3 Haziran 2026 Çarşamba

Costa Cruises Türkiye Müdürü Burak Çalışkan oldu


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Costa Cruises Türkiye’den üst düzey atama Costa Cruises Türkiye Müdürü Burak Çalışkan oldu

Turizm ve kruvaziyer sektörünün deneyimli isimlerinden Burak Çalışkan, Haziran 2026 itibarıyla Costa Cruises Türkiye  Ülke Müdürü olarak görevine başladı.Sektörde 26 yıllık deneyime sahip olan Çalışkan, kariyeri boyunca stratejik yönetim, B2B ve B2C satış kanalları geliştirme, kriz yönetimi ve seyahat teknolojileri alanlarında önemli başarılara imza attı. Yakın geçmişte MSC Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapan Çalışkan, yeni görevinde Costa Cruises Türkiye operasyonlarına liderlik edecek.

Burak Çalışkan’ın yeni dönemdeki temel hedefi; Akdeniz yaşam tarzını ve İtalyan misafirperverliğini denizlerle buluşturan kruvaziyer devi Costa Cruises’un Türkiye pazarındaki büyüme hedeflerine paralel olarak markanın global vizyonunu yerel turizm dinamikleriyle birleştirmek, pazardaki penetrasyonunu ve marka algısını daha da güçlendirmek olacak.

Burak Çalışkan’ın liderliğinde, güçlü B2B acente ağlarının etkin şekilde geliştirilmesi ve seyahat teknolojilerinin verimli kullanımıyla kruvaziyer turizminin Türkiye’de daha geniş kitlelere ulaştırılması hedefleniyor. Bununla birlikte, yenilikçi yönetim anlayışı doğrultusunda Costa Cruises Türkiye operasyonel gücünün arttırılması ve pazarda sürdürülebilir büyüme ivmesinin yakalanması amaçlanıyor.

Kruvaziyer turizmine yönelik artan ilginin Türkiye pazarında önemli fırsatlar sunduğunu belirten Costa Cruises Türkiye Müdürü Burak Çalışkan yeni dönemde iş ortakları, acenteler ve sektör paydaşlarıyla güçlü iş birliklerini büyüterek kruvaziyer pazarını geliştirmeye odaklanacağını ifade ediyor.


Beyoğlu’nun Geçmişinden İlham Alan Yepyeni Bir Şarap Evi: Karas


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Beyoğlu’nun Geçmişinden İlham Alan Yepyeni Bir Şarap Evi: Karas

Canopy by Hilton Istanbul Taksim’in içinde kapılarını açan Karas, şarap ve gastronomi meraklılarını Beyoğlu’nda, geçmişten günümüze uzanan benzersiz bir yapı içinde misafir edecek.

İstanbul’un en köklü semtlerinden Beyoğlu’nda, yaklaşık 200 yıllık bir tarihi yapının içinde hayat bulan Karas, geçtiğimiz günlerde Canopyby Hilton Istanbul Taksim Genel Müdürü Can Özmeriç’in ev sahipliğinde düzenlenen özel bir davetle kapılarını açtı. Müzik tarihçisi ve yazar Murat Meriç, Karas için özel olarak hazırladığı plak seçkisiyle mekânın geçmişle bugün arasında kurduğu bağı müzikal bir dinletiyle misafirlere aktardı.

Karas, geçmişin çok katmanlı mirasını günümüzün çağdaş yaşam kültürüyle buluşturan özgün bir deneyim alanı olarak öne çıkıyor. Adını Ermenicede “toprak küp” anlamına gelen “karas” kelimesinden alan mekân, Anadolu’nun köklü bağcılık geleneğini şarap seçkisi ile yeniden anlatıyor.

Tarihi Bir Yapının Yeniden Doğuşu

Karas’ın içinde yer aldığı bina, 1830 yılında Mıhitaryan Ermeni İlkokulu olarak inşa edildi. Uzun yıllar eğitim kurumu olarak hizmet veren bina, zamanla farklı işlevler üstlenerek okul, konut ve ticari alan olarak kullanıldı; 1980’lerden sonra ise âtıl kaldı.Restorasyon sürecinde temel yaklaşım, yapının tarihsel hafızasını koruyarak onu yeniden yaşama kazandırmak oldu. Özgün taş dokular, kemerli mimari, tavan detayları ve mekânın doğal hacmi titizlikle korunurken, sonradan eklenen ve yapının ruhuyla örtüşmeyen unsurlar sadeleştirildi.Bu süreçte ortaya çıkarılan en dikkat çekici unsur ise yapının altında keşfedilen kemerli su sarnıcı oldu. Geçmişte yatılı okulun su ihtiyacını karşılayan bu alan, bugün mimari karakteri korunarak şarap mahzeni olarak hayata geçirildi ve Karas deneyiminin en özel parçalarından biri haline geldi.

Mimari, Tasarım ve Sanatın Bütüncül Yansıması

Taksim 360 projesi kapsamında restore edilen yapının mimari süreci Mehmet Alper ve ekibi tarafından yürütülürken, iç mimari tasarımı Sinan Kafadar’ın imzasını taşıyor. Mekânın sanatsal dili ALAN Istanbul sanatçılarıyla birlikte şekillendirildi.Karas’ta sanat, yalnızca dekoratif bir unsur değil; mekânın anlatısını güçlendiren temel bir katman olarak konumlanıyor. Örneğin; “Kızıl Akış” adlı heykel-enstalasyon, merdiven boşluğunda iki kat boyunca yükselerek kırmızı şarabın akışkanlığını soyut bir dille yorumlarken; “Şarap Fıçıları” duvar enstalasyonu, şarap fıçılarını çağdaş bir kompozisyonla yeniden ele alıyor. Bu eserler, Beyoğlu’nun sosyal hafızasına ve kolektif yaşam ritmine de güçlü referanslar sunuyor.


Her Kadehte Bir Hatıra Saklı

Karas, klasik bir şarap barı anlayışının ötesine geçerek misafirlerine rahat, samimi ve protokolsüz bir atmosfer sunuyor. Rezervasyonsuz uğranabilen ister kısa bir mola ister uzun akşam buluşmaları için tercih edilebilen mekân; Karas’a özel müzikleri, akışkan mekân kurgusu ve özenle seçilmiş şarap listesiyle şehir hayatına nefes aldıran bir alan yaratıyor.

Karas’ın şarap seçkisi oluşturulurken Türkiye’de son yıllarda ivme kazanan “şarap rönesansı”ndan ilham alındı. Anadolu’nun yerel üzüm çeşitlerinden üretilen butik ve karakter sahibi şaraplara öncelik verilirken, uluslararası seçeneklerle dengeli bir koleksiyon oluşturuldu. 

