30 Eylül 2026 Çarşamba

Gebele destinasyonu Azerbaycan Turizm Bürosu İstanbul Ofisi ‘nde tanıtıldı


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Gebele destinasyonu Azerbaycan Turizm Bürosu İstanbul Ofisi ‘nde tanıtıldı

Azerbaycan Turizm Bürosu Türkiye Temsilcilik Ofisi tarafından, Azerbaycan’ın önemli turizm destinasyonlarından Gebele’nin wellness, sağlık turizmi, doğa, gastronomi ve konaklama olanaklarının tanıtıldığı özel bir networking etkinliği düzenlendi.

30 Eylül Çarşamba günü Azerbaycan Turizm Bürosu’nun İstanbul ofisinde gerçekleştirilen etkinlikte, Gabala Hospitality Group ve Chenot Palace Gabala yetkilileri Türkiye’nin turizm sektöründen profesyonellerle bir araya geldi. 

Etkinlik kapsamında Azerbaycan Turizm Bürosu tarafından Azerbaycan’ın turizm potansiyeline ilişkin destinasyon sunumu gerçekleştirilirken, Gabala Hospitality Group ve Chenot Palace Gabala tarafından bölgedeki konaklama, wellness ve sağlık turizmi olanaklarına ilişkin sunumlar yapıldı.

Gebele: Azerbaycan’ın Dört Mevsim Tatil Sahnesi

Etkinlikte Kafkas Dağları’nın eteklerinde konumlanan Gebele’nin, dört mevsim turizm olanakları öne çıktı. Bölge, kış aylarında kayak ve snowboard gibi kış sporlarına ev sahipliği yaparken, yaz döneminde hiking, ATV, yamaç paraşütü ve diğer açık hava aktiviteleriyle ziyaretçilere farklı deneyimler sunuyor. 



Bölgedeki beş yıldızlı tesisler, özel villalar, spa ve wellness merkezleri ile doğayla bütünleşen hizmet anlayışı, Gebele’nin ziyaretçilere sunduğu deneyimi tamamlıyor.Gabala Hospitality Group, 2019 yılında kurulmuş olup Gebele bölgesinde dağ resortları, oteller, eğlence ve macera merkezleri gibi farklı alanlarında faaliyet gösteriyor. Grup bünyesinde Tufandag Mountain Resort, Qafqaz Hotels & Resorts, Gabaland Amusement Park, Gabala Shooting Club ve Rafting Gabala gibi turizm ürünleri bulunuyor.Gebele’nin uluslararası ölçekte tanınan ve yıl boyunca ziyaret edilebilen çok yönlü bir destinasyon olarak gelişmesine katkı sağlıyor.

Gebele aynı zamanda wellness ve longevity turizmi açısından da gelişen bir potansiyele sahip. Bölgenin ormanlık yapısı, serin dağ iklimi ve doğayla iç içe konumu; yoga, meditasyon, wellness ve uzun yaşam odaklı retreat programları için elverişli bir ortam sunuyor. Tufandag çevresinde wellness merkezleri ve doğa temelli programların geliştirilmesi, bölgenin macera ve kış turizminin yanı sıra wellness odaklı seyahatler açısından da çeşitlenmesini destekliyor.

Bu kapsamda Chenot Palace Gabala, Azerbaycan’ın sağlık ve wellness turizmi alanındaki öne çıkan markalarından biri olarak etkinliğin önemli başlıklarından birini oluşturdu. Etkinlikte Türkiye pazarında sağlık, wellness ve üst segment seyahat alanlarında faaliyet gösteren profesyonellerle Azerbaycan’daki mevcut ve gelişen turizm olanaklarının değerlendirildi.

MICE turizmi için güçlü altyapı

Gebele’nin MICE turizmi potansiyelinin de ele alındığı etkinlikte, Gabala Congress Centre’ın ulusal ve uluslararası toplantı, kongre ve kurumsal etkinlikler için sunduğu olanaklar aktarıldı.

Merkezde yer alan Grand Hall, tiyatro düzeninde 1.000, banket düzeninde ise 500 kişiye kadar kapasite sunarken, farklı büyüklüklerde toplantı odaları ve basın merkezi de bulunuyor.

Etkinlik, Azerbaycan ve Türkiye turizm sektörü arasındaki iş birliklerinin geliştirilmesi, Gebele’nin  Türkiye pazarındaki bilinirliğinin artırılması ve wellness, sağlık turizmi, doğa, gastronomi ve MICE alanlarında yeni iş fırsatlarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen networking buluşmasıyla sona erdi.


