11 Ağustos 2021 Çarşamba

Uzaktan çalışarak tatil yapmak isteyen her 100 kişiden 73’ü daha uzun tatil planlıyor..


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Salgınla değişen yaşam tarzı turistlerin tatil tercihlerini kökten değiştirdi:

Uluslararası yönetim danışmanlığı şirketi Simon Kucher & Partners tarafından 2020 yılının Mayıs ve Aralık aylarında yapılan ve salgın sonrası otel, turizm ve eğlence sektöründeki değişen tüketici davranışlarını inceleyen çalışma, 2021 yılı içinde 7 binden fazla katılımcı ile yeniden gerçekleştirildi. Türkiye’ye en fazla ziyaretçi gönderen Rusya, Almanya ve İngiltere gibi ülkelere odaklanan çalışma, yabancı turistlerin salgınla beraber değişen yaşam tarzları sonucu tatilden yeni beklentilerine yön veren trendlere ışık tuttu.


Araştırmaya göre son dakika rezervasyonları iki kat artacak. Tüketiciler sağlık sigortası ve son dakika iptal hakkını içeren rezervasyonlarda daha fazla ödemeye razı. Her 100 kişiden 83’ünün yurt dışı tatil tercihinde deniz-kum-güneş ve şehir-tarih turizmi talebi yerini wellness ve doğa/macera deneyimlerininde yaşanabileceği alternatif lokasyon ve tesislere bırakacak. Uzaktan çalışma konforu sunabilen tesisler, turistleri daha uzun süre ağırlayabilecek.

Gerek sağladığı döviz girişi gerekse yarattığı istihdamla Türkiye için hayati sektörlerden biri olan turizm; parlak yılı2019’da 34,5 milyar dolargeliriyle rekor seviyelere ulaşmıştı. COVID-19 etkisinin kendisini en çok gösterdiği 2020 yılında, turizm geliri 12,2 milyar dolara ulaşabildi. 12020 yılında Türkiye’yi ziyaret eden toplam 15,9 milyon ziyaretçininin;12,7 milyonunu yabancı turistler,3,2 milyonunu ise yurt dışı ikametli vatandaşlar oluşturdu. 2020 yılında Türkiye’ye en fazla ziyaretçi gönderen ülkeler ise sırası ile Rusya, Bulgaristan, Almanya, Ukrayna ve İngiltere oldu.1 2021 yılının ilk 6 ayında ise Türkiye’yi ziyaret eden yabancı sayısı 2020’nin aynı dönemine göre yüzde 27 oranında arttı. Ziyaretçi profilinde Ukraynalılar ilk sırada yer alırken onu Rusya Fedarasyonu ve Almanya vatandaşları izledi. Seyahat planlarında Türkiye’yi ilk seçenekler arasında gören İngiliz, Rus ve Alman turistlerin COVID-19 ile beraber değişen seyahat alışkanlıklarını ve beklentilerini anlamak ve bu değişiklikleri önceden tespit etmek, yabancı turistleri hedefleyen otel, turizm ve eğlence şirketleri için kritik önem taşıyor. 

Rus, Alman ve İngilizlerin her iki kişisinden biri tatil için yurt dışını tercih edecek

Oldukça çarpıcı veriler içeren araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’yi en fazla ziyaret eden milletlerden Rus, Alman ve İngilizlerin yalnızca yüzde 11’i son bir yıl içerisinde yurt dışı seyahati gerçekleştirdi. Ancak, pandemi sonrasında, yurt dışı seyahatine olan tercihlerde artış bekleniyor, araştırmaya katılan yaklaşık her iki yabancıdan 1’i pandemi sonrasında yurt dışı seyahati gerçekleştirmek istediğini belirtti.

Dört önemli trende göre pozisyon alınmalı

Salgın, dünyanın her yerinde tüketicilerin yaşam tarzlarını ve tüketim alışkanlıklarını değiştirdi. Simon-Kucher & Partners’ın araştırması, Türkiye’yi en çok ziyaret eden ülkelerin vatandaşlarınınturizm ve seyahat sektörüne yönelik değişen taleplerine dikkat çekiyor. Turizm sektöründe yer alan her şirketin yeni dönem yol haritaları için mutlaka göz önünde bulundurmaları gereken 4 önemli trendi ortaya koyuyor.

1)Son dakika rezervasyonunun oranı 2 kattan fazla artıyor 

Pandeminin küresel olarak yarattığı belirsizlik, turizm sektöründe son dakika rezervasyona ilgiyi artırmaya devam ediyor. Pandemiden önce katılımcıların sadece yüzde 14’ü son dakika rezervasyon yaptığını belirtirken bu oran pandemiden sonra yüzde 35’e çıktı. Seyahat kısıtlamaları, vaka sayılarındaki hızlı değişikler ve COVID-19 ile ilgili devlet politikaları; son dakika rezervasyonlarına artan ilginin arkasındaki en önemli nedenler olarak öne çıkıyor. Araştırmaya katılanların yüzde 31’i seyahat kısıtlamaları, yüzde 24’ü seyahat için tercih edilen destinasyondaki vaka sayılarında son durum, yüzde18’i ise COVID-19 ile ilgili değişen devlet politikaları sebebiyle son dakika rezervasyonlarını daha çok tercih edeceklerini belirtiyor.Ancak artan son dakika rezervasyon tercihlerine rağmen; katılımcıların yüzde 32’si pandemi kaynaklı endişelerin azalmasıyla birlikte erken rezervasyona yönelebileceklerini belirtiyor. 