Anadolu’nun Sofra Kültürüyle Buluşan Gastronomi

Karas mutfağı, bulunduğu yapının tarihinden ve bölgenin çok kültürlü mirasından besleniyor. Eski bir Ermeni okulunun içinde konumlanmasının da etkisiyle, azınlık mutfaklarının zengin sofra kültürü çağdaş bir yorumla yeniden ele alınıyor. Paylaşım odaklı tabaklar, şarapla güçlü bir uyum gözetilerek hazırlanıyor.Menüde öne çıkan lezzetler arasında portakallı fava, karamelize soğanlı topik ve tirokafteri bulunuyor. 

Tarih, mimari, sanat ve gastronominin iç içe geçtiği yaşayan bir mekân olan Karas, Anadolu’nun bağcılık mirasını görünür kılarken, yeni nesil Türk şaraplarını destekleyen yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. Misafirlerine özgün, samimi ve keyifli bir deneyim sunan Karas, Beyoğlu’nun kültürel dokusunda yeni bir soluk.


Dedeman Hospitality’nin Uluslararası Yolculuğunda Yeni Dönem: Kazakistan’da Stratejik Ortaklık


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Dedeman Hospitality’nin Uluslararası Yolculuğunda Yeni Dönem: Kazakistan’da Stratejik Ortaklık

Dedeman Hospitality ile Smart Strategies and Development (SSD) arasında imzalanan dev ortaklık, markanın uluslararası büyüme hedeflerinde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor.

Türkiye’nin ilk yerli otel zinciri olarak altmış yılı aşkın süredir konaklama sektörünün gelişimine yön veren Dedeman Hospitality, önemli bir uluslararası iş birliğine imza attı. Kazakistan’da imzalanan stratejik iş birliği anlaşmasıyla Dedeman Hospitality, Orta Asya, EMEA, Türk Devletleri, Tataristan ve Başkurdistan’da uluslararası büyüme yolculuğunu daha da güçlendiriyor.

Dedeman Hospitality ile Kazakistan merkezli Smart Strategies and Development (SSD) arasında Kazakistan’ın başkenti Astana’da imzalanan Stratejik Ortaklık Mutabakat Zaptı kapsamında; Orta Asya, EMEA (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) bölgesi, Türk Devletleri, Tataristan ve Başkurdistan’da otel geliştirme, marka yönetimi, işletme, franchise, teknik hizmetler ve konaklama yatırımları alanlarında ortak projelerin hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Üyesi Banu Dedeman ile Smart Strategies and Development Ltd. Yönetim Kurulu Başkanı Arslan Bissembayev tarafından imzalanan mutabakat, bölgesel iş birlikleri aracılığıyla konaklama sektöründe daha geniş bir coğrafyada etkinlik göstermeye yönelik önemli bir adım olarak öne çıkıyor.

Dedeman Hospitality ile SSD Yeni Projeler İçin Güçlerini Birleştiriyor

Astana Uluslararası Finans Merkezi (AIFC) bünyesinde faaliyet gösteren Smart Strategies and Development (SSD); otel geliştirme, yatırım danışmanlığı, proje yönetimi ve otel varlıklarının yapılandırılması alanlarında uzmanlaşmış bir yatırım ve geliştirme platformu olarak öne çıkıyor.

Altmış yılı aşkın deneyimiyle Türkiye’nin ilk yerli otel zinciri olarak konaklama sektörünün öncü markaları arasında yer alan Dedeman Hospitality ise; farklı pazar segmentlerinde geliştirdiği markaları, operasyonel deneyimi ve güçlü marka birikimiyle sektörün gelişimine yön veren markalar arasında konumlanıyor.


Türk Devletleri ile stratejik olarak uyumlu EMEA (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) bölgelerinde uluslararası markalı konaklama varlıklarına yönelik artan talep, iki kurum  arasındaki iş birliğinin temel çıkış noktalarından birini oluşturuyor. Bu doğrultuda kurulan stratejik ortaklığın; bölgesel uzmanlığı, konaklama varlık yönetimindeki modern yaklaşımları ve uluslararası proje geliştirme deneyimini bir araya getirerek yeni nesil konaklama projelerinin geliştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

Aynı zamanda iş birliğinin; yatırımcılar ve sektör paydaşları açısından yeni fırsatlar yaratması, faaliyet gösterilen bölgelerde modern konaklama altyapısının gelişimini desteklemesi ve uluslararası standartlarda projelerin hayata geçirilmesine katkı sunması amaçlanıyor.

Dedeman’ın Köklü Mirasını Yeni Coğrafyalarla Buluşturan İş Birliği

Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Üyesi Banu Dedeman, iş birliğine ilişkin görüşlerini şu sözlerle paylaştı:

“Dedeman’ın hikâyesi bundan altmış yılı aşkın süre önce Türkiye’de başladı. Bugün bu köklü mirası yeni coğrafyalara taşırken, ortak kültürel bağlara sahip olduğumuz bölgelerde kalıcı iş birlikleri geliştirmeyi son derece kıymetli buluyoruz. Türk misafirperverliğini ve Dedeman markasının hizmet anlayışını daha geniş coğrafyalarla buluşturmayı hedeflerken, bu iş birliğinin yalnızca yeni yatırımların değil; uzun vadeli ilişkilerin ve ortak başarı hikâyelerinin de temelini oluşturacağına inanıyoruz.”

Dedeman Hospitality Yönetim Kurulu Başkanı Ergün Demiray, iş birliğinin stratejik boyutuna ilişkin değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:

“Konaklama sektörü artık yalnızca ülkeler bazında değil, bölgesel iş birlikleri ve uluslararası ağlar üzerinden şekilleniyor. Smart Strategies and Development ile imzaladığımız bu mutabakat, markamızın farklı coğrafyalardaki büyüme hedeflerini destekleyen önemli bir adım niteliği taşıyor. Orta Asya, EMEA bölgesi ve Türk Devletleri başta olmak üzere geniş bir coğrafyada ortaya çıkan fırsatları uzun vadeli bir perspektifle değerlendiriyor; bilgi birikimimizi, operasyonel deneyimimizi ve markalarımızın gücünü yeni pazarlara taşımayı hedefliyoruz. Bu iş birliğinin, önümüzdeki dönemde hayata geçirilecek yeni projeler için güçlü bir zemin oluşturacağına inanıyoruz.” 

Dedeman Hospitality COO’su Tansel Tercan ise iş birliğinin sektörel etkilerine dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:

“SSD ile imzaladığımız anlaşma; Orta Asya, EMEA bölgesi ve Türk Devletleri’nde otel yatırımları ile operasyonel yönetim alanlarında ortak projelerin geliştirilmesine odaklanıyor. Bu ortaklık; uluslararası uzmanlığı, konaklama varlık yönetimindeki modern yaklaşımları ve küresel otel markalarıyla çalışma deneyimini bir araya getiriyor. İş birliğinin, uluslararası ortaklıkları güçlendirme, küresel pazardaki profesyonel varlığı genişletme ve faaliyet gösterilen bölgelerde modern konaklama altyapısının gelişimine katkı sağlama açısından önemli bir adım olduğuna inanıyoruz.”