1,5 yıllık Ar-Ge ile ilk yatırım Pastofino’dan iddialı hedef: 2028’de 300 şube ve Avrupa


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


1,5 yıllık Ar-Ge ile ilk yatırım Pastofino’dan iddialı hedef: 2028’de 300 şube ve Avrupa

Hilal Suerdem’in kurduğu, danışman şefliğini Murat Bozok’un üstlendiği taze makarnanın Türkiye’deki ilk fast food markası Pastofino, ilk restoranını KoruFlorya AVM’de açarak sektöre giriş yaptı. İlk yatırımla kurulan marka, franchise modeliyle 2027 sonuna kadar 50, 2028 sonuna kadar 300 şubeye ulaşmayı ve Almanya ile Yunanistan başta olmak üzere Avrupa pazarına açılmayı hedefliyor. Menü fiyatları ise açılışa özel kampanyalı olarak 169 TL’den satışa sunuluyor.

Fast food, Türkiye’de tüketim alışkanlıklarının merkezinde yer alıyor: Marketing Türkiye için Twentify’ın yaptığı “Türkiye’nin Fast Food Haritası” araştırmasına göre toplumun yüzde 72’si fast food’u restoranda ya da sipariş vererek tüketiyor. Ancak dünyada yaygın olarak tüketilen taze makarna, Türkiye’de hızlı servis (fast-casual) segmentinde henüz yer bulmuş değil. Pastofino, bu boşluğa odaklanan bir iş modeliyle yola çıkıyor: Makarna, İtalya’dan getirilen makinelerle her gün restoranda üretiliyor; soslar markanın kendi reçeteleriyle, katkı maddesi kullanılmadan hazırlanıyor.

Tek ürüne odaklı, ölçeklenebilir model

Pastofino Kurucusu Hilal Suerdem, markanın çıkış noktasını şöyle anlattı: “Yol haritamızı belirlerken ilk olarak ‘Dünya genelinde yüksek tüketime sahip taze makarnanın Türkiye’de neden fast food kültüründe yeri yok?’ sorusunu sorduk. Pastofino’nun hikâyesi de bu şekilde başladı. 30 yıllık perakende birikimimizi, İtalyan mutfağının zarafeti ve Anadolu’nun samimi lezzet dokunuşlarıyla harmanladık. Bu yüzden ne tamamen İtalyan, ne tamamen Türk. Farkımızı ana ürün odaklı modelimiz, tescilli soslarımız ve kaliteli ama ulaşılabilir fiyatlandırmamızla ortaya koyuyoruz. Açılışa özel ise menü fiyatlarımızı kampanyalı şekilde 169 TL’den satışa sunuyoruz.”

2027’de 50, 2028’de 300 franchise şube

Pastofino’nun hikâyesine bir buçuk yıllık Ar-Ge ve ilk yatırımla başladıklarını belirten Suerdem, büyüme planını şöyle aktardı: “2026’yı kendimizi kanıtlama ve altyapımızı tamamlama yılı olarak görüyoruz. 2027 ise Türkiye genelinde franchise ve şirket mağazalarımızın yayılım yılı olacak. İstanbul başta olmak üzere Ankara, İzmir, Antalya, Trabzon ve Diyarbakır’da 2027 sonuna kadar 50 franchise şubeye ulaşmayı hedefliyoruz. 2028 sonunda ise toplamda 300 franchise şubeye ulaşmayı ve Almanya ile Yunanistan başta olmak üzere Avrupa pazarına açılmayı planlıyoruz.”

Suerdem, hızlı büyüme sürecinde kalite standardını korumak için tüm şubelerde aynı reçetelerin uygulanacağını, ürünlerin merkezi sistem üzerinden tedarik edileceğini ve Murat Bozok’un şubelerde habersiz denetimler yapacağını da vurguladı.

Makarna her gün restoranda üretiliyor

Girişimi güçlü kılan en büyük unsurun kaliteden ödün vermeyen operasyonel disiplin olduğunu söyleyen Suerdem, üretim modelini şöyle anlattı: “Makinelerimizi İtalya’dan getirdik ve makarnamızı her gün restoranımızda kendimiz üretiyoruz. Soslarımızı da kendi reçetelerimizle üretiyor, katkı maddesi kullanmadan servis ediyoruz. Diğer malzemelerimizi günlük olarak temin ediyoruz. Bu lezzet standardının arkasında danışman şefimiz Murat Bozok var. Onun hazırladığı menüde Fettuccine Alfredo gibi klasiklerin yanında köz patlıcanlı rigatoni gibi Anadolu esintili tatlar yer alıyor.” 

