9 Şubat 2021 Salı

İşletmeler, e-Fatura ve e-Arşiv fatura sayesinde dijital dönüşümü başlattı ...



HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Teknolojideki hızlı gelişim ve son bir yıldır pandemi nedeniyle yaşadığımız dönüşüm, iş ve sosyal hayatımızı hızla dijitalleştiriyor. Son dönemlerde “dijital dönüşüm” kavramı, işletmelerin ajandasında ilk sıralarda yer alıyor. Dijitalleşmenin en önemli yapı taşlarından birisi olan e-Fatura ve e-Arşiv fatura sayesinde, işletmeler dijital dönüşümlerini başlatmış oldular. e-Belge (e-Fatura, e-Arşiv Fatura vd) dönemi, iş sürecinde hız, esneklik ve verimlilik sağlarken, maliyetleri ciddi oranda düşüren ve istenilen bir belgeye hızlıca ulaşılmasını mümkün kılan uygulamalardır.  

Ülkemizde Ocak 2021 tarihi itibariyle, yaklaşık 320 bin firma e-Fatura ve e-Arşiv faturaya geçti. Bu rakamın, yaklaşık %20’sinin “gönüllü geçiş” yaptığı öngörülüyor. Firmaların, e-Fatura ve e-Arşiv dahil e-Belge uygulamalarına gönüllü geçişleri artarak sürüyor. Patronlar ve yöneticiler, hızlı, maliyeti düşük, operasyonel verimliliği yüksek olan e-Belge sürecine yeşil ışık yaktılar; teknolojinin ve dijitalleşmenin getirdiği fırsatlardan yararlanmayı istiyorlar. 

e-Fatura ile e-Arşiv fatura nedir, aralarındaki temel fark nasıl açıklanıyor? 

e-Fatura ile e-Arşiv fatura, her ikisi de elektronik bir fatura türüdür. Her iki faturanın arasındaki en temel farklılık şudur. e-Fatura, sadece e-Fatura mükellefleri arasında gönderilip, alınmaktadır. e-Arşiv fatura ise, e-Fatura mükellefi olmayan kurumlara ve son tüketicilere, faturanın elektronik ortamda ulaştırılmasıdır. 

Diğer bir ifadeyle, e-Fatura mükellefleri, e-Fatura mükelleflerine elektronik ortamda fatura gönderip, alabilmektedir. e-Fatura mükellefi olmayan firmalara ve son kullanıcı olan tüketicilere ise, e-Arşiv fatura gönderilmektedir. 

Bilindiği üzere, e-Fatura ve e-Arşiv fatura, yeni bir belge türü olmayıp, kağıt fatura ile aynı hukuki haklara sahiptir. Kısaca faturaların, kağıt yerine, internet üzerinden gönderilip alındığı bir “dijital fatura” uygulamasıdır. İşletmeler, cirolarına ve sektörlerine göre mükellef olarak zorunlu geçiş yaptığı gibi, gönüllü olarak da geçişlerini sürdürmektedir. Önümüzdeki dönemde, ülkemiz genelindeki hemen hemen tüm işletmelerin e-Belge kapsamına girmesi sağlanacaktır.  

2021 yılında kimler e-Fatura mükellefi oluyor? 

2020 yılındaki cirosu 5 milyon TL’yi geçen işletmeler, 2021 yılı Temmuz ayında e-Fatura’ya geçmesi zorunlu olacak mükellefler arasında yer alacak. Yine, 2020 yılında yeni bir e-Arşiv fatura kavramı daha tanımlanmıştı. Buna göre, e-Fatura’ya geçiş zorunluluğu olmayan firmalar, ticari işletmelere düzenleyecekleri 5 bin TL ve şahıslara karşı düzenleyecekleri 30 bin TL’nin üzerindeki faturalarını, e-Arşiv fatura olarak, Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB)’in e-belge sisteminden düzenlemektedir.  

E-Fatura ve e-Arşiv faturanın avantajları nelerdir?