Turizm sektörü paydaşlarının, son dakika yabancı turist rezervasyonlarına hazırlıklı olması ve pandemi kaynaklı endişelerin azalmasıyla birlikte artacak seyahat planları için erken rezervasyona teşvik edecek güçlü tatil paketleri hazırlamaları oldukça önemli.

2)Yeni nesil tatil deneyimine talep artıyor

Araştırma, katılımcıların pandemi sonrası değişen yurt dışı seyahatlerinde yeni beklentilerini de ortaya koyuyor. Deniz-kum-güneş ya da tarih-şehir odaklı seyahat planları yerini Türkçeye ‘kendini iyi hissetme hali’ olarak da geçen wellness ve doğayla baş başa kalma ve macera gibi farklı deneyimler ve konseptler sunan yeni nesil tatil anlayışlarına bırakıyor. Tatilciler pandemi sonrası, farklı deneyimler sunan tatil opsiyonlarını tercih ediyor; çalışmada yer alan katılımcılarının yüzde 47’si doğa/macera odaklı, yüzde 36’sı ise wellness odaklı tatil seçenekleri ile ilgilendiklerini belirtiyor.

Turizm sektörünün ve özellikle otellerin; tatilcilere sundukları deneyimleri, yükselen trendleri göz onuna alarak değerlendirmeleri ve bu doğrultuda hizmetlerini şekillendirmeleri gerekiyor. 

3)Uzaktan çalışarak tatil konsepti yükselişte

Pandemi ile birlikte uzaktan çalışma düzenine geçen pek çok şirket uzaktan çalışan sayılarını da artırdı. Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre salgın nedeniyle Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının yüzde 12,3'ü geçen yıl işlerini evden yürüttü. Bu oran salgın öncesinde AB’de yüzde 5 civarında seyrediyordu.

Bu yeni çalışma düzeniyle birlikte, İngilizce ‘work’ (iş) ve ‘vacation’ (tatil) kelimelerinin birleşmesinden doğan ‘Workation’ yani uzaktan çalışarak tatil konsepti ise yükselen tatil trendleri arasında yer alıyor.  Araştırmaya katılanların yüzde 10’u Workation konseptli bir tatil seçeneğini tercih etmeye istekli olduğunu belirtiyor.

Workation tatilini tercih eden katılımcıların, yüzde 52’si bu konseptte bir tatil için 1-2 hafta zaman ayırabileceğini belirtiyor. Ancak Workation tercih edenlerin yüzde 73’ü, istenilen şartlar sağlanırsa Workation için planladıkları süreyi, planlanan süreye ek 14 güne kadar uzatabileceklerini ekliyorlar. Workation tatillerinde, planlanandan daha uzun süre zaman geçirmek için aranılan en önemli koşul, güvenli ve hızlı internet bağlantısı. Workation tercih edenlerin yüzde 68’i, güvenli ve hızlı internet bağlantısı sağlandığı takdirde seyahatlerini daha uzun süreli olarak planlayabileceklerini belirtiyor.

Simon-Kucher & Partners Direktörü Öykü Elmas, ‘Pandemiyle birlikte, dünyamıza giren uzaktan çalışma konseptini avantaja dönüştürmek için, tatilcilerin uzaktan çalışma ile ilgili beklentilerinin doğru anlaşılması ve Workation için gerekli koşulların turizmciler tarafından karşılanması gerekiyor. Oluşan yeni konseptler bu sektörde değer yaratımını hızlandırmak ve daha geniş alanlara yaymak için güzel fırsatlar. Biz de bu dönemde müşterilerimiz ile şirket DNA larına uygun olan fırsatları en doğru şekilde nasıl değere dönüştürebilecekleri konusunda beraber çalışıyoruz.’ diyor.

4)Rezervasyon esnekliği, iptal seçeneği ve seyahat sağlık sigortalarının önemi artıyor

COVID-19 kaynaklı belirsizlikler karşısında yabancı turistlere kendilerini güvende hissettirecek; rezervasyon esnekliği, iptal hakkı ve/veya seyahat sağlık sigortası gibi ek hizmetlerin sağlanmasının önemi artıyor. Araştırmaya katılanların yüzde 34’ü rezervasyon esnekliği ve iptal politikalarının, rezervasyon sürecindeki kararları konusunda önemli bir rol oynadığını belirtirken, katılımcıların yüzde 34’ü bu koşulların sağlanması durumunda, daha fazla ödemeye de hazır olduklarını ekledi.Rezervasyon esnekliği ve iptal politikalarına ek olarak, seyahat süresince ve/veya seyahat edilen destinasyonda oluşabilecek sağlık problemleri konusunda güvence verilmesi de yine yabancı turistlerin önem verdiği ek hizmetler arasında yer alıyor. Katılımcıların yüzde 30’u, seyahat sağlık sigortalarının rezervasyon sürecindeki kararları konusunda önemli bir rol oynadığını söylerken, katılımcıların yüzde 43’ü bu hizmet için ek ücret ödeyebileceğini belirtiyor.

Tur operatörlerinin, yabancı ziyaretçilerin beklentilerini ve bu beklentilerin karşılanması durumunda ek ödeme yapmaya istekli olmalarını dikkate alarak; erken rezervasyon esnekliği, iptal seçeneği ve seyahat sağlık sigortası gibi ek hizmetleri içine alan kapsamlı tatil paketleri hazırlamaları gerekiyor.