“Pişirme tekniklerinden sos dengesine, makarnanın ideal kıvamından porsiyon detaylarına kadar her aşamayı titizlikle planladık”

Pastofino Danışman Şefi Murat Bozok ise ürün geliştirme sürecine ilişkin şunları söyledi: “Bugüne kadar lüks restoranlarda veya zahmetli şekilde erişilebilen taze makarnayı çok daha farklı bir konuma taşıyoruz. Bunun için menü kurgusunu, reçeteleri ve ürün geliştirme süreçlerini disiplinle belirledik. Pişirme tekniklerinden sos dengesine, makarnanın ideal kıvamından porsiyon detaylarına kadar her aşamayı titizlikle planladık. Menümüz mevsime ve o an temin edilen taze sebzelere göre şekillenecek. Böylece Pastofino, hızlı ve taze servis modelini fine dining standartlarında lezzet anlayışıyla yansıtacak.”


Pastofino Hakkında

Pastofino, perakende ve marka yönetiminde 30 yılı aşkın deneyime sahip Hilal Suerdem tarafından 2026 yılında kuruldu. Danışman şefliğini Murat Bozok’un üstlendiği marka, taze makarnayı hızlı servis (fast-casual) konseptiyle sunuyor. “Fast – Fresh – Fine” mottosuyla hareket eden Pastofino’da makarnalar, İtalya’dan getirilen makinelerle her gün restoranda üretiliyor. Marka, 2028 sonuna kadar 300 franchise şubeye ulaşmayı ve Avrupa pazarına açılmayı hedefliyor. 

www.pastofino.com 


Tabletler artık sadece film izlemek veya internette gezinmek için kullanılmıyor.

 HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Tabletle bilgisayar arasındaki sınırı kaldırıyor: HONOR Pad 20 Serisi

HONOR Pad 20 Serisi, PC Modu ve yapay zeka destekli çalışma araçlarıyla tablet deneyimini üretkenlikle yeniden şekillendiriyor. HONOR Pad 20, HONOR Pad 20 Paperlike Edition ve HONOR Pad 20 Pro PaperlikeEdition’dan oluşan seri; 12,1 inçlik 3K ekran seçenekleri, 10.100 mAh bataryası, klavye ve kalem desteğiyle iş, eğitim ve eğlence arasında geçiş yapan kullanıcılara yeni alternatifler sunuyor

Tabletler artık sadece film izlemek veya internette gezinmek için kullanılmıyor. Belgeler üzerinde çalışmak, online toplantılara katılmak, tasarım yapmak, not almak ve farklı uygulamaları aynı anda yönetmek de günlük kullanımın parçası halinegeldi.Bu değişim, tablet ile bilgisayar arasındaki sınırı giderek inceltiyor. HONOR Pad 20 Serisi, masaüstü benzeri çalışma düzenini tabletin taşınabilir yapısıyla bir araya getirerek farklı ihtiyaçlara göre şekillenen üç model sunuyor.

Tablet ekranında masaüstü düzeni

Seride yer alan PC Modu, birden fazla uygulamanın ayrı pencerelerde kullanılmasına ve ekranın farklı çalışma düzenlerine göre bölünmesine imkân tanıyor. Kalıcı Dock sık kullanılan uygulamalara erişimi kolaylaştırırken bilgisayar benzeri dosya yönetimi, fare desteği ve klavye kısayolları belge, sunum ve e-tablo çalışmalarını daha pratik halegetiriyor.Klavye bağlantısıyla PC Modu’na hızlıca geçilebiliyor. HONOR Magic-Pencil 4s desteği ise not alma, çizim ve belgeler üzerinde işaretleme gibi işlemlerde devreye giriyor.

MagicOS 10 ile gelen AI Akıllı Not, ders ve toplantılarda gerçek zamanlı ses-metin kaydı oluşturabiliyor. Uzun kayıtları özetleme, anahtar kelimeleri belirleme, görev ekleme ve zihin haritası hazırlama gibi özellikler, toplantı sonrasındaki düzenleme sürecini kolaylaştırıyor.HONOR Connect üzerinden iOS, Android, HarmonyOS, Windows ve Mac cihazlar arasında dosya aktarılabiliyor. iWork dosyalarının Microsoft Office formatlarına dönüştürülebilmesi de farklı cihazlarla çalışan kullanıcıların iş akışını destekliyor.

HONOR Pad 20 ile geniş çalışma alanı

Serinin başlangıç modeli HONOR Pad 20, 12,1 inçlik 3K HONOR Göz Konforu Ekranı’nda 3000 × 1872 piksel çözünürlük ve 120 Hz yenileme hızı sunuyor. 700 nit parlaklık, 1,07 milyar renk ve DCI-P3 geniş renk gamı; belgelerden videolara kadar farklı içeriklerin net ve canlı görüntülenmesini sağlıyor.Snapdragon 7 Gen 3 mobil platformundan güç alan HONOR Pad 20; günlük çoklu görev, belge düzenleme, içerik tüketimi, hafif oyun ve video düzenleme için dengeli bir performans sunuyor. 6,29 mm kalınlığındaki metal gövdesi ve yaklaşık 525 gramlık ağırlığıyla geniş ekranını taşınabilir bir tasarımla tamamlıyor.