İşletmeler, operasyonel olarak tek tek kağıt faturayla uğraşmak yerine, e-Fatura ve e-Arşiv fatura olarak tüm faturalarını, elektronik ortamda düzenliyor. Böylece; operasyon açısından kazançları oluyor, kağıt kullanmak zorunda kalmıyor, faturalarını anında karşı alıcıya ulaştırabiliyor, maliyetleri düşüyor ve arşivlemeyi elektronik ortamda yapıyorlar. e-Fatura ve e-Arşiv fatura mükellefleri, iş süreçlerini uçtan uca kesintisiz yönetmek için Türkiye’nin inovasyon lideri Uyumsoft Bilgi Sistemleri ve Teknolojileri AŞ’nin aralarında bulunduğu özel entegratörler ile çalışmayı tercih ediyor. E-Belge uygulamalarına zorunlu geçişlerin yanı sıra, son aylarda gönüllü geçişler de çok yoğun ve işletmeler e-Dönüşümü özel entegratörler ile yürütmeyi istiyor. Son dönemlerde, gönüllü e-Fatura ya geçen firmaların başında e-ticaret işletmeleri de geliyor. Bu işletmelerinin fatura sayıları çok yüksek olduğu için tek tek faturalar ile uğraşmak yerine, e-Fatura ve e-Arşiv fatura olarak düzenleyerek, elektronik olarak iletiyorlar.  Faturaları toplu olarak da yazdırıp, ürünle beraber müşterilerine gönderiyorlar. Kısaca Türk ticaret hayatındaki işletmeler, teknolojinin ve dijital dönüşümün sunduğu imkanlar sayesinde, iş süreçlerini, etkin, verimli ve anlık olarak yönetmeye başladılar. 


Online eğitime pandemi nedeniyle olan talep 5 kat arttı...

 


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


Online eğitime pandemi nedeniyle olan talep 5 kat arttı..

Türkiye’nin online kurs merkezi olan Sanakademi, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite ve kariyer eğitimleriyle, tüm sayısal ve sözel derslerde, LGS, YKS, DGS, YÖS, KPSS, ALES, TUS, DUS hazırlanma dahil geniş bir yelpazede ülke geneline online eğitim imkanı sunuyor.

Alanında ciddi bilgi birikimi ve tecrübeye sahip olan öğretmenlerin kurduğu Sanakademi’ye, özellikle pandemi nedeniyle online eğitimlerin zirve yaptığı son aylarda, yoğun ilgi ve talep gerçekleşiyor.



Öğrencilerin, geleceğe güvenle hazırlanmasına rehberlik ediyor

Her yaş grubundan eğitim ve öğretimdeki tüm eksikliklerini kapatmak isteyenler veya seçme/ seçilme sınavlarına hazırlananlar, geleceklerinin kapısını Sanakademi’den alacakları eğitimler ile aralıyor. Konusunda uzman eğitim kadrosunun verdiği online eğitimlerin yanı sıra, öğrencilerin kendisini keşfetmesi ve sınırlarını geliştirmesi noktasında “koçluk” hizmeti de sunuluyor. Burada, süreç rehberliği, psikolojik danışmanlık, çalışma programı ve motivasyon gibi konularda katkı sağlanarak, öğrencilerin geleceğe güvenle hazırlanmasına rehberlik ediliyor. Aynı zamanda, bunlara ek olarak, eğitimin merkezi sıfatıyla Beşiktaş merkezde, sunulan online eğitimlerin, merkez binada yüz yüze verilmesi de gerçekleşiyor.


2021 yılı, Kobi’lerde dijitalleşme yılı olacak...

 

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR




e-dönüşüm kavramı, 1 Ocak 2014 tarihinde iş hayatının gündemine girdi. O günden günümüze hayatımızda çok şey değişti. Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB)’in 19 Ekim 2019 tarihinde yayımladığı VUK 509 Nolu Genel Tebliği ile e-dönüşüm uygulamalarının kapsamı 2020 yılında büyük ölçüde genişletildi. 2020 önemli bir dönüm noktası oldu ve birçok sektörden mükellef firmalar, e-belge uygulamaları ile tanıştı. 

e-dönüşümdeki gelişmeleri değerlendiren Kolaysoft Teknoloji AŞ Genel Müdürü Kezban Boztürk, şunları söyledi: 