Wyndham Hotels & Resorts, Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği’ne (GYODER) üye oldu.


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Türkiye’de Konaklama ve Gayrimenkul Sektörlerinde İş Birliğini Güçlendiren Girişim: Wyndham Hotels & Resorts GYODER Üyesi Oldu

Wyndham, Türkiye’nin önde gelen gayrimenkul platformuyla bağlarını güçlendiriyor

Wyndham Hotels & Resorts, emlak ve yatırım alanlarında faaliyet gösteren paydaşların temsil edildiği, Türkiye’nin önde gelen gayrimenkul platformu Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği’ne (GYODER) üye oldu. Bu yeni girişim, Wyndham’ın Türkiye’ye uzun vadedeki bağlılığının ve karma projeler, markalı konutlar, uzun süreli konaklama ve yaşam konseptleri başta olmak üzere konaklama ve gayrimenkul sektörlerindeki artan entegrasyonun bir yansıması olarak öne çıkıyor. 

Gayrimenkul sektörü, yarattığı 120 milyar ABD dolarından fazla yıllık gelirle Türkiye ekonomisinde önemli bir yere sahip olmaya devam ediyor. Aynı zamanda ülkedeki konaklama yatırımları da güçlü turizm talebinin, altyapı yatırımlarının ve uluslararası markalar altındaki otel ve konut projelerine yönelik büyüyen ilginin de desteğiyle hızını artırmaya devam ediyor.

Türkiye’nin 50’ye yakın ilinde yaklaşık 130 oteli bulunan Wyndham, GYODER üyesi olarak kuruluşun Turizm Yatırımları Komitesi’ndeki temsiliyeti aracılığıyla diyalog, bilgi birikimi paylaşımı ve yeni yatırım fırsatları yaratılmasına konaklamadaki global uzmanlığı, pazar içgörüsü ve geliştirme alanındaki deneyimiyle katkı sağlayacak.

Türkiye’de “Gayrimenkulün Çatı Kuruluşu” olarak konumlanan GYODER, gayrimenkul yatırım ortaklıklarını, gayrimenkul geliştirenleri, finans kuruluşlarını, yönetim ve danışmanlık şirketlerini ortak bir platformda bir araya getirerek sektörde sürdürülebilir büyümeye ve iş birliğine destek oluyor.

“Konaklama ve gayrimenkul sektörleri giderek daha entegre hale gelirken, markalı konutlara ve deneyim odaklı projelere yönelik talep de Türkiye genelinde hızla artıyor. GYODER’e üye olarak Wyndham’ın proje geliştirenlerle ve yatırımcılarla daha yakın iş birlikleri kurma becerisini güçlendiriyoruz ve ülkenin en dinamik sektörlerinden birine konaklama alanındaki global düzeydeki uzmanlığımızla katkı sağlıyoruz. Türkiye Wyndham açısından stratejik bir büyüme pazarı olmaya devam ediyor ve biz de bir yandan mülk sahipleri, konut sakinleri ve seyahat edenler için uzun vadede değer yaratırken, sektörün gelişimine de destek oluyoruz.”

Wyndham Hotels & Resorts’un Türkiye’deki yaklaşık 130 tesisi bağımsız otel sahipleri tarafından franchise modeliyle işletiliyor. Wyndham markaları altında işletilen tesisler arasında şehir, resort ve uzun konaklama gibi farklı konseptlerdeki otellerin yanı sıra markalı rezidanslar da yer alıyor. Wyndham'ın franchise ortakları, tesis sahiplerinin başarıya ulaşmalarına yardımcı olan ve pazarlama, satış ve operasyon çözümlerini bir araya getiren Wyndham Avantajı’ndan destek alıyor. 2018 yılından bu yana teknolojiye 450 milyon ABD dolarından fazla yatırım yapan şirket, otel sahiplerine yeni nesil sistemlere, global dağıtım ağına ve Wyndham Rewards®’un dünya genelinde 124 milyondan fazla kayıtlı üyesine erişim olanağı sunarak, otel sahiplerinin daha hızlı büyümesine ve uzun vadede güçlü performans göstermesine yardımcı oluyor. 

“Türkiye’nin stratejik öneme sahip sektörleri arasında yer alan turizm ve konaklama, uzun vadede yarattığı yüksek katma değer sayesinde cazip yatırım fırsatları sunmaya devam ediyor. Dünyanın franchise veren en büyük otel şirketlerinden Wyndham Hotels & Resorts’un üyelerimiz arasına katılmasıyla birlikte, turizm alanındaki çalışmalarımıza Wyndham’ın globaldeki uzmanlığı ve geniş bir yelpazedeki otel markası portföyünden aldığımız destekle ivme kazandırmayı amaçlıyoruz.” 


Pazarlamanın yeni kuralları: Yapay zeka, duygu ve veri analizi


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Pazarlamanın yeni kuralları: Yapay zeka, duygu ve veri analizi 

Teknolojinin hızla geliştiği günümüzde yapay zeka, gündelik yaşamdan iş dünyasına kadar birçok alanı derinden etkilemeye devam ediyor. Son yıllarda öne çıkan teknolojik yenilikler, pazarlama stratejilerinin de ayrılmaz bir parçası haline gelerek kalıcı bir yer ediniyor. Önümüzdeki dönemde otonom sistemler, üretken yapay zekâ, duygu temelli kampanyalar, yeni nesil veri kaynakları ve sosyal sorumluluk projeleri pazarlama dünyasının belirleyici unsurları arasındaki yerini alacak. 

Dijital kanalların hızla çeşitlenmesi ve kullanıcı beklentilerinin anlık değişmesi, markaların daha esnek ve veri temelli stratejiler geliştirmesini zorunlu kılıyor. Dijital pazarlama ekosisteminin dönüşüm evresinden geçtiğini ifade eden Uyumsoft Pazarlama Direktörü Ferhan Örs, yapay zekânın giderek merkezi bir rol üstlendiğine dikkati çekerek; artan veri çeşitliliği ve gelişen deneyim teknolojilerinin etkisiyle pazarlamanın geleceğinin daha dinamik ve tüketici odaklı bir yapıya kavuşacağını açıkladı. 