Paperlike Edition kâğıt hissini ekrana taşıyor

HONOR Pad 20 Paperlike Edition, standart modelin performans altyapısını kâğıt benzeri mat ekranla tamamlıyor. Çift katmanlı parlama önleyici AG yüzey ve optik film, yansımayı azaltırken okuma ve not alma süreçlerinde daha doğal bir ekran deneyimi sağlıyor.

HONOR’un laboratuvar verilerine göre Paperlike ekran, parıltıyı yüzde 50 azaltıyor ve ortam ışığının ekran üzerindeki etkisini yüzde 99’a kadar düşürüyor. TÜV RheinlandPaperlike, Düşük Mavi Işık ve Titreşimsiz sertifikalarına sahip mat yüzey, HONOR Magic-Pencil 4s ile yazarken kâğıda yakın bir sürtünme hissi oluşturuyor.

Snapdragon 7 Gen 3 işlemci ve 10.100 mAh bataryayı koruyan HONOR Pad 20 PaperlikeEdition’ın Türkiye paketinde 8 GB RAM, 256 GB depolama alanı, klavye ve HONOR Magic-Pencil 4s bulunuyor.

Daha fazla performans isteyenlere:Pad 20 Pro Paperlike Edition

HONOR Pad 20 Pro Paperlike Edition, kağıt benzeri ekran deneyimini daha güçlü donanımla bir araya getiriyor. Modelin 12,1 inçlik 3K ekranı, 165 Hz’e ulaşan yenileme hızıyla çizimden oyuna kadar hareketli içeriklerde daha akıcı bir görüntü sağlıyor.

Snapdragon 8s Gen 4 mobil platformu, yoğun çoklu görev ve daha yüksek performans gerektiren uygulamalarda serinin diğer modellerinden ayrışıyor. HONOR’un verilerine göre işlemci, önceki nesle kıyasla CPU performansında yüzde 31, GPU performansında yüzde 49 artış sunuyor.Yaklaşık 537 gram ağırlığa ve 6,29 mm inceliğe sahip modelin Türkiye paketinde 8 GB RAM, 256 GB depolama alanı, klavye ve HONOR Magic-Pencil 4s yer alıyor.

Geniş ekranı gün boyu taşıyan batarya

HONOR Pad 20 Serisi’nin üç modeli de 10.100 mAh bataryaya sahip. HONOR’un laboratuvar verilerine göre cihazlar 12 saate kadar video izleme, 13 saate kadar okuma ve 8 saate kadar not alma süresi sunuyor.Altı hoparlörlü stereo ses sistemi de çevrim içi toplantılardan eğitim videolarına, film ve dizilerden oyunlara kadar farklı kullanım alanlarını tamamlıyor.

HONOR Pad 20, geniş ekran ve PC düzeyinde üretkenlik özelliklerine odaklanan dengeli bir seçenek sunuyor. Paperlike Edition, yoğun okuma ve not alma ihtiyacına yanıt verirken Pad 20 Pro Paperlike Edition daha yüksek performans ve 165 Hz ekran arayan kullanıcılara hitap ediyor.

Böylece HONOR Pad 20 Serisi, bilgisayarın yaptığı her işi üstlenmeye çalışmak yerine günlük çalışma, eğitim ve içerik tüketimi ihtiyaçlarını daha hafif ve esnek bir cihazda bir araya getiriyor.

Online mağazada kampanya

HONOR Pad 20’nin gri renkli, 6 GB RAM ve 128 GB depolama alanına sahip Wi-Fi modeli, HONOR Türkiye Resmi Online Mağazası’nda 25.999 TL’den satışa sunuluyor.

Klavye ve kalemin kutuya dahil olduğu 8 GB RAM ve 256 GB depolama alanına sahip HONOR Pad 20 Paperlike Edition 32.999 TL, HONOR Pad 20 Pro Paperlike Edition ise 36.999 TL fiyatla kullanıcılarla buluşuyor.

HONOR Türkiye Resmi Online Mağazası e-bültenine abone olan kullanıcılar, online mağazadaki alışverişlerinde tek kullanım için geçerli yüzde 5 indirim kuponundan yararlanabiliyor. 


Setur Marinaları yeniden aynı rotada; Bodrum Boat Show’da denizcilik dünyasıyla buluşacak

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Setur Marinaları yeniden aynı rotada; Bodrum Boat Show’da denizcilik dünyasıyla buluşacak

Setur Marinaları, denizcilik sektörünün buluşma noktası Bodrum Boat Show’da, ziyaretçilere dijital ve çevre dostu marina çözümlerini tanıtacak. 