“Bugünkü mevcut durumda yaklaşık, e-faturada 340 bin, e-defterde 204 bin, e-irsaliyede 92 bin, e-serbest meslek makbuzunda 198 bin, e-müstahsil makbuzunda 27 bin kullanıcı bulunuyor. 2021 yılı da, benzer şekilde çeşitli e-belgelere zorunlu geçişlerin olacağı ve mevcutta kullanılan e-belgelerin kapsamının daha da genişleyeceği bir yıl olacak. Geçmiş yıllarda, Kobi’lerin ticari yazılım kullanımları ve dijitalleşme oranları düşük oranlarda iken, pandemiyle birlikte bu süreç hız kazandı. Gerek e-belge uygulamaları, gerek diğer teknolojik altyapı çalışmalarıyla, 2021 yılı Kobi’lerde dijitalleşme yılı olacaktır” dedi. 


70 binin üzerindeki mükellefe hizmet veriyoruz 


e-Dönüşüm pazarının yaklaşık %20’nin altyapısını sağladıklarını ifade eden Kolaysoft Teknoloji Genel Müdürü Kezban Boztürk, şunları söyledi: 

“Kolaysoft Teknoloji ve altyapı hizmetini sunduğumuz 14 özel entegratör ile birlikte, e-dönüşüm pazarının yaklaşık %20’nin altyapısını Kolaysoft olarak biz sağlıyoruz. Diğer bir değerlendirmeyle, Kolaysoft olarak, gerek kendi entegratörlüğümüz, gerekse diğer entegratörlere sunmuş olduğu altyapı hizmeti ile 70 binin üzerindeki mükellefe / son kullanıcıya hizmet veriyoruz. 2019’a damgasını vuran ilk 500 bilişim şirketi arasında e-dönüşüm kategorisinde 7. sırada yer aldık. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, e-dönüşüm dünyasına öncülük ediyoruz. Sektörde söz sahibiyiz ve bu başarımızı doğru değerlendirip, doğru çözümler ile müşterilerimize ve altyapı hizmeti sağladığımız entegratörlere sunuyoruz. Ayrıca, önemli noktalardan birisi şudur ki, diğer entegratörler ile beraber çalışırken, sahadaki rekabeti en nezaketli şekilde yürüten bir firmayız” diye konuştu. 

İşletmeler, dijital dönüşüm sürecine “kolay” entegre oluyor  

Dijital dönüşümün kaçınılmaz olduğunu, iş hayatından eğitime, sağlıktan sosyal hayata kadar her alanı dönüştürdüğünü anlatan Kolaysoft Genel Müdürü Kezban Boztürk, konuşmasına şöyle devam etti: 

“Kolaysoft olarak, yaklaşık 5 yıl önce mottomuzu şöyle belirledik. Evet, dijital dönüşüm hayatımızın bir kaçınılmazı ve içinde bulunmamız gereken bir durum. Bunu zorlaştırarak değil de, en “kolay” haliyle nasıl yapabiliriz diye mühendislik olarak bu konuya eğildik. Regülasyonlar hayatımıza zorunluluk olarak gelmiş ve gelirken de hayatımızı kolaylaştırmayı hedeflemişti. Bizde bu nedenle projelerimizde, friendly uygulamaları hayata geçirdik. Kolaysoft olarak, her uygulamamızda, kullanıcılar için mühendisliğimizin kolay kullanım tarafını ön plana çıkarıyoruz. Muhasebecilerin, mükelleflerin, kullanıcıların ve tüm paydaşlarımızın hayatlarına regülasyonları, sağlıklı ve kolay bir şekilde entegre ediyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, avukatlar, mali müşavirler, doktorlar ve eczacıların hayatlarını kolaylaştırarak, bir tuşa basarak tüm işlemlerini rahatlıkla yapabilmelerine imkan sunuyoruz. Kısaca, dijital dönüşüm yolculuğunda, müşterilerimize rehberlik ediyoruz. Onlara yaşamış oldukları veya yaşayabilecekleri problemlerle ilgili önceden bilgiler vererek, kendilerini güvende hissetmelerini sağlıyoruz. Ayrıca, Kolaysoft olarak, sektörel call centerlar ve sektörel portallar oluşturarak, arayan mükelleflerin, call centerda veya portal içinde kaybolmasını engelleyerek, e-dönüşümün kolaylığını müşterimize yansıtıyoruz” dedi. 