Hız, kişiselleştirme ve akıllı teknolojiler 

Üretken yapay zekâ, duygusal hedefleme, otonom pazarlama sistemleri ve mikro topluluk stratejilerinin dijital dünyada hız ve verimlilik artışı getireceğinin altını çizen Ferhan Örs şunları söyledi: “İçerik üretimi, üretken yapay zekâ ile hızlanırken bütünleşik ekosistemler oluşuyor. Reklamcılıkta ise yapay zekâ, kullanıcıların duygularını analiz ederek daha hassas hedefleme modelleri geliştiriyor. Kampanya stratejilerindeki duygu analizi verileri, markalar ile tüketiciler arasında güçlü bağlar kuruyor. Otonom pazarlama sistemleri, kampanyaları gerçek zamanlı verilerle optimize ederek verimliliği artırırken profesyonellerin rolünü yeniden şekillendiriyor. Mikro topluluk etkileşimleri ise kişiselleştirilmiş iletişimi güçlendiriyor. Teknolojideki gelişmeler dijital iletişim dünyasına hız ve verimlilik kazandırmaya devam edecektir.” 

Pazarlamanın geleceğini inşa edecek 7 teknolojik gelişme 

1-Üretken yapay zekaile çoklu içerik ekosistemleri: 

Üretken yapay zeka teknolojileri, içerik üretim süreçlerini yeniden tanımlıyor. Tek bir yaratıcı fikir, eş zamanlı olarak farklı mecralara uyarlanarak video veya yazılı içeriklere dönüşebiliyor. Bu gelişme, üretim hızını artırırken markalara ölçeklenebilir bir iletişim gücü kazandırıyor. İçeriklerin hedef kitle beklentilerine uygun, özgün ve güvenilir bir yapıda sunulması markaların dijital dünyadaki itibarını doğrudan etkiliyor. 

2-Duygu merkezli yapay zeka ile hassas hedefleme: 

Reklamcılıkta hedefleme anlayışı, klasik veri analizinin ötesine geçerek duygusal katmanlara yöneliyor. Yapay zeka sistemleri, kullanıcıların yalnızca davranışlarını değil, ruh hallerini de analiz edebiliyor. Böylece reklam içerikleri, ihtiyaç ortaya çıkmadan önce o ihtiyaca zemin hazırlayan duygulara hitap edecek şekilde sunuluyor. Bu yaklaşım, reklam verimliliğini artırırken kullanıcı deneyimini daha kişisel hale getiriyor. 

3-Duygu odaklı kampanya tasarımları: 

Yakın gelecekte kampanya stratejilerinde duygu analizi belirleyici bir unsur olacak. Kullanıcıların dijital ortamdaki yazışmaları ve davranış kalıpları, duygusal durumlarını anlamak için önemli veriler sunuyor. Bu veriler doğrultusunda hazırlanacak kampanyalar ile bireyin psikolojik durumuna uygun içerikler üretilmesi hedefleniyor. Böylece markalar ile tüketiciler arasında daha güçlü bağlar kurulması planlanıyor. 

4-Otonom karar mekanizmalarıyla kendi kendini yöneten pazarlama: 

Yapay zeka destekli sistemler, pazarlama süreçlerinde giderek otonom bir rol üstleniyor. Artık kampanyalar sadece insanlar tarafından yönetilmiyor; algoritmalar da sürecin aktif bir parçası haline geldi. Bu sistemler kampanyaları tasarlıyor, test ediyor ve en yüksek performansı sağlayacak şekilde optimize edebiliyor. Gerçek zamanlı veri akışı sayesinde bütçeler en etkili kanallara yönlendiriliyor. 

5-Çok kaynaklı veri setlerinin senkronize entegrasyonu: 

Çerezsiz internet dönemine geçiş, veri ekosisteminde köklü bir değişim tetikliyor. Kullanıcıların gönüllü paylaştığı veriler, giyilebilir teknolojilerden elde edilen biyometrik bilgilerle birleşecek. Akıllı saatler ve sensörlü cihazlar, günlük yaşama dair sürekli veri akışı sağlayacak. Bu bütünleşik yapı, daha kişiselleştirilmiş ve bağlamsal iletişim modellerinin önünü açarken veri güvenliğini de zorunlu kılacak. 

6-Mikro topluluklarda derin bağ kurmaya yönelik stratejiler: 

Geleneksel kitle iletişimi, yerini daha küçük ve etkileşimi yüksek topluluklara bırakıyor. Markalar, sınırlı sayıda kişiden oluşan bu gruplarla daha derin ilişkiler kurmayı planlıyor. Özel içerikler ve kişiselleştirilmiş kampanyalar bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. Bu strateji yüksek sadakat getirirken, yankı odalarının güçlenmesi riskini de beraberinde getirecektir. 

7-Somut çıktılarla güçlenen sosyal sorumluluk projeleri: 

Tüketiciler, markalardan topluma somut ve ölçülebilir katkılar sağlamalarını bekliyor. Bu beklenti, sosyal sorumluluk projelerinin daha sistematik ve veri odaklı gerçekleşmesini sağlıyor. Sürdürülebilirlik projelerinin somut çıktılar üretmesi ve doğrulanabilir olması önemli bir kriter haline gelmiştir. Sosyal sorumluluk artık sadece iyi niyet göstergesi değil, stratejik bir yaklaşım olarak tanımlanıyor. 

Pazarlamanın geleceğine dair değerlendirmelerde bulunan Uyumsoft Pazarlama Direktörü Ferhan Örs, yapay zekanın duygusal zekayla birleştiği bu yeni dönemin, markaların tüketiciyle olan bağını temelden dönüştüreceğini belirtti. Ferhan Örs, veri çeşitliliği ve gelişen teknolojik imkanların etkisiyle pazarlama süreçlerinin çok daha dinamik ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşacağını vurgulayarak sözlerini tamamladı.


Turizmde İş Birliği ve Gelecek Zirvesi, turizm sektörünü bir araya getiriyor !

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Turizmde İş Birliği ve Gelecek Zirvesi, turizm sektörünü bir araya getiriyor !

Uluslararası MICE Endüstrisi Derneği (I-MICE) ve İstanbul Nişantaşı Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen “Turizmde İş Birliği ve Gelecek Zirvesi”, sektör profesyonellerini, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirerek Türkiye’nin MICE turizmindeki geleceğini tartışmaya açıyor. Zirvede yapay zekâ dönüşümü, uluslararası rekabet gücü ve sürdürülebilirlik ekseninde kritik sorular gündeme taşınıyor. 

01 Haziran 2026, İstanbul-I-MICE Derneği olarak, sektörümüzün geleceğini şekillendirecek tartışmaları akademi dünyası ve profesyonellerle ortak bir platformda buluşturmanın gururunu yaşıyoruz. Zirvenin tek sivil toplum paydaşı ve organizasyon yardımcısı olan TÜROB’un da desteği ile 8 Haziran 2026 tarihinde İstanbul Nişantaşı Üniversitesi’nde gerçekleşecek etkinlikte, Türkiye’nin MICE turizmindeki mevcut konumunu, uluslararası sıralamalardaki yükselişini ve yapay zekâ ile dönüşen yeni iş modellerini birbirinden değerli konuklarımız ile masaya yatıracağız.