Türkiye’nin lider marina zinciri Setur Marinaları, 14-18 Ekim 2026 tarihlerinde Bodrum Limanı’nda düzenlenecek Bodrum Boat Show’dadeniz tutkunlarıyla biraraya geliyor. Stant A-04’te yer alacak olan Setur Marinaları; marinacılık hizmetlerinden sosyal alanlara kadar misafir deneyimini her adımda zenginleştiren, dijital kanallarda sunduğu pratik ve yenilikçi çözümlerle öne çıkıyor. 

Bodrum Boat Show’da Setur Marinaları; akıllı marina platformları, online rezervasyon sistemi, mobil uygulamalar ve çevreye duyarlı işletme modelleriyle marina deneyimini daha hızlı ve erişilebilir kılan çözümlerini tanıtacak. Enerji verimliliğini artıran sistemler, atıkların kontrollü ve sistemli yönetimi, deniz ekosistemini korumaya yönelik uygulamalar gibi sürdürülebilirlik odaklı hizmetler de fuarda öne çıkarılacak. Katılımcılar, Setur Marinaları’nın geniş hizmet ağını ve yeşil denizcilik vizyonunu yakından tanıma fırsatı bulacak.

Türkiye’nin en geniş marina ağı

Setur Marinaları, Marmara, Ege ve Akdeniz kıyı şeridi boyunca konumlanan 13 marina ve bir kara park alanıyla Türkiye’nin en geniş marina zincirine sahip.Fuarın gerçekleştiği bölgeye yakın Setur Marinas Göcek Exclusive Marina, Göcek Village Port Marina, Netsel Marmaris ve Kuşadası Marinaları, yeşille mavinin buluştuğu eşsiz doğada mükemmel marina deneyimi sunuyorlar. Ayrıca Setur Marinas Ören Rib & Refit Park, Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Ören beldesinde hizmet veriyor ve 150 tekne kapasitesine sahip kara park alanı, modern altyapısı ve konforlu hizmetleriyle tekne sahiplerine güvenli bir kışlamave bakım-onarım deneyimi sağlıyor.

Bodrum Boat Show, tekne, yat, süper yat ve mega yat, yelkenli, deniz ekipmanları, balıkçılık ve dalış sporu malzemeleri, deniz motorları ile kara-deniz araçları ve ekipmanları alanındaki önde gelen markaları; distribütörler, marina işletmecileri, girişimciler, yatırımcılar, potansiyel alıcılar ve deniz tutkunlarını Bodrum’un eşsiz atmosferinde bir araya getirecek.


Deneyimden Değere: Deniz Dikkaya Akademi ile Sektöre Yeni Bir Eğitim ve Danışmanlık Modeli geliyor

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Deneyimden Değere: Deniz Dikkaya Akademi ile Sektöre Yeni Bir Eğitim ve Danışmanlık Modeli geliyor

Turizm sektöründeki 30 yılı aşkın deneyimini eğitim ve danışmanlık alanlarına taşıyan Deniz Dikkaya, Deniz Dikkaya Akademi’yi hayata geçirirken, aynı zamanda fuarcılık sektörünün önemli şirketlerinden TG Expo’da Yönetim Kurulu Başkan Danışmanı görevini üstlendi.

Turizm sektöründe birbirinden değerli markalardaki üst düzey yöneticilik deneyimiyle önemli başarılara imza atan Deniz Dikkaya, kariyerinde yeni bir döneme adım atarak bilgi ve deneyimlerini sektör profesyonelleriyle doğrudan paylaşmaya hazırlanıyor.

Dikkaya, bu doğrultuda yeni bir enerjiyle sunmaya hazırladığı Deniz Dikkaya Akademi’yi hayata geçirirken, aynı zamanda sektörün farklı alanlarında kurumlara ve yöneticilere yönelik hazırladığı danışmanlık projesinin ilk önemli adımı ise Türkiye'nin önde gelen fuarcılık şirketlerinden TG Expo ile gerçekleşti. Deniz Dikkaya, TG Expo Yönetim Kurulu Başkan Danışmanı olarak görev yapacak.

Deneyimlerini Eğitimle Sektöre Aktaracak

Deniz Dikkaya Akademi, başta turizm işletmeleri olmak üzere geleceğin trendlerine önem verentüm markaların ve profesyonellerin gelişimine yönelik eğitim programları sunacak.

Akademi kapsamında satış, pazarlama, iletişim, motivasyon, liderlikbaşta olmak üzere kurumların ve profesyonellerin ihtiyaç duyduğu farklı alanlarda eğitimler gerçekleştirilecek.

Eğitimler hem bireysel katılıma açık yüz yüze ve online programlar hem de şirketlerin ihtiyaçlarına özel olarak hazırlanacak kurumsal eğitimler şeklinde sunulacak.