Bu yıl, sağlık hizmet sunucusu mükelleflerin e-belgeye geçişleri öngörülüyor 

Sağlık hizmet sunucularının bu yıl e-belgeye geçişlerinin öngörüldüğünü kaydeden Kolaysoft Genel Müdürü Kezban Boztürk, şunları söyledi: 

“GİB’in 2020 yılı sonunda yayınlamış olduğu bir taslak var. Bunun tebliğe dönüşmesiyle beraber özellikle Sağlık Hizmet Sunucuları tarafında ciddi bir portföy ile karşı karşıya olacağız. Burada, Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşme imzalayan sağlık hizmeti sunucuları ve medikal malzeme - ilaç/etken madde temin eden tüm mükellefler yer alacak. Hastane, tıp merkezi, dal merkezleri, diyaliz merkezleri, Sağlık Bakanlığı ruhsatlı diğer özelleşmiş tedavi merkezleri, tanı, tetkik ve görüntüleme merkezleri, laboratuvarlar, tıbbi cihaz ve malzeme tedarikçileri, optisyenlik müesseseleri, işitme merkezleri, kaplıcalar, beşeri tıbbi ürün/ürün sunan ve/veya üreten özel hukuk tüzel kişileri ve bunların tüzel kişiliği olmayan şubeleri, ecza depoları v.b olan mükelleflerin, bu yıl içinde e-belgelere zorunlu geçişleri öngörülüyor. Bu sürece dair bizler, tüm hazırlıklarımızı yaptık ve tebliğin yayınlanmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.  


8 Şubat 2021 Pazartesi

Omurga sağlığını korumanın 8 yolu...

 

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Omurga sağlığını korumanın 8 yolu

Omurga, vücudun sağlıklı şekilde çalışmasını ve dik durmasını sağlayan en önemli kemik yapısıdır. Omurga sağlığı, gerek içerisinde yer alan iç organların yapısını korumak, gerekse de ona bağlı olan kas ve bağların sağlamlığı için çok önemlidir. 

Omurga sağlığı hakkında bilgi veren Therapy Sport Center Fizik Tedavi Merkezi’nden Uzman Fizyoterapist Altan Yalım, şunları söyledi: “Yaş dönemlerine göre, gerek eğitim gerekse iş ortamının getirdiği stresler, zorlamalar, aşırı yüklenmeler omurga üzerinde yıpratıcı etkilere yol açabiliyor” dedi.  

Tüm zorlamalar karşısında, omurga sağlığını korumanın basit yollarını noktalarını anlatan Uzman Fizyoterapist Altan Yalım, şunları kaydetti: 

1-Omurganın en temel koruyucu yöntemi uygun duruştur. Gerek okulda yada işte, gerekse de evde mümkün olabildiğince dik ve düz duruşu korumak önemlidir. 

2-Özellikle fiziksel iş kolları omurga üzerinde ciddi travmalar yaratırlar ve dinlenmiş bir vücut bu travmaları karşılamak için olmazsa olmazdır. 

3-Çalışma koltuğu, yatak ve salon oturma gruplarını seçerken, aşırı yumuşak ve rahat olanlar bize ne kadar uygun görünseler de, omurgamızı aşırı yüklere maruz bırakacaklardır. Biraz rahatsız, ama omurgayı daha iyi destekleyen seçimler önemlidir.

4-İyi beslenmek, kilo kontrolü ve kemikler için önemli mineralleri almak, sağlıklı omurganın en temel ihtiyaçlarındandır. 

5-Düzenli ve sürekli egzersizler, yürüyüşler, yüzme ve mat sporları omurgayı destekleyen kas ve bağ yapısı için önemlidir. 

6-Kuvvet egzersizleri kadar, hatta daha da önemli olan germe egzersizleri yapılmalı ve duruş eğitimleri alınabilir. 

7-Erken ve geç yaş dönemleri omurganın en hassas olduğu zamanlardır. Bu dönemlerde, postür (duruş) farkındalığı ağrısız yaşamın anahtarıdır. 

8-Kısaca yukarıdaki basit birkaç yöntemin yanı sıra, aslında en önemli koruma yöntemi, iyi beslenmek, iyi uyumak ve zinde kalmaktır. 