Sektör ve Akademi Aynı Dili Konuşuyor mu?

Zirvenin ilk oturumunda, Mayıs ayında IMEX Frankfurt’ta açıklanan ICCA 2025 sıralamaları üzerinden Türkiye’nin MICE sektöründeki yükselişi değerlendirilecek. İstanbul’un uzun bir aradan sonra dünyada 18’inci, Avrupa’da 13’üncü sıraya yükselmesi, sektör için önemli bir ivme olarak ele alınacak. ICCA verilerine göre, Lizbon’un 1’inciliğe yükselmesi ve Barcelona ile Viyana’nın uzun yıllardır ilk beşteki istikrarlı başarısı, Türkiye için güçlü bir motivasyon olarak değerlendirilecek.

Panel, bu yükselişi kalıcı hale getirerek Türkiye’yi ilk 10’a, sonrasında ilk 5’e taşıyabilmek için otel, acenta ve akademi arasında ortak bir vizyon ve dil geliştirilip geliştirilemeyeceği ekseninde ilerleyecek. 

Ayrıca yapay zekânın sektöre getirdiği dönüşüm odak noktası olacak. Bugün itibariyle yapay zekanın sunduğu yenilikler arasında teklif hazırlama, müsaitlik kontrolü, fiyat optimizasyonu, program oluşturma, katılımcı eşleştirme, potansiyel müşteri puanlama ve etkinlik sonrası raporlama gibi süreçlerin otonom hale gelmesi önemli konu başlıkları olarak masaya yatırılacak.

Moderatör:

ArminZerunyan – TÜROB Başkan Danışmanı

Panelistler:

Hasan Eker (TÜRSAB Başkan Yardımcısı),

Mustafa Devrim Yalçın (İstanbul Skal Kulübü Başkanı),

Balcan Oğuz (Divan Otelleri Merkez Satış Direktörü),

Uğur Talayhan (TÜROB Başkan Danışmanı),

Hümeyra Demir (İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğr. Gör., Turist Rehberliği Program Başkanı).

Potansiyel Var, Pay Neden Az? Türkiye’nin MICE Gerçeği

İkinci oturumda ise Türkiye’nin uluslararası MICE sektöründeki mevcut konumu, güçlü potansiyeli ve küresel pastadan neden daha sınırlı pay aldığı çok yönlü şekilde ele alınacak.

Tartışma başlıkları arasında:

Türkiye’nin küresel MICE pazarındaki rekabet gücü ve destinasyon imajı,

İstanbul, Antalya, İzmir, Kapadokya ve Bodrum’un potansiyeli,

Rakip destinasyonların (Dubai, Barselona, Singapur, Tayland) uyguladığı stratejiler,

Sürdürülebilirlik, çevresel farkındalık ve karbon ayak izi yönetimi,

Turizm eğitimi ile sektör gerçekleri arasındaki farklar ve nitelikli insan kaynağı ihtiyacı,

Dijitalleşme, hibrit etkinlikler ve yeni nesil MICE yönetimi, 

buluyor.

Bu oturumda, Türkiye’nin “ucuz destinasyon” algısından “değer üreten destinasyon” algısına geçişi, uluslararası marka etkinliklerin ülkeye kazandırılması ve ortak hareket kültürünün geliştirilmesi konuları öne çıkacak.

Moderatör:

Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Demiray – Turizm ve Otel İşletmeciliği

Panelistler:

Hüseyin Kurt (TGA Yönetim Kurulu Üyesi),

Elmas Özler (Bluechip Creative Events& GDMC Kurucu Başkanı),

Ece Yiğit (Vista Turizm ve Seyahat A.Ş. Genel Müdür),

Ebru Dikdağ Tok (Rixos İstanbul Otelleri Satış Direktörü),

Oğuzhan Cebeci (NG Sapanca & NG Enjoy Otelleri Satış Direktörü).

“Turizmde İş Birliği ve Gelecek Zirvesi”nin öğleden sonraki bölümünde ise, yaklaşık 70 otelin katılımıyla acentelerle birebir görüşmeler gerçekleştirilecek. Yeni iş birliklerinin geliştirilmesi ve mevcut ilişkilerin güçlendirilmesini sağlayacak olan bu oturum aynı zamanda sektörün geleceğine yönelik ortak adımların atılması için de önemli bir fırsat sunacak.

Türkiye’nin MICE sektöründe ortak akıl, ortak strateji ve ortak hareket kültürü oluşturması için kritik bir platform olarak öne çıkan zirve hem yapay zekâ dönüşümü hem de uluslararası rekabet ekseninde yapılacak tartışmalar ile sektörün geleceğine ışık tutacak.


2 Haziran 2026 Salı

TURİZMİN CEVRESEL ETKİLERİ TURİZMİN ÜÇ ANA ETKİ ALANI:


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


TURİZMİN CEVRESEL ETKİLERİ  TURİZMİN ÜÇ ANA ETKİ ALANI:

Değişim, kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu sürece çevre bu durumla başa çıkabilir. Ancak, ziyaretçi kullanımı bu sınırları zorlayıp çevrenin başa çıkma kapasitesini aştığında, turizmin olumsuz etkileri ortaya çıkar. Kontrolsüz geleneksel turizm dünya genelinde pek çok doğal alan için potansiyel tehdit oluşturmaktadır. Toprak erozyonu, artan kirlilik, denize boşaltılan atıklar, doğal yaşam alanlarının kaybı, nesli tehlike altındaki türler üzerindeki baskılar, orman yangınları ve içme suyu kaynaklarının giderek azalması gibi etmenler, bir bölge üzerinde ciddi bir baskı yaratır ve yerel halk hayati kaynakların kullanımında sıkıntıya düşer. 

 1- Doğal Kaynakların Tükenmesi

Artan turizm faaliyetleri, kaynakların zaten kıt olduğu bölgelerde tüketimi artırarak doğal kaynaklar üzerinde tehdit oluşturur. 

Su Kaynakları:

Su, özellikle de tatlı su en kritik doğal kaynaklardan biridir. Turizm sektörü ise oteller, yüzme havuzları, golf sahaları ve turistlerin kişisel su kullanımı için yerel su kaynaklarını gereğinden fazla tüketmektedir. Bu durum bölgede su kıtlığına ve su kaynaklarının bozulmasına yol açabilmektedir. 