Deniz Dikkaya'nın yanı sıra farklı uzmanlık alanlarında deneyimli eğitimcilerin de yer alacağı Deniz Dikkaya Akademi ile teorik bilginin yanı sıra sahada karşılığı olan, uygulanabilir ve deneyime dayalı eğitim modeli oluşturulması hedefleniyor.

“Artık Deneyimlerimi Daha Fazla Paylaşmak İstiyorum”

Yeni projelerine ilişkin değerlendirmede bulunan Deniz Dikkaya, şu ifadeleri kullandı:

“30 yılı aşkın süredir turizm sektörünün farklı alanlarında edindiğim deneyimler, benim için çok değerli bir bilgi ve birikim hazinesi oluşturdu. Bugüne kadar bu deneyimleri çalıştığım kurumlarda ve ekiplerde paylaşma fırsatı buldum. Şimdi ise bu birikimi daha geniş bir sektörel çevreyle paylaşmanın zamanı olduğunu düşünüyorum. Deniz Dikkaya Akademi’yi de bu anlayışla hayata geçiriyorum. Benimle birlikte alanında deneyimli eğitimcilerden oluşacak kadromuzla, sektöre gerçek anlamda katkı sağlayacak, sahada karşılığı olan eğitimler vermeyi ve çok kısa zamanda fark yaratmayı hedefliyoruz.”

Dikkaya, eğitim çalışmalarının yanı sıra danışmanlık faaliyetlerinin de yeni dönemde önemli bir yer tutacağını belirterek, “Deneyimimi sadece eğitim salonlarına değil, doğrudan şirketlerin stratejilerine ve iş sonuçlarına da yansıtmak istiyorum” dedi.

TG Expo ile Fuar Sektöründe Yeni Bir Dönem

Deniz Dikkaya'nın danışmanlık alanındaki ilk önemli iş birliği ise fuar sektörünün önemli şirketlerinden TG Expo ile başladı.

Dikkaya, TG Expo Yönetim Kurulu Başkan Danışmanı olarak şirketin mevcut fuar projelerinin geliştirilmesine katkı sağlamanın yanı sıra, yeni fuar projelerinin geliştirilmesi ve sektöre kazandırılması süreçlerinde de aktif rol üstlenecek.

Dikkaya, TG Expo'daki yeni göreviyle ilgili ise şu değerlendirmede bulundu:

“Fuarcılık sektörü, turizm ve etkinlik ekosisteminin en önemli yapı taşlarından biri. TG Expo gibi güçlü bir yapı içerisinde, mevcut fuarların gelişimine katkı sağlamak ve yeni projelerin hayata geçirilmesinde rol almak benim için heyecan verici. Bana bu görevi layık gören TG Expo Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Gönül Akyıldız’a özellikle teşekkür etmek istiyorum. Kendisiyle ve TG Expo’nun güçlü ekibiyle birlikte sektöre değer katacak, yeni nesil fuar projeleri geliştireceğimize inanıyorum.”

Dikkaya'nın yeni döneminde eğitim ve danışmanlık faaliyetlerini birlikte yürütmesiyle, bugüne kadar edindiği üst düzey deneyimin gelişimlerine önem veren sektör profesyonelleri ve kurumlarla buluşması hedefleniyor.


29 Eylül 2026 Salı

GlobeMeets Beşinci Buluşmasının Tarihlerini Açıkladı


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


GlobeMeets Beşinci Buluşmasının Tarihlerini Açıkladı

GlobeMeets B2B Networking Event, 2–3 Eylül 2027 tarihlerinde Rixos Tersane İstanbul’da beşinci kez düzenlenecek.

Turizm profesyonellerini yeni bağlantılar ve iş birlikleri için bir araya getiren GlobeMeets B2B Networking Event’in 2027 tarihleri belli oldu. Etkinlik, 2–3 Eylül 2027 tarihlerinde Rixos Tersane İstanbul’da beşinci kez gerçekleştirilecek.

“Tek buluşma, bir dünya fırsat” mottosuyla düzenlenecek GlobeMeets 2027, farklı ülkelerden turizm profesyonellerine yüz yüze görüşme, yeni pazarları tanıma ve iş birliği fırsatlarını değerlendirme imkânı sunacak.


GlobeMeets, davet ve akreditasyon esasına dayanan B2B networking formatıyla turizm sektöründeki karar vericiler arasında doğrudan bağlantılar kurulmasına odaklanıyor. Beşinci buluşmada da İstanbul, uluslararası turizm dünyasından katılımcılara ev sahipliği yapacak.

GlobeMeets 2027’nin katılım ve program detayları önümüzdeki dönemde duyurulacak.

GlobeMeets 2027

Tarih: 2–3 Eylül 2027

Yer: Rixos Tersane İstanbul

Motto: Tek buluşma, bir dünya fırsat


Pera Müzesi,Frank Bowling’in eserlerini Türkiye’de ilk kez sanatseverlerle buluşturuyor.