7 Şubat 2021 Pazar

MADEN SUYU TÜKETMEK İÇİN 4 ÖNEMLİ SEBEP!


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Freşa Gıda Mühendisi Yasin Günaydın, mineral kaynağı maden suyu tüketimi hakkında bilinmeyenleri anlattı.

Genellikle sodayla karıştırılan ancak sodaya nazaran içeriğinde kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi birçok mineral barındıran maden suyunun insan vücuduna ciddi katkıları vardır. Düzenli tüketildiğinde ise vücut ve cilt sağlığını destekliyor. Peki, maden suyunun tüketim kriterleri nelerdir? Gıda Mühendisi Yasin Günaydın şöyle cevaplıyor:

Sodyum miktarına dikkat edin!

Bazı maden suları yüksek oranda sodyum içerdiğinden dolayı eğer sıvı olarak gün içinde sadece maden suyu tüketiyorsanız bu fazla tuz alıyor olduğunuzun anlamına gelebilir. Çok fazla maden suyu içmek aynı zamanda yüksek tansiyon hastalarına da iyi gelmez. Bu yüzden günlük maden suyu tüketiminizi sınırlamalı veya düşük sodyumlu olanları tercih etmelisiniz.

Hamilelikte tüketiminizi sınırlayın

Hamileyken vücudunuzun susuz kalmaması için bolca su tüketmeniz gerekir. Doğal maden sularının içeriğinde tuz miktarı yüksek olduğundan hamile olduğunuz zaman maden suyunu ara sıra tüketmelisiniz. Çünkü maden suyu yüksek oranda tuz içerebildiğinden bu yüksek tansiyon gibi problemlere yol açabilir. Maden suyunu çok seviyorsanız sodyum diyetine uygun mineralli suları(Maden Suyu) tercih etmelisiniz. 

Cilt için canlandırıcı etkisi vardır

Maden suyu ucuz bir güzellik iksiridir.İçilen mineralli su cilde gerekli olan suyu ve sonuçta gerginliği ve pürüzsüzlüğü sağlayacaktır. Mineralli su yalnızca içildiğinde güzelleştirici değildir. Aynı zamanda dıştan sürüldüğünde de cildinizi canlandırır ve gençleştirir. Çünkü küçük kan damarlarını ve cilt kan dolaşımını uyarır. Bunun içinmineralli suyu bir parça pamuğa emdirip yüzünüze ve boynunuza serpiştirerek, birkaç dakika içinde cildinizin taze ve canlı görünüm almasını sağlayabilirsiniz.

Doğal maden suyunun hastalıklarda tedavi edici yararları da söz konusu

Maden sularındaki minerallere bağlı etkilerin dışında, maden sularındaki iyonların fizyolojik etkileri ve bazı hastalıklardaki tedavi edici yararları da söz konusudur. Bunlar sistemler özelinde kısaca özetlenirse;

Maden suyu böbrek ve idrar yollarında taş oluşumunu önler. İdrar yolu enfeksiyonlarında özellikle bikarbonat, magnezyum ve kalsiyum içerikleri yüksek maden suları iltihabı geriletici etki gösterir. Ürolojik birçok hastalıkta böbrek fonksiyonlarını destekleme ve geliştirme amacıyla bol su içilmesi, özelliklede maden suyu içilmesi temel önlemlerdendir.

Metabolizma üzerine etkisine bakıldığında maden suları özellikle sülfatlı olanlar, safra kesesi tembelliğinde yararlıdır ve pankreas fonksiyonlarını da desteklerler. Diyabette sodyum bikarbonatlı sular insulinin etkisini güçlendirir ve karbonhidrat metabolizmasını iyileştirir.

Kronik mide mukozası iltihabında veya mide asidi fazlalığında yüksek bikarbonat içerenmaden suları oldukça yararlıdır.

Günümüz insanının az su içme alışkanlığı, minerallerden yetersiz beslenme, hareket azlığı ve sedanter yaşam gibi özellikleri, sindirim sistemi rahatsızlıklarının başlıca nedenleridir. Bunların başında da habitüel kabızlık gelir. Bu noktada sülfatlımaden suları tüketmek oldukça yararlıdır.