“Hizmetler, değişen trendler doğrultusunda şekillendirilmeli”

Araştırma sonuçlarını değerlendiren Simon-Kucher & Partners Yönetim Kurulu Üyesi ve Yönetici Ortağı Mert Terzioğlu, turizm sektörünün yabancı turistlerin değişen beklentilerini doğru bir şekilde değerlendirerek, değişen trendler ve önceliklere göre hizmetlerini ve tatil paketlerini geliştirmesi gerektiğini söylüyorveturizm sektörü temsilcilerine önerilerini şöyle özetliyor: “Turizm sektörünün, pandemi ile birlikte değişen tüketici ihtiyaçlarını anlaması ve bu ihtiyaçlara yönelik hizmetlerini hızlı bir şekilde tüketiciye sunabilmesi gerekiyor. Turizm sektörünün temsilcileri, tatilcilere sundukları deneyimleri, Workation gibi yükselen yeni trendleri göz onuna alarak değerlendirmeli ve bu trendler doğrultusunda hizmetlerini şekillendirmeli. Pandemi kaynaklı endişelerin azalmasıyla birlikte yerli veyabancı ziyaretçilerin seyahat planları artacak ve bu döneme turizm sektörünün yeni trendlerini, kişilerin bu doğrultuda değişen ödeme istekliliklerini anlayarak ve şirket paketlerini bu şekilde tasarlayarak hazır şekilde girmek, yaşanan krizi büyük bir fırsata çevirmek için gerekli anahtar.”


Kaynakça

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı. “TURİZM İSTATİSTİKLERİ.” Turizm İstatistikleri, yigm.ktb.gov.tr/TR-9851/turizm-istatistikleri.html.


Simon-Kucher & Partners hakkında

Simon-Kucher & Partners, strateji, pazarlama, fiyatlandırma ve satış odaklı TopLine Power®'da uzmanlaşmış bir global danışmanlık firmasıdır. Müşterilerine pratik, kanıta dayalı stratejiler uygulayarak büyüme ve kar hedeflerini gerçekleştirmelerinde yardımcı olmaktadır. Dünyanın önde gelen fiyatlandırma danışmanı ve düşünce lideri olarak kabul edilen Simon-Kucher & Partners'ın dünya çapında Türkiye dahil 41 ofisinde yaklaşık 1500 çalışanı bulunmaktadır.


Türkiye Dijital Vergi Dairesi kuruluyor,

 HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Yapay zekalı Dijital Vergi Asistanları geliyor 

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından Ekonomi Reform Paketi kapsamında, ülkemizdeki tüm mükelleflere hizmet verecek ve işlemlerin elektronik şekilde yapılmasını sağlayacak olan “Türkiye Dijital Vergi Dairesi’nin kurulmasına yönelik yasa şekillendi. 

Ekonomi reformu çerçevesinde, yatırımcıların önü açılırken vergi düzenlemelerinin sadeleştirilmesi ve dijitalleşen işlemlerle birlikte 24 saat açık vergi dairesi hizmetine geçilmesi hedefleniyor. Dijital Vergi Dairesi’nde, vatandaşlardan gelebilecek olası sorulara yapay zekalı dijital vergi asistanları yanıt verecek ve aynı zamanda vergi dairelerinde vatandaşları bezdiren uygulama farklılıkları ve bürokrasi de sona ermiş olacak. 

Vergi mükellefleri, Dijital Vergi Dairesi sayesinde, zaman ve mekan bağımsız, ödemelerini hızlı bir şekilde gerçekleştirebilecek. Ayrıca, vergi iadesi incelemeleri, tebligatlar, tutanaklar, raporlama işlemleri elektronik ortamda hızlı bir şekilde tamamlanabilecek. Yasa ile birlikte vergi işlemlerinde de dijital dönüşüm sağlanacak. 


Yasa kapsamında, 850 bin esnaf gelir vergisinden muaf olacak 


Türkiye Dijital Vergi Dairesi’nin kurulmasına yönelik yasa çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Çalışmalar kapsamında, 850 bini aşkın esnafın, gelir vergisinden muaf olması ve beyan yükümlülüklerinin kaldırılmasına dair yasal düzenlemenin de Aralık sonunda TBMM’ne sunulması planlanıyor. Buna göre, marangoz, tornacı, çay ocağı işletmecisi, terzi, tamirci, kuaför, tesisatçı gibi basit usulde vergilendirilen esnaflar, gelir vergisinden muaf olurken, beyan yükümlülükleri de kaldırılmış olacaktır. 

Vergi sisteminde vatandaş odaklı reform adımları için kolları sıvayan Hazine ve Maliye Bakanlığı, ödeme gücüne göre artan oranda vergilendirmeyi esas alacak. Vergi Usul Kanunu, gönüllü uyumu teşvik edilecek şekilde düzenlenecek. 

Aynı zamanda, kamuya süresinde ödenmeyen borçların tek bir idare tarafından tahsil edilmesine yönelik çalışmanın da bu yılın sonuna doğru uygulamaya alınması planlanıyor.

Bir diğer konuda, küresel yatırımcılar için çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları revize ediliyor ve birden fazla ülkeyi ilgilendiren vergisel sorunların çözümünde diğer ülkelerle birlikte “karşılıklı anlaşma yöntemi” kullanılacak.


e-Belge ile başlayan dijital dönüşüm süreci, Türkiye Dijital Vergi Dairesi ile devam edecek


Türkiye’de, 2014 yılı Nisan ayında, zorunluluğu bulunan işletmelerin e-Fatura uygulamasına geçmesiyle başlayan e-Dönüşüm süreci, aradan geçen 7 yılda global ölçekte başarıya imza atarak, önemli bir yol aldı. 2021 yılı Haziran ayı itibariyle, Uyumsoft’un aralarında bulunduğu özel entegratörlerin de katkılarıyla, ülkemizde e-Fatura kullanan firma sayısı 427 bine ulaştı. Elektronik belge kullanımı ve elektronik defter kullanımının kademeli olarak yaygınlaştırılmasıyla, vergi kayıplarının azaltılması hedefleniyor ve sürecin Haziran 2022’ye kadar tamamlanması planlanıyor.