Akdeniz gibi daha kurak bölgelerdeki su kıtlığı özellikle endişe vericidir. Sıcak iklim koşulları ve turistlerin tatildeyken evlerine kıyasla daha fazla su tüketme eğiliminde olmaları, günlük su tüketimini 440 litreye kadar çıkarabilmektedir. Bu miktar, ortalama bir metropolde yaşayan tek bir kişinin su tüketiminin neredeyse iki katına eşdeğerdir.

Golf sahaları da tatlı su kaynaklarını ciddi biçimde tüketebilmektedirler. Son yıllarda golf turizmi giderek daha fazla ilgi görmekte ve golf sahalarının sayısı hızla artmaktadır. Golf sahalarının her gün muazzam miktarda su kullanmaları, aşırı su çekmeleri su kıtlığına yol açabilmekte,suyun kuyulardan aşırı pompalama yoluyla elde edilmesi, yeraltı sularına tuzlu suyunkarışmasına neden olabilmektedir. Golf tatil köylerinin giderek daha korunaklı alanların yakınında veya kaynakların sınırlı olduğu bölgelerde konuşlandırılması, olumsuz etkilerini daha da artırmaktadır.

(Tayland gibi tropikal bir ülkedeki ortalama bir golf sahası yılda 1.500 kg kimyasal gübre, pestisit ve herbisit kullanmakta ve 60 bin kırsal bölge köylüsünün tükettiği kadar su harcamaktadır.

Kaynak: Tourism Concern)

Yerel Kaynaklar:

Turizm, zaten kıt olan su, enerji ve gıda gibi hammaddeleridaha yoğun biçimde kullanarak yerel kaynakların sömürülmesine neden olmakta, bu da çevre üzerinde büyük baskı oluşturmaktadır. Sektörün mevsimsel yapısı nedeniyle pek çok destinasyonda yüksek sezondaki nüfus, düşük sezona kıyasla on kat fazla olabilmektedir. Turistlerin, düzgün ısıtma, sıcak su gibi yüksek beklentileri,yerel kaynaklar üzerinde ciddi bir baskı yaratmaktadır. 

Arazi Bozulması:

Önemli arazi kaynakları arasında mineraller, fosil yakıtlar, verimli topraklar, ormanlar, sulak alanlar ve yaban hayat sayılabilir. Turistik tesislerinin çoğalmasıyla birlikte bu doğal kaynaklarayakın, manzaralı araziler üzerindeki talep de artmıştır. Turistik tesislerinin yapımı sürecinde kullanılan yapı malzemeleri hem yenilenebilir hem de yenilenemez doğal kaynaklar üzerinde doğrudan olumsuz etki yaratmaktadır.

Ormanlar, arazi açma ya da yakacak odun sağlama nedeniyle rahatça yok edilebilmektedir. Örneğin, halihazırda ormansızlaşma tahribatıyla boğuşan Nepal'de trekking yapan bir turist günde dört ila beş kilogram odun kullanabilmektedir.

2- Kirlilik

Turizm de herhangi bir sanayi sektörünün yarattığıaynı kirlilik biçimlerine yol açabilmektedir. Hava emisyonları, gürültü, katı atık ve çöp yaratma, kanalizasyon, kimyasal deşarjlar ile mimari ve görsel kirlilik bunların başında yer almaktadır. 

Hava Kirliliği ve Gürültü:

Hava, kara ve demir yolu taşımacılığı artan talebe paralel olarak sürekli büyümektedir. 1972'de 88 milyon olan uluslararası hava yolcusu sayısının, 1994'te 344 milyona çıktığı raporlanmıştır. Hava yolculuklarının yüzde altmışından fazlasını oluşturan turizmin artık toplamı bu artışın doğal sonucu olarakhava emisyonlarında önemli bir paya sahip olmaktadır. 


Bir araştırma, tek bir transatlantik gidiş-dönüş uçuşunun, bir kişinin yıl boyunca diğer tüm kaynaklardan (aydınlatma, ısıtma, araç kullanımı vb.) ürettiği CO2 emisyonlarının neredeyse yarısına eşit emisyon ürettiğini ortaya koymaktadır. (Mayer Hillman, Town & Country Planning dergisi, Eylül 1996. Kaynak: MFOE)

Ulaşım kaynaklı emisyonlar ile enerji üretimi ve kullanımından kaynaklanan emisyonlar asit yağmuru, küresel ısınma ve fotokimyasal kirliliğe zemin hazırlamaktadır. Turizm taşımacılığından kaynaklanan hava kirliliği, enerji kullanımına bağlı karbondioksit (CO2) emisyonları aracılığıyla küresel düzeyde ciddi etkilere yol açmakta, yanı sıra yerel ölçekte de ağır hava kirliliğine katkıda bulunmaktadır. Bu etkilerin bir kısmı turizm faaliyetlerine özgü niteliktedir. Örneğin, özellikle çok sıcak ya da soğuk ülkelerde tur otobüsleri, turistler geziye çıktığında klimayı saatlerce çalışır durumda bırakmaktadır, çünkü turistler otobüslerinde konforlu iklimlendirme istemektedir.

Uçaklardan, otomobillerden ve otobüslerden kaynaklanan gürültü kirliliğinin yanı sıra, kar motosikleti ve jetski gibi eğlence araçlarının yarattığı gürültü, modern yaşamın giderek büyüyen sorunlarından biri hâlini almıştır. İnsanlarda rahatsızlık, stres, hatta işitme kaybına neden olmasının ötesinde, özellikle hassas bölgelerdeki yaban hayatı için de büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Örneğin, kar motosikletlerinin yarattığı gürültü hayvanları doğal davranışlarını değiştirmeye zorlamaktadır.

(2000 yılı kışında Yellowstone Ulusal Parkı'na kar motosikletiyle giren 76.271 ziyaretçi; 40.727 araçlı, 10.779 kar koçlu ve 512 kayaklı ziyaretçiyi geride bıraktı. Yellowstone'da kar motosikletlerinin doğal seslere etkisine ilişkin yapılan bir araştırmada, 13 örnek noktadan 11'inde sürenin %70'inde, 8 noktada ise %90'ında kar motosikleti gürültüsünün duyulabildiği saptandı. Old Faithful gayzerinde, gün içindeki inceleme süresi boyunca kar motosikleti gürültüsü %100 oranında hissedildi; motorların yarattığı gürültü, gayzer patlamalarının sesini bile bastırdı.Kaynak: Idahonews)

 Katı Atık ve Çöp Bırakma:

Yoğun turistik aktivitelerin ve doğal güzelliklerin bulunduğu bölgelerde atıklarıdönüştürmek ciddi bir sorundur.Yetersiz atık dönüşümüakarsular, denizler, ormanlar ve manzara alanları gibi doğal ortamların ve yol kenarlarının tahribatına yol açmaktadır. Örneğin, Karayipler'deki kruvaziyer gemilerinin yılda 70 bin tonun üzerinde atık ürettiği tahmin edilmektedir. Bugün bazı kruvaziyer şirketleri atığın olumsuz etkilerini azaltmak için aktif biçimde çalışmaktadır. Katı atık ve çöp bırakma kıyı şeridinin görünümünü bozarken, suyu zehirleyerek deniz canlılarının ölümüne yol açmaktadır.