Freşa Gıda Mühendisi Yasin Günaydın maden suyu tüketiminin önemini 4 maddede özetlerken sözlerini şöyle tamamladı:’’ Türkiye’de ilk doğal meyve aromalı maden suyu üretimini gerçekleştiren kuruluşlardan biri olarak dünyada soğuk yüzeye çıkan ender maden suyu kaynağına sahibiz. Sıfır bakterili ve nitrit bulundurmayan Ca-HCO3 tipi olan maden suyumuz,litresindeki sodyum miktarı 20 mg’ dan az olduğu için sodyum diyeti yapanların rahatlıkla tüketebileceği bir yapıdadır. İçerdiği minerallerle birlikte hamile ve çocukların güvenle tüketebileceği bir içecektir’’dedi.


Karikatürcülerin gözüyle Covid19’in turizme etkileri...

 HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Karikatürcülerin gözüyle Covid19’in turizme etkileri

Anatolia Turizm Akademisi tarafından Er Yatırım’ın ana sponsorluğunda düzenlenen 12’inciUluslararası Turizm Karikatürleri Yarışması’na 64 ülkeden, 704 sanatçı 1324 eser gönderdi. Teması “Covid19 ve Turizm” olarak belirlenen yarışma, 2009 yılından bu yana her yıl geleneksel olarak düzenleniyor ve dünya genelinde turizm alanındaki tek karikatür yarışması olarak biliniyor.

Anatolia Turizm Akademisi tarafından Er Yatırım’ın ana sponsorluğunda düzenlenen 12’inci Uluslararası Turizm Karikatürleri Yarışması’na 64 ülkeden, 704 sanatçı 1324 eser gönderdi. Teması “Covid19 ve Turizm” olarak belirlenen yarışma, 2009 yılından bu yana her yıl geleneksel olarak düzenleniyor ve dünya genelinde turizm alanındaki tek karikatür yarışması olarak biliniyor. 

En çok başvuru Rusya Federasyonu’ndan

“Gençler” ve “Yetişkinler” olmak üzere iki ayrı kategoride düzenlenen yarışmaya Gençler kategorisine 185 sanatçı 242 eser ile katılırken, Yetişkinler kategorisinde 519 sanatçı 1080 eser gönderdi.

Yarışmaya en fazla katılım Rusya Federasyonu’ndan oldu. Rusya Federasyonu’ndan 182 sanatçı 244 eser ile yarışmaya katılırken, bu ülkeyi100 sanatçı ve 174 eser ile Türkiye izledi. Sırasıyla en fazla eser gönderen ülkeler şu şekilde oluştu: 90 sanatçı ve 190 eser ile İran, 31 sanatçı ve 61 eser ile Sırbistan, 29 sanatçı ve 59 eser ile Endonezya, 23 sanatçı ve 39 eser ile Özbekistan, 19 sanatçı ve 40 eser ile Ukrayna, 18 sanatçı ve 49 eser ile Çin, 16 sanatçı ve 32 eser ile Hindistan, 10 sanatçı ve 27 eser ile Belçika, 10 sanatçı ve 23 eser ile İtalya, 9 sanatçı ve 16 eser ile Romanya.

Ödüllerin sahipleri iki ayrı jüri ile belirlenecek

12’inci Uluslararası Turizm Karikatürleri Yarışması’nde ödül alacak eserler iki aşamalı bir seçim ile belirleniyor. Ön Değerlendirme ve Final Değerlendirme Seçici Kurulları bu amaçla görev yapıyorlar.

Ön Değerlendirme Kurulunun çevrimiçi toplantısı 17 Ocak ve 24 Ocak 2021 tarihlerinde yapıldı ve finale kalan eserler belirlendi. Gençler kategorisinde 63, yetişkinler kategorisinde ise 161 eser final değerlendirmesine kaldı. Olası itirazlar için finale kalan karikatürler 01 – 09 Şubat  2021 tarihleri arasında ilan edilecek.

