere olan ilgiyi de artırdı. Özellikle İtalya ve İspanya gibi Avrupa destinasyonları yoğun talep görürken; Roma, Floransa, Amsterdam ve Londra gibi şehirler öne çıkıyor. Vizesiz alternatiflerde ise Balkanlar, Tayland ve Bakü, tatilcilerin tercih ettiği rotalar arasında yer alıyor.

Kültür Turları ve Kombin Programlar Yükselişte

Bu yılın en dikkat çeken trendlerinden biri de kültür turlarına olan ilginin artması. GAP, Kapadokya, Karadeniz ve Likya turları yoğun talep görürken; tatilciler bu rotaları deniz tatiliyle birleştiren programlara yöneliyor. Ayrıca yalnızca İstanbul çıkışlı değil; Ankara, Bursa ve Eskişehir çıkışlı turlara olan talep de artış gösteriyor. Bu durum, seyahat planlarının daha geniş kitlelere yayıldığını ortaya koyuyor.


Sky Karaköy, 2026 Sezonuyla Yazın Ritmini Yeniden Tanımlıyor

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR

 

Sky Karaköy, 2026 Sezonuyla Yazın Ritmini Yeniden Tanımlıyor
Mayıs ayı itibariyle kapılarını açan Sky Karaköy, İstanbul’da yaz akşamlarının vazgeçilmez adreslerinden biri olmaya devam ediyor.
Sky Karaköy, 2026 yaz sezonunda Boğaz manzarası eşliğinde müzik, lezzet ve şehir enerjisini aynı çatı altında buluşturuyor. JW Marriott Istanbul Bosphorus’un terasında konumlanan mekân, bu sezon da şehrin enerjisini yukarı taşıyan buluşma noktalarından biri olmayı sürdürüyor.

Gün batımından geceye uzanan atmosferiyle İstanbul silüetini farklı bir perspektiften deneyimleme imkânı sunan Sky Karaköy, Mayıs ayı boyunca resident DJ Serkan İsmail’in setleriyle sezona giriş yapıyor. Sezon ilerledikçe farklı DJ performanslarıyla zenginleşen müzik programı, Sky Karaköy’ün gece ritmini yaz boyunca canlı tutmaya devam edecek.

Gastronomi tarafında ise Sky Karaköy, yeni sezona güncellenen menüsüyle eşlik ediyor. Hafif ve paylaşım odaklı lezzetler ile imza kokteyllerden oluşan seçki, günün farklı anlarına uyum sağlayan bütünsel bir deneyim sunuyor. Manzara, müzik ve gastronominin bir araya geldiği bu atmosfer, Sky Karaköy’ü yaz boyunca şehrin en canlı buluşma noktalarından biri haline getiriyor.

Şehrin 360 derece panoramik manzarasına hakim çatı katında konumlanan Sky Karaköy, güçlü barı ve seçkin müzikleriyle İstanbul gecelerini yaz boyunca özel bir deneyime dönüştürüyor.