Dağlık bölgelerde trekking yapan turistler büyük miktarda atık üretmektedir. Dağcılık faaliyetleri sırasında turistler çöplerini, oksijen tüplerini ve hatta kamp ekipmanlarını geride bırakmaktadır. Bu uygulamalar, çöp toplama ve bertaraf tesisi bulunmayan bölgelerdeki çevreyi gelişmiş ülkelere özgü çöplerle kirletmektedir. Peru Andları'ndaki ve Nepal'deki bazı turistik güzergâhlar turistler arasında sıklıkla ''Kola yolu'' ve ''Tuvalet kağıdı yolu'' olarak anılmaktadır.

(Florida'dan Fransız Guyanası'na uzanan Büyük Karayip Bölgesi'ne her yıl gemilerden 63 bin liman çağrısı yapılmakta ve bu gemiler 82 bin ton çöp üretmektedir. Tüm gemi atıklarının yaklaşık %77'si kruvaziyer gemilerden kaynaklanmaktadır. Ortalama bir kruvaziyer gemisi 600 mürettebat ve 1.400 yolcu taşımaktadır. Bir kruvaziyer gemisindeki yolcuların her biri günde ortalama 3,5 kilogram çöp üretmektedir; bu miktar, karada yaşayan ve daha mütevazı imkânlara sahip bireylerin kişi başına ürettiği 0,8 kilogramın yaklaşık dört katıdır.Kaynak: Our Planet, UNEP Çevresel Sürdürülebilir Kalkınma Dergisi, Cilt 10, No. 3, 1999)

Kanalizasyon / Atık Su:

Otel, eğlence tesisi ve benzeri yapıların inşası giderek artan kanalizasyon kirliliğine zemin hazırlamaktadır. Atık sular turizm merkezlerini çevreleyen deniz ve gölleri kirletmekte, flora ve faunaya zarar vermektedir. Kanalizasyon akıntısı, alg büyümesini tetikleyerek filtre görevi gören mercanları örttüğü için mercan resiflerine ciddi hasar vermekte ve bu organizmaların hayatta kalma kapasitesini zayıflatmaktadır. Tuzluluk değişimi ve alüvyon birikimi kıyı ekosistemlerini geniş ölçekte etkilemektedir. Üstelik kanalizasyon kirliliği hem insanların hem de hayvanların sağlığını tehdit etmektedir.

Estetik Kirlilik:

Turizm endüstrisi çoğu zaman yapılarını, destinasyonun doğal dokusu ve yerel mimari gelenekleriyle bütünleştirmeyi başaramamaktadır. Birbirinden kopuk tasarımlara sahip büyük ve göze çarpan tatil köyleri herhangi bir doğal ortamda uyumsuz bir görüntü oluşturabilmekte ve yerli yapı geleneğiyle çatışabilmektedir.

Pek çok destinasyonda plansız yapılaşma ve arazininyanlış kullanımı, kıyılardaki, vadilerdeki ve manzara güzergâhlarındaki düzensiz yapılaşmanın önünü açmıştır. Bu düzensiz büyüme turizm tesisleri kadar, yolları, personel konutlarını, otoparkları, servis alanlarını ve atık dönüştürme bölgeleri gibi destekleyici altyapıyı da kapsamaktadır.

3-Fiziksel Etkiler 

Kumsallar, göller, nehir kıyılarıyla dağ zirveleri ve yamaçları gibi çekici manzara alanları, tür çeşitliliğinin yoğun olduğu ekosistemlerin bulunduğu geçiş bölgeleridir. Bu tür ekosistemlerin bozulması, turizmin en tipik olumsuz fiziksel etkilerindendir. 

Bir ekosistem; tüm canlı organizmaları (insanlar, bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar) ve bunların fiziksel çevrelerini (toprak, su ve hava gibi) barındıran ve onları ayakta tutan doğal döngüleri kapsayan coğrafi bir alandır. Alpin bölgeler, yağmur ormanları, sulak alanlar, mangrov ekosistemleri, mercan resifleri ve deniz çayırı yatakları gibi ekolojik açıdan hassas alanlar, bozulmaya karşı en kırılgan ekosistemler arasındadır. Bu yerlerin turistler ve yatırımcılar açısından son derece cazip olmaları, bu ekosistemler üzerindeki tehdit ve baskıları çoğu zaman ileri boyutlara taşımaktadır.  

Turizm ve rekreasyon sanayileşmiş ülkelerde dağ toplulukları ve çevrelerine yönelik bir tehdit olarak çıkarıma dayalı sektörlerin neredeyse başında gelmektedir. 1945'ten bu yana ABD'deki en popüler on dağlık ulusal parkın ziyaretçi sayısı on iki kat artmıştır. Avrupa Alpleri'nde turizm ziyaretleri artık 100 milyonu aşmaktadır. Her yıl Hint Himalayaları'nda 250 bini aşkın Hindu hacı, 25 bin trekkingçi ve 75 bin dağcı Ganj Nehri'nin kutsal kaynağı olan Gangotri Buzulu'na tırmanmaktadır. Bu ziyaretçiler yakacak odun için yerel ormanları tüketmekte, nehir kenarı bitki örtüsünü tahrip etmekte ve arkalarında çöp bırakmaktadır. Daha da vahimi, bu turizm çoğunlukla arazilerin plansız ve yoğun kullanımlarını da beraberinde getirmektedir. 

Turizmin olumsuz fiziksel etkileri turistik tesisler için alan açmak ve inşaat faaliyetleriyle sınırlı kalmamaktadır. Ekolojik bozulmalar, süregelen turizm aktivitelerinin ve yerel ekonomilerin uzun vadede çevre üzerindeki etkisinden de kaynaklanmaktadır.

İnşaat Faaliyetleri ve Altyapı Geliştirme:

Konaklama, su temini, restoran ve eğlence tesisleri gibi turizm yapılarının geliştirilmesi; denizden kum çıkarımını, plaj ve kum tepesi erozyonunu, toprak erozyonunu ve kapsamlı asfaltlamayı da beraberinde getirmektedir. Bunlara ek olarak yol ve havalimanı yapımı arazi bozulmasına, yaban hayatın yaşam alanlarının kaybına ve doğal peyzajın tahribine yol açmaktadır.