Beş yıldızlı karikatür yarışması

Yarışmaya 2013 yılından bugüne ana sponsor olarak destek veren Er Yatırım’ın Genel Müdürü Ferzan ÇELİKKANAT, yarışmada bu yıl “Covid19 ve Turizm” temasının seçildiğini söyledi. Çelikkanat, pandemi süreci ve alınan önlemlerin en fazla etkilediği iş alanlarının başında turizm ve bağlantılı sektörlerin geliyor olması, seçilen temayı daha da anlamlı kıldığını vurguluyor. Bu alanda yaşanan olayların, sıkıntıların ve Covid19’un bırakacağı etkilerin karikatür sanatçılarının gözüyle betimlendiğini sözlerine ekledi

Yarışmanın koordinatörü Anatolia Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nazmi KOZAK ise Uluslararası Turizm Karikatürleri Yarışması’nın on iki yıldır düzenlendiğini ve dünyada turizm temalı ve devamlılığı olan tek karikatür yarışması olmasının yanı sıra merkezi İsviçre’de olan Karikatür Birlikleri Federasyonu tarafından, on yıldır beş yıldız verilerek niteliğinin tescillenmesinden gurur duyduklarını söyledi.

Ödüller sahiplerini İzmir’de bulacak

12’inciUluslararası Turizm Karikatürleri Yarışması’nın ödül törenin Bahar aylarında İzmir’de,FourPointsBy Sheraton Otel’de yapılacak.

Uluslararası Turizm Karikatürleri Yarışması’nın resmi internet sayfasına şu adresten erişilebilir: http://tourismcartoon.org


EGD’nin “Ticari Diplomasi Yolculuğu” toplantısının ilk konuğu DEİK Başkanı Olpak oldu...

 

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



 “AB’nin Yeşil Mutabakatı’nın çevreci boyutu herkesi ilgilendiriyor. İki gün sonra AB der ki, 'Yeşil Mutabakata uymayan ürün ve hizmetler kapıdan giremez.' Bu farkındalığı oluşturmak durumundayız”

“Siyasetçilerimize teşekkür ediyoruz. Bugüne kadar yaşanan her türlü siyasi sorun, çalkantı, gerilim adına her ne derseniz deyin, bizim buna siyasi anlamda, o jargon içerisinde taraf olmamızı istemediler”

 “Ülke ya da zemin ayrımı yapmaksızın, siyasi tartışmalara girmeksizin bizim bir tek amacımız var, ekonomik ilişkilerimizi lehimize artırmak”

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Avrupa Birliği’nin (AB) Yeşil Mutabakatı’nın çevreci boyutunun herkesi ilgilendirdiğini belirterek, “İki gün sonra AB der ki, 'Yeşil Mutabakata uymayan ürün ve hizmetler kapıdan giremez.' Bu farkındalığı oluşturmak durumundayız.” dedi. 

Ekonomi Gazeteciler Derneği (EGD) ve DEİK iş birliğiyle “Ticari Diplomasi Yolculuğu” adıyla yeni bir toplantı dizisi başlatıldı. 146 İş Konseyi ile dış ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için ticari diplomasi faaliyetlerini gerçekleştiren DEİK’in İş Konseyi Başkanları’nın katılımıyla her hafta salı günü saat 11.00’de online buluşma gerçekleştirilecek. 

“Ticari Diplomasi Yolculuğu” toplantı dizisinin ilk konuğu olan DEİK Başkanı Olpak, DEİK’in görevi ve faaliyetlerine ilişkin bilgi vererek, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin önemini anlattı. 

Türkiye’nin önünde dünya ile birlikte önemli bir gündem maddesinin ABD’deki yönetim değişikliği olduğuna ve buna çalışmak durumunda olduklarına işaret eden Olpak, “Tedarik zinciri kavramı dünyanın bu salgın ile birlikte en önemli gündem maddesidir, bunu çalışmalıyız. Avrupa ile tek gündemiz Gümrük Birliği değil, Yeşil Mutabakat ne getiriyor buna çalışmalıyız. Sonuncusu da ticaret blokları oluşuyor. DEİK’in bu alanlara yoğunlaşması gerekiyor.” diye konuştu.

Olpak, siyasetçilere teşekkürlerini ileterek, “Bugüne kadar yaşanan her türlü siyasi sorun, çalkantı, gerilim adına her ne derseniz deyin, bizim buna siyasi anlamda, o jargon içerisinde taraf olmamızı istemediler. Türk tarafı hep dedi ki 'Biz kendi diyaloglarımızı kendimiz götürürüz, siz ekonomiye kilitlenin, ekonomik ilişkilerimizi artırmaya çalışın ve yapılması gereken ne varsa bunlara kilitlenin.” diye konuştu. 