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR

Pera Müzesi’nden Yeni Sergi

Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle

29 Eylül 2026– 31 Ocak 2027

Pera Müzesi, soyut resmin en büyük temsilcilerinden Frank Bowling’in eserlerini Türkiye’de ilk kez seyircilerle buluşturuyor. Sergide Bowling’in yapıtlarına 20. yüzyılın etkili figüratif ressamlarından Francis Bacon ve savaş sonrası Britanya resminin özgün ismi Victor Willing’in eserlerieşlik ediyor. Alistair Hicks küratörlüğündegerçekleşenFrank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle, üç sanatçının resmin olanaklarına verdiği farklı yanıtları bir araya getirirkenizleyicileri, “Resim neye dönüşebilir?” sorusu üzerine düşünmeye çağırıyor.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, yaşayan en önemli soyut ressamlardan biri kabul edilen Frank Bowling’in eserlerini Türkiye’de ilk kez sanatseverlerle buluşturuyor. Alistair Hicks küratörlüğünde hazırlanan Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle başlıklı sergi, Bowling’in altmış yılı aşkın üretimini, 20. yüzyılın en etkili figüratif ressamlarından Francis Bacon ve savaş sonrası Britanya resminin özgün isimlerinden Victor Willing’in yapıtlarıyla birlikte ele alıyor. Üç sanatçı arasında kurulan bu ilişki, benzersanatsal sorulara verilen farklı yanıtları birlikte düşünmeye imkân tanıyor.

Bowling’in kişisel tarih, göç, bellek ve mekânla kurduğu ilişki; Bacon’ın insan bedeniyle figür etrafında yoğunlaşan resimleri ve Willing’in portreyle figür resminden dışavurumcu bir dile açılan yapıtlarıyla birlikte okunuyor. Sergi, bu üç sanatçının eserleri arasındaki karşılaşma üzerinden figür ve soyutlama arasındaki ilişkileri görünür kılıyor.

Küratör Alistair Hicks sergiye ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bu sergideki üç sanatçı da düzen ile kaos arasındaki ince çizginin daha fazla farkına varmamızı sağlıyor. Yaşama biçimimizi sorguluyorlar.”


Renk, yüzey ve belleğin izinde

1934’te Britanya Guyanası’nda doğan Frank Bowling, 1953’te Londra’ya yerleşti ve 1962’de RoyalCollege of Art’tan resim dalında gümüş madalyayla mezun oldu. 1966’da New York’a taşınan sanatçı, Londra ve New York arasında şekillenen üretiminde Britanya resim geleneği ile Amerikan soyutlamasının olanaklarını kişisel deneyimleriyle buluşturdu. 1969–1972 arasında Arts Magazine için sanat yazıları da kaleme alan Bowling, resim pratiğinin yanı sıra dönemin sanat tartışmalarına katkı sundu.

2005’te RoyalAcademician(Kraliyet Akademisi Üyesi) seçilen ilk siyah sanatçı olan Bowling, 2008’de OBE nişanına layık görüldü ve 2020’de şövalyelik unvanı aldı. Eserleri dünya çapında elliden fazla koleksiyonda yer alan sanatçının 2019’da TateBritain’da kapsamlı bir retrospektifi düzenlendi. Bugün 92 yaşında üretimini aktif biçimde sürdüren Bowling, resimsel araştırmalarını yeni eserleriyle genişletmeye devam ediyor.

Bowling’in sanatında renk ve fiziksellik; resmin konusu, yapısı ve hareket alanı hâline geldi. Erken dönem portrelerinde figürün taşıdığı duygusal yoğunluğu boya ve fırça kullanımı ile öne çıkaran sanatçı, ilerleyen yıllarda farklı teknik ve malzemeleri bir araya getirerek yüzeyin fiziksel varlığını güçlendirdi. Bu üretim çizgisirenk, ışık, geometri, bellek ve mekân arasındaki ilişkileri araştıran özgün bir resim anlayışı ortaya koydu.

Yaratım ve yıkım arasında dönüşen yüzeyler

Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, sanatçının üretim sürecini deneysellik, rastlantı ve yeniden keşfetme eksenlerinde ele alıyor. Sergi, Bowling’in resmi kesintisiz bir dönüşüm alanı olarak kuran yaklaşımını görünür kılıyor. Boyanın dökülmesi, akması, yüzeye nüfuz etmesi, katmanlanması ve farklı malzemelerle buluşması, Bowling’in kompozisyonlarını biçimlendiren yaratıcı hareket alanını oluşturuyor. Bu süreçte yaratım ile yıkım, düzen ile kaos, rastlantı ile kontrol aynı yüzeyde buluşuyor.