2020 yılında, Marmara Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercan Öztemel’in önderliğinde UyumAkademi’de başlatılan yapay zeka eğitim serileri büyük ilgi gördü. Bu serilere katılan dinleyiciler, yapay zeka ile ilgili bilgilenirken, merak ettikleri soruların cevaplarını da öğrenme şansını yakaladılar. Yapay zeka çözüm ve ürünleri hayatımızın her alanında kullanarak operasyonel iş yükünü azalıyor, verimliliğimiz artıyor.

25 yıldır iş dünyasının dijital dönüşümüne yenilikçi yaklaşımlar ve akılcı iş modelleri ile rehberlik eden Uyumsoft, yapay zekanın kullanıldığı çözümlere yaptığı yatırımları sürdürüyor.

50 binin üzerindeki yerli ve global müşterisinin uçtan uca dijital dönüşümünü sağlayan Uyumsoft AŞ’nin ürün ailesinde; Kobiler için ekoTicari ve ekoCari (Ön Muhasebe Programı) ile e-Belge e-Uyum (e-Fatura, e-Arşiv Fatura, e-SMM, e-Defter, e-İrsaliye ve diğer tüm e-Belgeler) uygulamalarının yanı sıra; Kurumsal Kaynak Planlama uyumERP (bulut, mobil), Müşteri İlişkileri Yönetimi uyumCRM (bulut, mobil), İnsan Kaynakları Yönetimi uyumHRM (bulut, mobil), Ticari Paket Yazılımlar,  ekoHR, ekoSMMM (Mali Müşavir Yazılımı), Banka Bakiyem, uyumYEDEK, uyumİYS dahil 30’u aşkın yazılım ürünü bulunuyor. 


10 Ağustos 2021 Salı

Serdar Küçükyıldız,Dedeman Bostancı ve Park Dedeman Bostancı otellerinin Genel Müdürü oldu..


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR


SERDAR KÜÇÜKYILDIZ,DEDEMAN BOSTANCI VE PARK DEDEMAN BOSTANCI’NIN GENEL MÜDÜRÜ OLDU


Dedeman Hotels& Resorts International bünyesinde yer alan Dedeman Tokat’ın Genel Müdürü Serdar Küçükyıldız, Dedeman Bostancı Otel & Convention Center ve Park Dedeman Bostancı otellerinin Genel Müdürü olarak atandı. 

Akdeniz Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Serdar Küçükyıldız, turizm sektöründeki profesyonel iş hayatına 1994 yılında başladı. Sektörün farklı alanlarında elde ettiği tecrübeyle Dedeman kariyerine 2008 yılında Dedeman Antalya Oteli’nde Vardiya Lideri olarak başlayan Küçükyıldız, Dedeman Antalya Oteli’nde 2013 yılına kadar Rezervasyon ve Gelirler Şefi ve Kurumsal Satış Müdürü görevlerini üstlendi. 2013-2015 yılları arasında Dedeman Turizm Yönetimi İstanbul’da Merkez Otelcilik Kurumsal Satış Müdürü olarak, 2015-2018 yılları arasında da Park Dedeman Elazığ Otel Genel Müdürü olarak kariyerine devam etti. 

Tokat ilinin ilk ve tek 5 yıldızlı oteli olma özelliği taşıyan Dedeman Tokat’ta 2018’den bu yana Dedeman Tokat Otel Genel Müdürü olarak görev yapan Serdar Küçükyıldız, Dedeman Hotels& Resorts International tarafından yapılan yeni atama ile Dedeman Bostancı Otel & Convention Center ve Park Dedeman Bostancı otellerinin Genel Müdürü oldu.

Turizm sektöründe 27 yıllık tecrübeye sahip olan Serdar Küçükyıldız,İngilizce ve Almanca bilmektedir. 


9 Ağustos 2021 Pazartesi

Ameliyathane standartlarında temiz hava sirkülasyonu sağlayan Canpark AVM’ye yoğun ilgi ...

 

HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR




Canpark AVM’den ameliyathane standartlarında temiz hava sirkülasyonu 

 Anadolu Yakası’nın gözde Alışveriş Merkezi Canpark AVM, sağlık, güvenlik ve hijyen önlemlerinin yanı sıra ameliyathane standartlarındaki temiz hava sirkülasyonu sayesinde yoğun ilgi görüyor. 

Canpark AVM, TÜV SÜD tarafından sertifikalandırılan ve Canovate Group tarafından geliştirilen Hycanx Hepa + UVC Kombo Kanal Tipi Hava Temizleme Sistemi ve Türk Standartları Enstitüsü tarafından verilen TSE Güvenli Hizmet Belgesi ile ziyaretçilerine en iyi hizmeti sunmak için çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.


Ziyaretçi sayılarında artış hızlandı 


Anadolu Yakası’nın kalbi Ümraniye’de bulunan, ziyaretçilerine alışveriş ve yaşam keyif sunan Canpark AVM, bulunduğu lokasyon sebebiyle yoğun ziyaretçi akışına sahip. Normalleşme sürecinde yeniden haftanın yedi günü hizmete başlanması, ilk günden itibaren ziyaretçi sayılarındaki artışa yansıdı. 