Örneğin ABD’deki Yosemite Ulusal Parkı'nda, turistlere altyapı ve otopark alanları gibi kolaylıklar sunmak amacıyla,artan ziyaretçi sayısına paralel olarak yol ve tesis sayısı sürekli artırılmıştır. Bu uygulamalar, araç emisyonlarından kaynaklanan hava kirliliği başta olmak üzere çeşitli kirlilik biçimleriyle eşzamanlı olarak parkta doğal yaşam alanı kaybına yol açmıştır. Sierra Club, "Yosemite Vadisi'in, uçaklardan görülemeyecek kadar yoğun sis içinde" bulunduğunu raporlamıştır. Zaman zaman yaşanan bu sis, parkın içindeki tüm canlı türlerini ve bitki örtüsünü tehdit etmektedir. (Kaynak: Trade and Environment Database)

Ormansızlaştırma ve Yoğun Arazi Kullanımı:

Kayak merkezi konaklama ve tesislerinin yapımı çoğu zaman ormanlık alanların açılmasını gerektirmektedir. Kıyıdaki sulak alanlar, turizm tesisleri ve altyapısı için daha uygun hale getirilmek için sıklıkla kurutulmakta ve doldurulmaktadır. Bu faaliyetler yerel ekosistemi ciddi biçimde bozarak uzun vadede kalıcı yıkıma neden olmaktadır.

 Ormansızlaştırma ve Yoğun Arazi Kullanımı:

Kayak merkezi konaklama ve tesislerinin yapımı çoğu zaman ormanlık alanların açılmasını gerektirmektedir. Kıyıdaki sulak alanlar, turizm tesisleri ve altyapısı için daha uygun hale getirilmek için sıklıkla kurutulmakta ve doldurulmaktadır. Bu faaliyetler yerel ekosistemi ciddi biçimde bozarak uzun vadede kalıcı yıkıma neden olmaktadır.

Marina Yapımı:

Marina ve dalgakıranların yapımı, akıntılara müdahale ederek kıyı şeridinde değişikliklere yol açabilmektedir. Bunun yanı sıra denizden kum gibi yapı malzemelerinin çıkartılması mercan resiflerini, mangrovları ve iç kesim ormanlarını olumsuz etkileyerek erozyona ve habitatların yok olmasına zemin hazırlamaktadır. Filipinler ve Maldivler'de tatil köyü yapımında malzeme temin etmek için mercanların dinamitlenerek çıkartılması hassas mercan resiflerine ciddi zarar vermiş, aynı zamanda yerel halkı besleyen ve turistleri çeken balıkçılık stoklarını da tüketmiştir.

Kıyılardaki aşırı yapılaşma ve kıyı şeridinin asfaltla kaplanması, kıyı habitatının yanı sıra deniz kaplumbağası gibi kara-deniz bağlantılı canlıların yuvalama alanlarıolan habitatları da yok etmektedir. Özellikle mercan resifleri gibi kırılgan deniz ekosistemleri resif temelli turizmin gelişmesi nedeniyle dünya genelinde giderek artan bir tehditle karşı karşıyadır. 

Kıyılardaki yapılaşma, suda giderek artan sediman yükü, kanalizasyon kirliliği, aşırı avlanmanın yanı sıra zehir ve patlayıcı kullanılarak gerçekleştirilen balıkçılık, turistlerin, dalgıçların ve gemilerin üzerlerinden geçmeleri gibi çeşitli etkenlerden kaynaklanan mercan hasarına ilişkin kanıtlar giderek artmaktadır. 

Çiğneme:

Turistlerin aynı patikayı tekrar tekrar kullanması, bitki örtüsünü ve toprağı çiğneyerek biyoçeşitlilik kaybına ve hasara neden olmaktadır. Ziyaretçilerin işaretlenmiş patikalardan sık sık ayrılması bu hasarı daha da büyütebilmektedir. 

Bitki Örtüsüne Çiğneme Etkileri Toprağa Çiğneme Etkileri

Gövdelerde kırılma ve ezilme Organik madde kaybı

Bitki canlılığının azalması Toprak makro gözenekliliğinin azalması

Yeniden üreme kapasitesinin düşmesi Hava ve su geçirgenliğinin azalması

Yer örtüsünün yok olması Yüzey akışının artması

Tür bileşimindeki değişim Erozyonun hızlanması

Kaynak: Idaho Üniversitesi

 Demirleme ve Diğer Deniz Faaliyetleri:Kıyı suları, resifler, plajlar, açık deniz suları ve lagünler dâhil olmak üzere kıyı bölgelerdeki pek çok turizm aktivitesi hassas ekosistemler içinde veya yakınında gerçekleşmektedir. Demirleme, şnorkelle yüzme, balıkçılık sporu ve tüplü dalış, yatçılık ve kruvaziyer gezileri, mercan resifleri gibi deniz ekosistemlerinde doğrudan bozulmaya yol açan ve balıkçılık üzerinde de olumsuz etkileri olan faaliyetler arasında yer almaktadır.

(Mercan resifi bulunan 109 ülke mevcuttur. Bu ülkelerin 90'ında resifler; kruvaziyer gemi demirleri ve kanalizasyon, mercan kıran turistler ve turistlere satış amacıyla yapılan ticari hasat nedeniyle zarar görmektedir. Bir araştırma, bir kruvaziyer gemisinin mercan resifine bir günlüğüne atılan demirinin yaklaşık yarım futbol sahası büyüklüğündeki bir alanı tamamen yok ettiğini, bir o kadar alanı ise daha sonra ölen molozlarla kapladığını ortaya koymuştur. Mercanların yeniden oluşmasının elli yıl alacağı tahmin edilmektedir.Kaynak: Ocean Planet)

Turizm Faaliyetleri Kaynaklı Ekosistem Değişimi: 

Habitatlar turizm aktiviteleri tarafından bozulabilmektedir. Örneğin, turistlerin yaban hayatı çok yakından izlemesi hayvanlar üzerinde stres yaratabilmekte ve doğal davranışlarını değiştirebilmektedir. Safari ve yaban hayat gözlemi; turistlerin kamyon ve uçaklarla yabani hayvanların peşinden koşarken yarattığı gürültü ve kargaşa nedeniyle habitatı bozucu bir etkiye sahiptir. Bu durum, hayvan alışkanlıkları ve davranışları üzerinde yoğun baskı oluşturmakta ve davranışsal değişikliklere zemin hazırlamaktadır. Kenya'da olduğu gibi bazı durumlarda hayvanlar o denli rahatsız bir hâle gelmiştir ki zaman zaman yavrularını ihmal etmekte ya da çiftleşmeyi reddetmektedirler.


Murat TÜZEL

CHP İstanbul İl Başkanlığı Turizmden Sorumlu Komisyon Başkanı

Şişli Kent Konseyi Turizm Komisyon Başkanı

Dünya Seyahat Gazetecileri ve Yazarları Federasyonu Üyesi