Sergide, Bowling’in 1960’lı yıllardan günümüze uzanan üretiminin farklı aşamaları ve ilk kez sergilenecek eserleri bir arada izlenebiliyor. Sanatçının çocukluk yıllarını geçirdiği Guyana’daki annesinin evi ve dükkânına ilişkin anıları, erken dönem çalışmalarının önemli kaynakları arasında yer alıyor. Benim Guyana’m (1966–1967), kişisel hafızayı canlı renk alanları, katmanlı imgeler ve kolaj unsurları aracılığıyla resimsel bir deneyime dönüştürüyor.

Bowling’in en önemli serilerinden biri olan Harita Resimleri (1967–1971), kıtaların siluetlerini geniş renk alanları içinde yeniden kuruyor. Sanatçı, harita imgesini göç, kimlik ve aidiyet duygularıyla birlikte ele alıyor. Guyana, Britanya ve Amerika Birleşik Devletleri arasında şekillenen yaşamı, bu eserlerde coğrafyayı kişisel bir hafıza alanına dönüştürüyor.

Sanatçının yüzey araştırması, 1980’lerden itibaren akrilik jel, poliüretan köpük, kolaj, maruflaj ve buluntu nesnelerle genişliyor. Bu malzemeler, resmin yüzeyine dokunsal ve üç boyutlu bir nitelik kazandırırken ışık, derinlik ve hareket duygusunu da güçlendiriyor. Katedral Penceresi (1986), yoğun dokusu ve katmanlı yapısıyla mimari çağrışımları, jeolojik oluşumları ve ışık etkisini aynı kompozisyonda buluşturuyor.

Bowling’in son dönem eserleri, sanatçının uzun yıllar boyunca üzerinde çalıştığı meseleleri yeni teknikler ve malzemeler aracılığıyla sürdürdüğünü gösteriyor. Harita (2025), Sürgün (2025) veAnnemin Evine Yeniden Bakış (2026); mekân, bellek ve kimlik arasındaki ilişkiyi güncel bir resim diliyle ele alıyor. 

Üç sanatçının kesişen yolları

Francis Bacon ve Victor Willing’in eserleri, sergide Bowling’in sanatsal yolculuğuna eşlik eden “müdahaleler” olarak yer alıyor. Bu karşılaşma, Bacon’ın beden ve figür araştırmalarıyla Willing’in portre ve figür resminden dışavurumcu bir dile açılan üretimini Bowling’in farklı dönemleriyle buluşturuyor. Böylece üç sanatçının resim anlayışları aynı bağlam içinde okunabiliyor.

Bacon ve Willing’in diğer eserlerinin yanı sıra Bacon’ın Nü Etüt Çalışması (1952–1953) ve Lisa’nın Portresi (1956) ile Willing’in Baş VI (ya da Sarı Saç) (1985) adlı eserlerinin de yer aldığı seçki;üç sanatçının boya, beden, yüzey ve duygu arasındaki ilişkilerine odaklanıyor.

Hicks; Bacon ve Willing’in eserlerini, “Bowling’in resimleri arasında yolumuzu bulmamıza yardımcı olan birer pusula” olarak tanımlıyor. Bu pusulalar, Bowling’in sanatını kronolojik bir çizgi içinde izlemek yerine, farklı sanatçıların düşünceleri, etkileri ve karşılaşmaları üzerinden okumayı mümkün kılıyor. Sergi böylece üç ressamın kesişen yollarını, ayrışan resim dillerini ve resmin dönüşen olanaklarını aynı anlatı içinde buluşturuyor.

Sergiye kapsamlı bir katalog eşlik ediyor

Sergi için hazırlanan Türkçe ve İngilizce katalog, Frank Bowling’in sanatını renk, malzeme, bellek, kimlik ve sanat tarihi eksenlerinde ele alan metinleri bir araya getiriyor. Alistair Hicks’in serginin kavramsal çerçevesini ve Bowling’in Francis Bacon ile Victor Willing’le kurduğu ilişkileri incelediği yazısının yanı sıra, Dilek H. Zadegan’ın Bowling’inrenk anlayışını ele aldığı, Jessica Cerasi’nin ise sanatçının yaşamını ve göç deneyiminiHarita serisinden eserleri üzerindeninceleyenmetinleri katalogda yer alıyor.

Birleşik Krallık İstanbul Başkonsolosluğu iş birliğiyle sanatseverlerle buluşan Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle, 29 Eylül 2026–31 Ocak 2027 arasında Pera Müzesi’nde ziyaret edilebilir.

Pera Müzesi Salı’dan Cumartesi’ye 10.00-19.00, Pazar günleri 12.00-18.00 saatleri arasında gezilebilir. Cuma günleri “Uzun Cuma” kapsamında 18.00-22.00 arası tüm ziyaretçiler, Çarşamba günleri ise “Genç Çarşamba” kapsamında tüm öğrenciler müzeyi ücretsiz ziyaret edebilir.