Pandeminin başladığı ilk günden itibaren “Güvenli Ortam” ilkesi ile hareket eden ve özellikle temizlik-hijyen çalışmalarına fazlasıyla önem veren Canpark Alışveriş Merkezi’nde, Temmuz ayından itibaren restoran ve kafelerde gönül rahatlığı ile sosyalleşmelerin artışı gerçekleşiyor. Sinema ve oyun alanlarına olan ilginin aynı şekilde artması alışveriş merkezine olan yoğun güvenin bir göstergesi oldu. 

AVM yöneticileri yaptıkları değerlendirmede; “1 Eylül tarihinden itibaren toplu alanlara giriş için aşı şartı önerisinin kabul edilebilmesi gündemimizde ve bu doğrultuda çalışmalarımızı tamamladık. Aşılanma oranındaki hızlı artışa ek olarak, ziyaretçilerimizdeki sosyalleşme ve güvenli alışveriş yapma talepleri doğrultusunda, yılın son çeyreğinde pandemi öncesi ziyaretçi sayılarına ulaşmayı planlıyoruz” dediler.


Ormanları, Elektro- Optik Termal Radarlar ile korumak mümkün ....

 HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Elektro- Optik Termal Radarlar ile Orman yangınları önlenebilir 


Elektro- Optik Termal Radarları (PanTher Radar) ile, Ülkemizin Ormanları 7 / 24 yıl boyunca 360 derece panoramik görüntü ile insansız izlenerek; olası bir hareket, duman ve ısı algılaması olduğunda, anında yetkililere alarm ses sinyalleri, e-posta ve SMS yolu ile iletiliyor. 

Türkiye’nin ilk elektro-optik Termal Radarı, veri merkezi ve fiber optik sistemlerindeki teknolojisi ve uçtan uca ürün portföyü ile dünyanın 10 global markası arasında yer alan Canovate Group bünyesindeki Türk mühendisleri tarafından geliştirildi.

Elektro- Optik Termal Radarları (PanTher Radar) ile, Ülkemizin Ormanları 7 / 24 yıl boyunca 360 derece panoramik görüntü ile insansız izlenerek; olası bir hareket, duman ve ısı algılaması olduğunda, anında yetkililere alarm ses sinyalleri, e-posta ve SMS yolu ile iletiliyor. 

Orman yangınlarını önlemede çözüm olan Elektro- Optik Termal Radarları (PanTher Radar), 1950’lerden beri piyasada olan mikrodalga radarlara alternatif olarak geliştirildi. Elektro- Optik Termal Radarları, yüzeylerin termal ışımaları ile çalışıyor. Ormanların, kıyı emniyeti, sınır güvenliği, boru hatlarının korunması gibi geniş bir alanda kullanılabilir.  

İleri teknoloji üretimi yapıyor 

 İleri teknoloji üretimi yapan yerli ve milli Türk firması olduklarını ifade eden Canovate Group Yönetim Kurulu Başkanı Can Gür, şunları söyledi: 

“42 yıldır, ar-ge ve inovasyon odaklı ileri teknoloji üretimi yapan bir şirketler grubuyuz. Fiber optik sistemler ve data centerlar’da teknoloji ve portföy olarak, dünyada ilk 10 firmadan birisiyiz. İndirect adiabatic soğutma sistemleri ve Elektro- Optik Termal Radarları (PanTher Radar) dahil birçok teknolojik üründe, ülkemizde ilk ve tekiz. Üretimimizin %70’ini, 76 ülkeye ihraç ediyoruz. Firma olarak, yüksek katma değerli yüksek teknoloji ürünleri üretiyoruz, ihraç ediyoruz ve ülkemize döviz kazandırıyoruz. Çekmeköy’deki 40 bin metrekare kapalı alana sahip olan fabrikamızdaki mühendislerimiz ve 850 çalışanımız ile ar-ge çalışmalarıyla ileri teknoloji yatırımlarına ve çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz” dedi. 


*Elektro- Optik Termal Radarları (PanTher Radar) hakkında: 

Elektro- Optik Termal Radarları (PanTher Radar), 360 derece panoramik görüntü elde etmekte ve bunları görüntü işleme yazılımı ile analiz ederek, insan-araç vb hareketli obje algılaması yapmaktadır. Sistem üzerinde, yangın algılama algoritması çalışıyor. Bu durum, ormanların 7-24 365 gün otomatik olarak, başında insan gücüne ihtiyaç duyulmadan sürekli taranıp, algılanması anlamına geliyor. Geliştirilen görüntü işleme algoritması ile GPS ve Lazer mesafe ölçer olmaksızın, yaklaşık hedef konumu veriyor.  

Sabit kamera yada PTZ  aksine, radar şeklinde sürekli dönüyor ve birden çok alarm noktasını buluyor. TCP/IP Ethernet, GPRS, LT, PP-RF ve Uydu Modem ile merkeze bağlanma, yerel izleme ve kayıt mümkündür. POE desteği var. 1000 metre insan, 3000 metre araç,  5000 metre yarıçapa kadar yangın algılayabiliyor. Düşük enerji tüketimi, güneş paneli ve rüzgar gülü ile şebekeden bağımsız çalışma yapıyor. -40 °C ile +55 °C arası çalışma sıcaklığı mevcuttur. IP 66 koruma standardı bulunuyor. 