İsrail ile ilişkilerin inişli çıkışlı olduğunu ancak ekonomik ilişkilere bakıldığında Türkiye'nin, İsrail’e 3 satıp 2 alan konumunda olduğunu aktaran Olpak, şunları kaydetti:“Türkiye’nin Mısır’da çok ciddi yatırımları var. En gergin olduğumuz dönemlerde de herhangi bir şekilde o yatırımların faaliyetlerine zarar vermeyecek süreç yürütmeye çalıştık. Suudi Arabistan çok soruldu, 'Türk mallarına ambargo var mıydı, yok muydu?' Resmi yetkililer bunun olmadığını ifade ettiler ama piyasada iş insanlarımızdan gelenler adı konulmadan malların bloke edildiği yönündeydi. Geldiğimiz noktada 3 Şubat itibarıyla belki hemen tam serbestliğe geçilmedi ama iş insanlarımızın konsey başkanımızın yaptığı temaslarda tablo şu, önceden kapı duvar olan görüşmeler bugün rahat bir şekilde yapılabilir hale geldi. DEİK’in fonksiyonunun bu olduğunu düşünüyoruz. Bir ülkeyle ilgili kırmızı çizgi varsa, diplomatik ilişkilerimiz hiç olmayacaksa, bu noktada farklı çizgi sürdüreceksek başka. Ama bunun dışında ülke ya da zemin ayrımı yapmaksızın, siyasi tartışmalara girmeksizin bizim bir tek amacımız var, ekonomik ilişkilerimizi lehimize artırmak.”  

“Türkiye, Asya Pasifik ile ilgili dış ticaret açığını sıfırlayabilse cari açığı konuşmayacak”

Olpak, dış ticaret açığının, cari açığın konuşulduğunu anımsatarak, “Bugün Türkiye, Asya Pasifik ile ilgili dış ticaret açığını sıfırlayabilse cari açığı konuşmayacak. Demek ki Türkiye’nin o ülkelerle olan ikili ilişkileri ne olursa olsun, benim DEİK olarak sorumluluğum bu nokta üzerine çalışmaktır.” dedi. 

1990 yılından beri Çin ile ticaret yaptığını ifade eden Olpak, sözlerini şöyle sürdürdü:

 “Çin bugün düşüğü değil, orta teknolojiyi bırakma noktasında. Kiminle rekabet ettiğimizi iyi görmemiz lazım. Orta teknoloji, düşük teknoloji konusu Türkiye’nin tercihi falan değil, olmazsa olmazıdır. Ama bunu tek başına ne DEİK ne de bakanlık yapabilir. Beraberce bunu yapmaktan başka çaremiz yok. Yapmazsak, Kuşak Yol Projesi'yle, treniyle, zaten orta teknolojiyi bile terk etmeye geldiği yeriyle en fazla pazarımız olan Avrupa’ya mallarını ulaştıracak. Karşılığında top tüfek çekecek halimiz yok, biz de gidip kaderimizle baş başa kalacağız. Böyle bir kader olamaz. Biz ana yol haritalarını götürmek durumundayız.”AB’nin Yeşil Mutabakatı’nın çevreci boyutunun herkesi ilgilendirdiğini vurgulayan Olpak, “İki gün sonra AB der ki 'Yeşil Mutabakata uymayan ürün ve hizmetler kapıdan giremez.' Bu farkındalığı oluşturmak durumundayız.” dedi.

Olpak, Avrupa tarafına toplantılarda “yeni bir adı konulmamış tarife dışı engel olarak koymaya çalışıyorsanız açık açık konuşalım” dediklerini söyledi.

Bu farkındalığı yüksek seste dillendirdiğini anlatan Olpak, “Ama bunu sanayimize erken yük taşıttıracak noktaya getirmemiz, zaten rekabetçilikte zorlanan sanayimizi erken doğum ile karşı karşıya bırakmamamız lazım.” şeklinde konuştu.Salgın sürecinde tedarik zinciri içerisinde Türkiye'nin altyapısını herkesin gördüğünü belirterek, yapının daha fazla nakde çevrilmemesi için hiçbir sebep olmadığını dile getirdi.