*Yangın İzleme ve Erken Uyarı Sistemi:

1-Ülkemizde, 776 kuleden 24 saat insan gözetimi ve 117 kuleden 254 kamera ile yangın gözetlemesi yapılıyor. Buna rağmen, son yıllarda ve son 1 haftadır ciddi kayıplarımız oluyor. Sınırlı dikkat süresi, dinlenme ihtiyacı, sürekli aynı alana bakmaktan dikkatin dağılması gözlem yapan personel açısından önemli bir sorun olabilir. Yedekli nöbetçi ve lojistik ihtiyacı da maliyetleri artırıyor. Sabit kamera ve PTZ kameralar, insan kullanımı gerektiriyor ve mevcut çözümler bu gibi nedenlerle yeterince etkili olmayabiliyor. 


2-Elektro- Optik Termal Radarları (PanTher Radar), insandan bağımsız olarak, 10-15 Km yarıçapa kadar Dual Spektrum Zoomlu kamera sistemi ile Termal Radar Algoritması kullanılarak, 7-24, 365 gün  sürekli gözlem yapıyor ve alarm üretiyor. Bu sistem, orman yangınlarını önleme için özel olarak geliştirilmiş ve patente edilmiştir. 


Bu sistem sayesinde;


*Araziye ve kullanılacak Lens-Sensör’e bağlı olarak 10-15 km yarıçapa kadar (300-700 Km2) alanı tek bir sistem ile tarayabiliyor.


*İstendiğinde belirli yollar vb gibi insan hareketine müsait alanlarda oluşacak hareketliliği rapor edebiliyor ve alarm üretip uzak izleme noktasına iletebiliyor.


*Sisteme eklenen mini meteoroloji sistemi ile Orman yangını için önemli olan Sıcaklık, Basınç, Bağıl Nem, Rüzgar gibi atmosferik bilgiler yerinden istenilen periyotlarla merkeze gönderilebiliyor. Bu durum, hem yangına duyarlı bölgelerin yerinden öncelikle haberdar olmayı ve hem de yangın esnasında gerçek meteorolojik değerleri yetkililere sağlıyor.


*Sağlanan bu meteorolojik değerler yanında, istenildiğinde toprak sensörleri de dahil edilerek, nem, ph vb gibi değerler toplanabiliyor. Bu bilgiler bölgedeki ağaçlandırma ve orman emvalinin geliştirilmesi açısından önemli veriler sağlıyor. Bu sayede, gerçek orman konumundan anlık veriler toplanıyor ve sunucu üzerinde yıllarca analiz yapılmasına olanak sağlanıyor. 


Ayıplı şirketlerin yeni taktiği “yeşil badana” mı?


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR




Ayıplı şirketlerin yeni taktiği “yeşil badana” mı?

Pandemi süreci ile birlikte Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin (EGD) başlattığı toplantılar, konularında uzman pek çok kişi ve kurumların yoğun ilgi ve desteği ile devam ediyor. Türkiye’de farklı sorunlara yeni bakış açıları kazandırma ve çözüm arayışlarının sürdüğü toplantıların yedincisi olan İzmir’deki Küresel Isınma Kurultayı sırasında ortaya çıkan “yeşil yıkama” kavramı, geçtiğimiz akşam Türkiye’nin en önde gelen uzman isimlerinden biri olan Dr. Uygar Özesmi’nin verdiği seminerde detaylarıyla irdelendi. Yoğun bir katılımın olduğu seminer, izleyenlerden gelen sorularla geç saatlere kadar devam etti. 

EGD Başkanı Celal Toprak’ın moderatörlüğünde “Sistemik Bakış: Orman Yangınları, İklim Krizi ve Yeşil Yıkama” başlığıyla Dr. Uygar Özesmi tarafından verilen seminerde, özellikle yeşil ekonomi konusunda atılan kimi adımların, sergilenen bazı faaliyetlerin sahte ve toplumu yanıltıcı olduğu vurgulandı.

Türkiye’de sertifikalı sürdürülebilir orman alanları yalnızca yüzde 28

Sistematik bakış açısıyla Türkiye’deki orman koruma alanları ve yanan ormanlar konusuna değinerek seminere başlayan Dr. Uygar Özesmi, Orman Sürdürülebilirlik Konseyi’nin Sertifikalandırma Sistemine bakıldığında 2012-2020 yılları arasında Türkiye’deki sertifikalı orman alanlarının her yıl arttığını ancak toplam orman işletmelerinin sadece yüzde 28’sinin bu sertifikayı almaya hak kazandığını belirtti.  Bu verinin aslında ürkütücü olduğunu ifade eden Dr. Özesimi, geriye kalan yüzde 72’lik alanların sürdürülebilir işletilmediği anlamına geldiğine dikkat çekti. 

Ormanlara sadece kesimlik kütük olarak bakmak yanlış

Dr. Özesmi, uydu görüntülerinden tespit yapan Avrupa Orman Yangınları Bilgi Sistemine göre 2021’de 120 hektarlık bir alanın yandığını belirtti.  Bu alandaki yok olan ağaç varlığının bugünkü net değerle 2 milyar TL civarında olduğunu ve buraları söndürme ve ormanlaştırma maliyetinin ise 3,5 milyar TL olacağını tahmin ettiğini söyledi. Ancak buradaki TL değerleriyle ormanlara sadece kesimlik kütük olarak bakmanın yanlış olduğunu, çünkü biyolojik çeşitliliğin de korunması gerektiğini dile getirdi. Ne yazık ki biyolojk çeşitlilik açısından Türkiye’de sadece 46 koruma alanından oluşan 408 bin 500 hektar alan olduğunu bunun yanan alanın sadece 3,4 katı olduğu düşünülürse korunan alanları tüm orman alanının %30’una çıkartmak gerektiğini ifade etti.

Kalitesiz linyit kömürü çıkartmak üzere İkizköy’de ormanların kesilmek istendiğini, kömürün termik santrallerde yakılması ile ortaya çıkan karbonun sera etkisini tetiklediğini, bu negatif döngüsel sürecin sonunda artan iklim krizi ile ortaya çıkan orman yangınlarının yine dönüp gelip o termik santralı tehdit ettiğini gösterdi. Bu örnekten yola çıkarak sürecin iklim değişikliğine, iklim değişikliğinin de afetlere neden olduğunu veriler ve grafiklerle anlattı. 

Ayıplı şirketler, şimdi de “Yeşil Badana” ile aldatıyor

İklim Değişikliği ile mücadele konusunda şirketlere ve bireyleri temsil eden STK’lara artık daha büyük sorumluluklar düştüğüne dikkat çeken Dr. Özesmi, bu konuda yeterince toplumsal bir bilinç oluşmadığını verdiği bir örnekle açıkladı. Türkiye’deki son yangınlarda öne çıkan bir sanatçımızın kurduğu çok değerli bir derneğin dünyanın büyük ve iklim değişikliğine neden olan ayıplı fosil yakıt şirketlerinden biriyle “ahbap” ilişkisi içine girip maddi desteği kabul etmesinin tam da bu şirketlerin “Yeşil Badana”sına denk düştüğünü ifade etti. Bu nedenle, afetler ve orman yangınlarının başlıca nedenlerden biri olan İklim Değişikliği sorununun temelindeki iş modellerinin ekolojik ve sosyal faydası ile sağlık gibi toplumsal zararları hakkında herkesi bilinçli olmaya davet etti. Yeşil Yıkama’yı önlemek için özellikle bilim insanları, ekonomistler ve gazetecilerin sorgulayıcı ve bilinçli olması gerektiğinin altını kalınca çizdi. Dr. Özesmi’ye göre “Yeşil Badana”yı önlemenin yolu, şirketlerin üretim süreçlerinin denetlenebilir ve şeffaf hale gelmesinden, üretimlerinin insana ve doğaya ne fayda sağladığının ölçümlenebilir olmasından geçiyor. Ancak böylelikle, iklim değişikliğine neden olan şirketlerin toplumu aldatma yönünde artık “yeşil yıkama” ya da “yeşil aklama” yapamaz hale gelmeleri sağlanabiliyor.  

Yeni ekonomik sistemde şirketler de aktivist olmak zorunda

Dünyada artan çevre duyarlılığı, “İklim Değişikliği” ile mücadele ve “Sürdürülebilir Kalkınma” ilkeleri ile şekillenen yeni ekonomik düzende artık şirketlerin de bir aktivist gibi davranmak zorunda olduğuna vurgu yapan Dr. Uygar Özesmi, dönüşen sürecin şirketler için bir fırsat olduğuna dikkat çekti. Amerika Birleşik Devletleri’nde 2020 araştırmalarında Moderna ve Pfizer’ın dahi önünde en itibarlı şirket olarak “Patagonia” giyim ve spor malzemeleri şirketinin çıktığını, bunun nedeninin de aktivist bir şirket olmasında, müşterilerini çevre hareketi bağlamında örgütlemesinden kaynaklandığını söyledi.  Şirket ayrıca sivil toplum kuruluşlarına destek olurken, yeni döngüsel ekonomik sisteme uyumlanma ve ekolojik inovasyon konusunda başarılı olduklarını söyledi..

Artık tüketim değil doğayla dost “türetim” ekonomisi dönemi 

İklim Değişikliği ile mücadele sürecinde insanların doğayla uyumlu ve barış içinde oldukları bir gelecek için çalıştıklarını dile getiren Dr. Özesmi, dünyada artık ayıpsız mal ve hizmet üreten şirketlerin olduğu bu yeni bir iş modelinin giderek yaygınlaşacağına dikkat çekti. 

Türkiye’den çıkan ve Dünya’ya yayılan bir Good4Trust “iyiliğe güven” topluluğu oluşturduklarını açıklayan Dr. Uygar Özesmi, artık tüketim değil “Türetim Ekonomisi” kavramı ile ekolojik ve sosyal açıdan adil üretim ve hizmetlerin oluşturduğu, iyilik ve güvene dayalı bir ekosistemin geliştiğini belirtti. Özesmi’nin verdiği bilgiye göre Good4Trust’ta niyet belgesini imzalayan ve üretim süreçlerini beyan ederek yedi üyeden oluşan seçici konsey tarafından onaylanan 344 üretici işletme faaliyet gösteriyor ve yaklaşık 20 bin kişi bu topluluğa üye.


“Endüstriyel baskının efsanesi EFI, tüm sektörlerin sahip olmak isteği marka”

 


HABER-ARTİN ŞİRİNPINAR



Lidya Grup Geniş Format Satış Müdürü Mehmet Döner,

“Endüstriyel baskının efsanesi EFI, tüm sektörlerin sahip olmak isteği marka” 

Dünyada endüstriyel baskı sektörünün efsanesi olan EFI, reklam sektörü basta olmak üzere endüstriyel baskı yapan sanayi işletmelerine kadar tüm sektörlerin sahip olmak istediği lider global bir markadır. 

Dünden bugüne EFI markasının tarihçesi hakkında bilgiler veren Lidya Grup Geniş Format Satış Müdürü Mehmet Döner, şunları söyledi: 

“EFI, dünyanın önde gelen yazılım firmalarından birisi. Kuruluş yılı 1981 ve kuruluş amacı ilk olarak dijital baskı pazarı için renk yönetim sistemini üretmek oldu. Bunu da 1991 yılında dünyanın en iyi renk yönetim sistemini Fiery’i dünyaya hediye ederek başarmıştır. Bu kapsamda, üretmiş olduğu yazılımın çalışabileceği üniteyi, yazılım ile birlikte komplike bir şekilde çalışabilmesi için üreten ilk ve tek firmadır. Tabi bu durum dünyadaki tüm müşterilerine, üretim esnasında verimliliği ve stabilizasyonu sağlamak adına büyük fayda sağlıyor. Birçok global dijital baskı makinesi üreticisi, üretmiş oldukları birçok üründe ve özellikle de endüstriyel ürünlerinde, EFI’nin Fiery server’lerini tercih ediyor. Bu da EFI’nin, global dijital baskı pazarı için önemini gösteren en büyük göstergedir. EFI yazılım alanında güç kazanıp, dünyada bu alanda liderliğini ortaya koyması ile birlikte, artık yazılımlarının gücünü daha fazla sergileyebileceği endüstriyel baskı makinesi üretmek ve dünyaya pazarlamak amacı ile 2003 yılında Vutek markasını bünyesine katarak, artık dijital baskı alanında yazılım firması olmasının yanında, ekipman üreticisi olarak da anılmaya başlamıştır. Ve, yazılım tarafındaki gücünü, ekipman tarafında da ortaya koyarak Vutek markasını endüstriyel baskı alanında dünya liderliğine taşımıştır. Tabi bununla birlikte, kuruluşundan günümüze kadar dijital baskı sektörüne yatırımlarına devam ederek, bünyesine sırasıyla, etiket baskı makinesi Jetrion, seramik baskı markası Cretaprint, tekstil baskı makine markası Reggiani ve R2R baskı makinesi üreten Matan firmalarını katmıştır ve endüstriyel alanda hemen hemen tüm sektörlere hitap edebilir hale gelmiştir. Bu markaların tümü, kendi alanlarında dünya lideridir” dedi. 

EFI, Türkiye pazarına Lidya Grup işbirliği ile girdi 

EFI’nin ülkemiz pazarındaki yolculuğunu anlatarak konuşmasına devam eden Mehmet Döner, şunları kaydetti: 

“Türkiye pazarında EFI ve Lidya Grup işbirlikteliğinden bahsedecek olursak, iki firmanın yolu 2015 Kasım ayında kesişti ve işbirlikteliği bu tarihte başladı. Lidya Grup olarak, EFI işbirlikteliğimizin ilk yılı olan 2016 yılında dünya genelinde en iyi iş ortağı ödülünü alarak büyük gurur yaşadık. Bu da bizlere, ileriki süreçler için büyük motivasyon kaynağı oldu ve EFI markasını başarıyla temsil etmeyi sürdürüyoruz. Ülkemizde EFI markalı hemen hemen tüm ürün gruplarının satış ve servis hizmetini vermekteyiz. Bu kapsamda, EFI’nin sadece reklam sektörü için üretmiş olduğu 27 ayrı model bulunuyor. Bu ürün gamının hemen hemen tümünü, ülkemizde kurduk ve çalıştırıyor olmaktan çok mutluyuz. Bilindiği üzere EFI, ülkemiz pazarına Vutek markası ile giriş yaptı ve dünyada olduğu gibi ülkemizde de liderliği kimseye bırakmadı. Ülkemizde, Vutek markası özellikle reklam sektörünün efsane markası haline geldi ve tüm sektörün sahip olmak istediği bir marka oldu. Bu durum devam etmektedir ve Türkiye’de Lidya Grup iş ortaklığı ile marka, gücünü korumaya devam edecektir” diye konuştu. 

2021 yılını başarılı geçiriyor  

Geçtiğimiz yılı ve bu yılı değerlendirerek konuşmasını sürdüren Mehmet Döner, şunları anlattı: 

“Son bir yılı aşkın süredir, tüm dünya pandemi ile mücadele ediyor. Bizim ülkemizde bu durumdan oldukça etkilendi. Ancak bu süre zarfında, EFI yıllık cirosunun her yıl ortalama %25’ni ar-ge’ye ayırarak, daha çok maliyet avantajı sağlayan ve daha fazla inovasyona yönelik ürün gruplarını geliştirmeye ve üretmeye devam etti. Bu dönemde Lidya Grup olarak bizde, olabildiğince dinamik kalarak, müşterilerimiz ile yeni iş alanları ve teknolojik yenilikleri yakından takip ederek, bugünlere ve önümüzdeki günlere hazırlık yaptık. Bu yılın başında, EFI’nin endüstriyel anlamda ürün gamının en üst kademesine konumlandırdığı HS serisi makine satışını gerçekleştirdik. Ardından Hybrid segmentinde iki adet endüstriyel makine satışı gerçekleştirerek, 2021 yılına başarılı bir başlangıç yaptık ve yılın ilk 8 ayını başarıyla geçirdik. Bundan sonraki süreç için pozitif anlamda beklentilerimiz ve çalışmalarımız devam ediyor. Yıl içerisinde dinamik ve profesyonel satış kadromuz, uzman servis ekibimiz, 5 bölge ofisimiz, 23 ilde doğrudan satış ve servis hizmetimiz ve bunun dışında kalan tüm illerde 22 adet bayi kanalımız ile  müşterilerimize hizmet vermeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.